Booking.com

Yaşamda “Fark yaratan” biri olabilmenin 10 etkili yolu





İnsanlarla aranızda köprü kurmak istiyorsanız fark yaratabileceğiniz çok basit yöntemler var. İşte bu yöntemlerden 10 tanesi:

1- İnsanlarla kaliteli iletişim kurun

Çevresi ile kim olursa olsun olumlu diyaloglar kurabilen, çevresinde iletişim kalitesi ile iz bırakan ve kendini hatırlatabilen kişi olabilme özelliğini koruyabilen bir insan olabilmeleri… Her zaman, her yerde kaliteli ve etkin iletişim kurabilmeye çalışmak…

2- İnsanlara önemli ve değerli olduklarını hissettirin

İnsanların değerli olma ihtiyacına karşılık verebilen insanlar karşılarındaki ile uyumu yakalarlar. Bir insanın değersiz hissetmesine neden olursanız onu kaybetmek için en önemli adımı atmışsınız demektir. İnsanlara aklınızla olduğu kadar yüreğinizle de yaklaşın.

3- Karşınızdakine iltifat edin

Gün içerisinde bir insana herhangi bir nedeni olmaksızın abartmadan özellikleri, giyimi, davranışları ile ilgili bir iltifatta bulunun ama bunda mutlaka gerçeklik payı olsun. Ve en önemlisi içten olsun. Bakın nasıl etki ediyor? İltifatlarınızı insanlar içerisinde, eleştirilerinizi mutlaka yalnızken yapın. İnsanlar övgü ve takdir edilmeye açlık duyarlar.

4-Takdir ve teşvik edin

Özellikle iş hayatında övgünün gücüne inanın. İnsanların takdir edilecek yönlerini bulun. Hak eden insandan takdirinizi esirgemeyin. Takdir etmek, insanların yaptığı işe olan heyecanını ve şevkini arttırır. İşini takdir ettiğinizde; karşınızdaki kişide daha çok iş yapmak isteği uyandırır. Bir davranışını takdir ettiğinizde davranışları daha iyi olacaktır. Buradaki kilit nokta; karşınızdakinin kendini beğenmişliğini arttırmak, egosunu beslemek değil, onu teşvik etmek olmalı…

5-Kırıcı söz ve davranışlardan kaçının

Öfke kontrolünü yapamadığınız zaman kırıcı ve ağır konuşarak sadece içinizi dökmüş ve kendinizi rahatlatmış olursunuz. Bu uzun vadede pişmanlığa sebep olabilir. Ya karşınızdaki ne hale gelir, aranızdaki ilişki ne duruma düşer? Haklı iseniz, haklılığınızı insanlarla nezaketle kabul ettirin. İnsanlar hata yaptığında önce onları anlamaya çalışın. Bu hatayı neden ve hangi koşullarda yaptı? Hatasını bildiği halde yeniden yapmaya eğilimli mi?

6-İlk izlenime önem verin

Karşınızda bırakacağınız kalıcı etki öncelikle imajınızın yarattığı etkidir. Bu avantajı çok iyi de kullanabilirsiniz, çok kötü de… İnsanlar ilk defa karşılaştıklarında %90 birkaç dakika içerisinde daha çok görünüşe (fiziki özellikler, giyim, parfüm, beden dili, ses tonu ve diksiyon) göre yargıya varırlar.

7-İnsanları olduğu gibi kabul edin

Başka insanların nasıl davranması gerektiğine dair kurallar oluşturursanız onları kendinizden uzaklaştırırsınız. Karşınızdakine kendi olma hakkı tanıyınız. Karşınızdakinden sizin her onayladığınızı onaylamasını, sizin gibi düşünmesini ve davranmasını beklemeyiniz.

8-Dinlemeyi bilin

Genelde insanlar karşındakini dinliyorken, kendilerinin ne cevap vereceğini ve söyleyeceğini planlar ya da sürekli karşısındakinin sözünü keser. Bu da karşınızdaki kişinin vermek istediği mesajı net algılayamamanıza sebep olur. Hatta yanlış anlamalara, çatışmalara yol açabilir. Karşınızdakini etkin dinleyebilirseniz ona değer verdiğinizi ve saygı duyduğunuzu hissettirebilirsiniz. Dinlemek, duymak değil, karşı tarafın vermek istediği mesajı doğru anlayabilmektir.

9-Kendinize güvenin

Dik bir duruş, rahatsız edici olmaktan uzak doğru göz temas şeklini uygulayabilerek konuşabilen, düşüncelerini söyleyebilen, gülümsemeyi bilen insanlardan olabilmek. Etkili ses tonu ve diksiyonun kalitesi, kendini seven ama sadece kendine odaklı yaşamayan bir insan olabilmeyi, davranışlarının nedenini, duyguların ne anlama geldiğini, düşünce-duygu-davranış üçlemesinde dengeyi kurabilmeyi başarabilmek. İnsanın ilk arkadaşı kendisi olabilmeli… Ve daha da önemlisi önce kendisi kendini sevebilmeli ki, etrafındaki insanları sevebilsin.

10- Hedef belirleyin ve hedeflerinize göre hareket edin

Coşku hissedemiyorsa bir insan büyük ihtimalle hayalleri ya da hedefleri yoktur. Ya da onların yaşamasına izin vermiyordur. Coşkuyu yok eden bir diğer unsur da olumsuzluktur belki de… Hedeflerinin peşinden istikrarla giden ve bu hedef ve hayallerini gerçekleştirebilen insanlar hayatın içerisinde fark yaratabilme özelliklerinden birine sahiptir.

Diyaframı Kullanma ve Doğru Nefes Alma

nefes almak ile ilgili görsel sonucu

Nefes almadan yaşamamız mümkün değil,peki onu yeterince önemsiyor muyuz? Nefesimiz ne kadar kontrol altında..Ona dikkat edin, o ne kadar kontrolümüzdeyse hayatımız da o kadar kontrolümüzde….

Teknolojinin hızlandırdığı yaşamımızda maddeye gömülerek tüketilen yaşamlarımızda her gün artan huzursuzluklarımız,mutsuzluklarımız ve yaşamımızın giderek anlamsız hale gelmeye başlaması bu günlerde herkesin olağan durumu halinde….

Oysa bütün bunları kontrol altına alabileceğinizi biliyor musunuz? Kadim çağlardan beri insanın fizik,duygu,zihin ve bedendeki sıkışıklık ve blokajların açtığı rahatsızlıkların gidilmesi için meditasyon, yoga, reiki ve manyetik şifa gibi çalışmalar geliştirilmiştir..AMA BU ÇALIŞMALARIN DAYANDIĞI EN ÖNEMLİ TEMEL TEKNİK, NEFES ÇALIŞMALARI OLMUŞTUR…

Doğru Nefes almak vücudumuzun sağlıklı kalması ve ihtiyaç duyduğu oksijenin alınması;atık ve toksinlerin vücuttan atılması açısından çok önemli…Yeterli oksijen iç organların,hormon salgılayan bezlerin,sinir sisteminin ve beynin çalışması için şart…Beynimizin diğer organlardan daha fazla oksijene ihtiyacı var…Yeterince oksijen alınmadığında,zihinde bulanıklık,negatif düşünce depresyon,işitme ve görme bozuklukları başlıyor..Yaşlanmanın en belirgin sebebi hücrelerin yetersiz oksijen alması.Akut dolaşım bozukluğunun kalbe giden oksijeni durdurması kalp krizine;beyne giden oksijeni durdurması beyin kanaması ve harabiyetine yol açıyor…Düzgün ve yeerli nefes alamayanlar kendilerini sürekli yorgun ve depresif hissediyorlar…Uyku düzenlerinde sorun yaşıyorlar.Aynı döngüde kalmaları bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor..Canlı olmamanın ve genç kalmanın en önemli şartı temiz kan dolaşımı..Bunu sağlamanın en önemli yolu da nefeslerimizde saklı…Doğru nefes alarak organlarımızın beslenmelerini sağlayıp,hücrelerimizin verimliliğini arttırmak.kaçınılmaz bir gerçek..Doğru nefes almak yaşam süremizi uzatacağı gibi,bize son derce sağlıklı bir ciltte kazandırıyor..Doğru nefes alanlar karbondioksitli ortamlarda yada heyecan ve stres sırasında dengesiz tepkiler veriyor…Çünkü kırmızı kan hücreleri oksijeni organlarımıza daha yüksek oranda taşıyor..

Birçoğumuz hep ağzımızdan nefes alıp veriyoruz…Bu bize anatomik rahatsızlık sağlayan son derce yanlış bir davranış…Oysa doğrusu bunun tam tersi..Kadim kayıtlarda rahat ve kendini kasmadan durarak,karnımızı dışarı doğru genişleterek,göğsümüzü de full nefesle doldurarak tam nefes tekniği uygulamak…Yani diyaframımızı da kullanarak nefes almak…Yaşam süremizde bu yanlış, diyaframımızın zayıflayarak potansiyelini kaybetmesine sebep oluyor…Ortalama bir yetişkin dakikada ortalama 14 kere nefes alıp veriyor…Bu 24 saate 20 bin160 kez nefes alıp verdiğimiz anlamına geliyor..Yani günde 20 bin kere yaptığımız hatanın bizde ne gibi sonuçlara yol açtığını anlamamak mümkün değil…

İŞTE BU NEDENLE KENDİMİZE BİR İYİLİK YAPIP ÖNCE DOĞRU NEFES ALIP VERMEYİ ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR…


Doğru nefes almak ciğerlerin tamamının kullanıldığı bütünsel bir hareket olmasına rağmen, konunun daha iyi anlaşılması için nefes almayı üç ana kısma ayırıyoruz.

A) Üst solunum         
B) Orta solunum
C) Diyafram solunumu
               
Üst solunum; hemen herkesin kullandığı en az ciğer kapasitesinin kullanıldığı nefes alış şeklidir. Ciğerlerdeki havanın % 10 u sirküle edilir. Sığ ve yetersiz bir nefes alıştır. Korku, endişe, heyecan, yarış, rekabet içindeyken yoğunlukla ve mecburen alınır.   

Orta solunum; mide adaleleri ve kaburgalar arasında kalan ciğerlerin orta bölümünü de kapsayan bir nefes alış şeklidir. Üst ve orta solunum beraber hareket eder.Ciğerlerdeki havanın % 30 u sirküle edilir. Eğitim almış konuşmacı ve şarkıcıların kullanabildiği nispeten daha kapasiteli bir nefes alış şeklidir.

Diyafram solunumu; Mide üzerini kaplayan diyafram adalesinin alta doğru esnemesiyle açılan boşluğa ciğerlerin alt loplarının genişleme imkânı bulduğu ve ciğerlerin tamamının kullanıma sokulduğu bir nefes alma biçimidir. Ciğerlerdeki havanın yaklaşık % 50 si sirküle edilebilir. Diyaframla birlikte, orta ve üst solunum beraber hareket eder. Genişlemeyi, sonsuz kabulü, koşulsuz sevgiyi ve birlik bilincini beraberinde getirir.

Nefes almanın tek ve bütünsel bir hareket olduğunu ifade etmeme rağmen en az iki aylık bir süreç için tamamen diyaframınızı çalıştırmaya ve diyafram nefesine konsantre olmanız gerekiyor. Diyaframı önce hissetmeli, daha sonra kullanma kabiliyeti oluşturabilmelisiniz. Bu çalışma bir çok teknik içermektedir. Başlamak için önce diyaframı hissetmelisiniz.
Yüzüstü yere yatılarak ellerin çene altında tutulduğu timsah duruşu adı verilen pozisyon diyaframı hissetmeniz ve diyaframdan nefes almaya başlamanız için uygun olabilir. Sırt üstü yatarak kalın bir kitabı veya yaklaşık beş kiloluk bir ağırlığı göbek deliğinizin üzerine gelecek şekilde koyarak aldığınız nefeslerle kaldırmaya çalışmanız, diyaframı hissetmeye yardımcı olabilir. Bu çalışmayı en az beş dakika, ağırlığı vücudunuz algılamayı unutuncaya yani ağırlığın vücudunuzun bir parçası olduğu algılamasına geçinceye kadar bu çalışmayı yapabilirisiniz. Mekik ve sınav çekmek bu hissiyatı kuvvetlendirebilir. Oturduğunuz yerde ayaklarınızı yerden bir kaç santim kaldırarak bel ve mide ve diyafram adalelerinizi kuvvetlendirebilirsiniz.
Bunu her gün üç ayrı zamanda çalışarak nefesin diyaframdan alınışıyla ilgili bir fikre sahip olmaya başlayabilirsiniz.

Basit, fakat faydalı bir nefes egzersizinin adımları şöyledir:

Burnunuzdan yavaş bir şekilde ama alabildiğinizce çok nefes alın.
Sonra yine yavaş bir şekilde ağzınızdan verin.
(1) ve (2)'yi bir kere daha tekrarlayın.
Şimdi de burnunuzdan nefes almaya başlarken ağır ağır dörde kadar sayın.
Nefesi vermeye başlarken de altıya kadar sayın.

Nefes vermeyi, nefes almaktan daha yavaş yaptığınızdan emin olun.
Nefes verirken kaslarınızın rahatladığını ve gevşediğini hissedin.
Bu nefes egzersizini gerildiğiniz veya bunaldığınız herhangi bir yerde ve zamanda yapabilirsiniz.


* * * * * * * * * * * * * *

DİYAFRAM NEFESİNDE DİKKAT EDİLECEK AL TIN KURALLAR;
1- Nefes alırken derin, sık, çabuk, düzenli, gerilmeden, gürültüsüz alıp vermeyi öğrenmelisiniz.
2- Nefesinizi kesinlikle burnunuzdan alıp, ağzınızdan vereceksiniz.
3- Nefesinizi alış, tutuş ve veriş zamanlamanız 1- 4 -2 formülüne uygun olmalı.
4- Yani nefesinizi 2 saniyede almışsanız 8 saniye içinde tutacak ve 4 saniyede vereceksiniz.
5- Nefes alırken akciğerlerinizi zorlayınız. Nefesi uzun süre alıp tutmayı öğreniniz.
6- Bir anda fazla alınan oksijen baş dönmesine yol açabilir.
7- Amaç ciğerleri büyütmektir. Ama ciğerler bir anda büyümez. İdeal bir diyafram nefesi kısa sürede oluşturulamaz. .Çalıştıkça diyaframınızın geliştiğine tanıklık edeceksiniz.
8- Eğer gırtlağı fazla sıkarak havayı, tutmaya kalkarsanız gırtlak yorulur. Ses bozulmaya başlar.
9- Konuşmaya başladığınızda aldığınız hava bir çırpıda boşalıp bitmemelidir. Aynı havayı en uzun süre kullanmayı öğrenin. Ama bu sırada kasılmamalı ve gırtlağın kapanmasına neden olamamalıyız. Yoksa hırıltıdan başka bir şey çıkaramayız.


"DOĞRU NEFES ALMA VE DİYAFRAM KULLANMA EGZERSİZLERİNE ÖRNEKLER;

Örnek;

1) Şimdi, her hangi bir tabure veya sandalyeye, oturacağınız şeyin ucuna kadar gelerek yarım oturun. Bacaklarınızı mümkün olduğunca birbirinden ayırarak açın.
2) Vücudunuzla bacaklarınızın arasına doğru mümkün olduğunca eğilin.
3) Bu pozisyonda kalarak nefes almaya çalışın. Nefes aldığınızda, göğüs kafesinizin genişlemediğini, sadece karın ve böbrek üstü bölgelerinden genişlediğinizi gözlemleyin.
4) Doğrulun ve nefes alın. Bu defa alt bölgenin genişlemediğini sadece
göğüs kafesinin genişlediğinin farkına varın.
5) Bir defa daha eğilin ve nefes alın. Bu kez aldığınız nefesi doğrulduğunuzda da almanız gereken doğru nefes olduğunu bilerek. Nefes alış verişlerinizi bir süre izleyin ve doğrulduğunuzda hatırlamak üzere kendinizi programlayın.
Tekrar doğrulun. Biraz evvel eğik olmanızın size kazandırdığı orijinal nefes alışı tekrarlayınız. Eğik durumda aldığınız gibi göğüs kafesinizin genişlemediği ve yukarı hareketlenmediği, buna karşın göbek deliğinizin altından, böbreklerinizin ve kalçalarınızın biraz üstünden geçen hayali çemberi genişleterek nefes alın.
7) Tekrar eğilin ve nefes alın. Bu pozisyonda hissettiklerinizin ne kadarını doğrulunca yapabildiğinizi hatırlayın.
8) Doğrulun. Eğik olduğunuzda aldığınız nefesin aynısını alıncaya kadar bu tekrarları sürdürün.

Örnek;

Sandalye veya benzeri sert bir zemine oturun. Ellerinizi tercihen bacaklarınızın üzerine bırakın. Mümkün olduğunca karın, mide ve kalçalarınızı kasarak hissedin, sonra iyice serbest bırakın. Kalça, mide ve karın kaslarınızı tekrar kasarak sıkıştırırken ciğerlerinizdeki bütün nefesi sonuna kadar verin. Kalça, mide ve karın kaslarınızı serbest bıraktığınızda yeni alacağınız nefesin biraz evvel sıkarak ve kasarak hissettiğiniz bölgeye alınmasına gayret gösterin. Nefesi bu bölgeden aldığınıza emin oluncaya kadar bu çalışmayı tekrarlayın.

Örnek;

Diyaframı hissetmek ve göğüs kafesinde genişleme olmadan nefes almayı gerçekleştirmek için atkı, kemer veya bir metre uzunluğunda kalın bir ip alın. Sandalye veya taburede otururken atkıyı birer ucundan tutarak gerin. Başınızın arkasına geçirip sırtınıza dayayarak iki ucu göğüslerinizin önünde düğümlenecek şekilde iyice sıkın. Bu şekilde göğüs kafesinizi atkı ile kontrol etmiş olacaksınız. İyice sıktığınız için göğüs kafesinin genişlemesi ile alacağınız yanlış nefesin farkına daha rahat varacaksınız.
Şimdi, iki elinizle sırtınızdan geçirip önden çekerek sıktığınız atkının açılmamasına dikkat ederek, karın çevresinden nefes almaya başlayın. İki elinizle çekerek germenize rağmen atkının genişlediğini fark ediyorsanız. Diyafram nefesi alamıyor, bunun yerine üst solunum yapıyorsunuz demektir.
Elinizle sıktığınız atlı hiç açılmadan sadece karın bölgesinden nefes alıp vermeye başladığınızdan emin oluncaya kadar çalışmayı sürdürebilirsiniz.

Örnek;

İslam anlayışı içinde Allah ve hu zikirleri ile yapılan çok kuvvetli bir nefes çalışması vardır. Özellikle güne baslarken veya çok sinirlendiğiniz anlarda ya da önemli bir is öncesi stres hali oluştuğunda bu solunum çalışmasının faydası olacaktır.  Bu çalışma çok çabuk bir vecd hali ( meditatif hal ) oluşturduğu gibi, nefes eksersizi olarak da kullanılan bir çalışmadır. Çalışma çok basittir;
Gözler kapalı otururken, sesi kullanmadan sadece nefesle fısıldayarak, nefes alırken “Allah”, verirken “Hu” diyerek, düzenli bir ritm tututurmanız gerekiyor. Allah kelimesini yavaşca nefesi içeri alırken fısıldayıp, Hu kelimesini sertçe fısıldayarak nefesi vermek gerekiyor.


Örnek;

Gassho duruşu ile Nefes Alma Tekniği
Bu alıştırmayı her zaman her yerde özellikle negatif bir şey hissettiğinizde, kızdığınızda, üzgün olduğunuzda ve korktuğunuzda yapın.
Bu nefes alma alıştırmasının amacı düşünceye konsantre olmaktır. Bu yolla her zaman kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Hissetme ve bilme kabiliyetiniz açılacak. Elleriniz daha hassaslaşacak. Dolaysı ile enerjiyi daha çok hissedeceksiniz.
Sandalye veya bir tabureye oturun ve gözlerinizi kapatın. Gassho pozisyonunu alın. ( ellerinizi avuçlarınız birbirine yapışık olduğu halde parmaklar yukarı bakacak şekilde göğsünüze yaklaştırın.)
Yavaş ve sakin bir diyafram nefesi alın.
Ellerinizi yukarı kaldırın. Ellerinizle ve tüm vücudunuzda enerjiyi hissedin.
Yavaş ve sakin bir şekilde nefesinizi verirken ellerinizi yavaşça aşağıya indirin ve tam kalbin üstünde gassho pozisyonunda tutun..
Tekrar diyafram nefesi alırken enerjinin parmaklarınızdan girip karnınıza doğru aktığını canlandırın kafanızda.
Nefesinizi verirken enerjinin karnınızdan parmaklara doğru aktığını ve dışa doğru adeta fışkırdığını hayal edin ve bu çalışmaya bir süre devam edin.
Gassho duruşu ile bitirin ve enerjiyi topraklayarak nötralize edin.


NEFESLE AĞRI VE SANCIYI DIŞARI TOPLAMAK

1) Bir tabure veya sandalyeye oturarak gözlerinizi kapatın.
2) Nefes alırken ağrı veya sancıyı bulunduğu yerden iki kaşınızın ortasına taşıyın.
3) Ağrı veya sancıyı nefesinizi tutarak omuriliğinizi izleyen bir hattan hara dediğimiz bölgeye taşıyın. ( göbek deliğinin iki parmak altında içeriye doğru dört parmak mesafede ikinci çakra dediğimiz elma hacminde yoğun enerjitik bölge )
4) Nefesinizi tutmaya devam ederek haraya topladığınız acı veren enerjiyi kuyruk sokumunuza transfer edin.
5) Nefesinizi vererek ağrı veya sancı enerjisini kuyruk sokumunuzdan dışarıya atın.
Ağrı veya sancın tamamen bitinceye kadar çalışmayı tekrarlayın.


sağlığınızı tepeden tırnağa geliştirme;
Kısıtlayıcı nefes alma modelleri, bilinçaltı savunma mekanizmalarının tatsız duyguları “bastırma”sını sağlar. Öyle ki bu tür sağlıksız nefes alma modelleri genelde çok eskilere, hatta doğuma kadar geri giden travmatik duygusal veya fiziksel olaylar ile başa çıkmak için yapılmış girişimlerin sonucudur. Duygular ifade edilmeden bastırıldığında, bilinçli olarak itilirler ya da bilinçaltında “bastırılır”lar (yani akılda ve vücutta kronik gerginlik halinde kalırlar). Bu tür ifade edilmemiş duygular/hisler, kaçınılmaz olarak ağrı ve hastalık halinde ortaya çıkarlar. Duygular bir tür enerjidir, bu nedenle yok edilemezler (Einstein’ın yıllar önce kanıtladığı gibi, enerji yok edilemez), sadece biçim değiştirebilirler. İşte bizim sorumluluğumuz, bu enerji vücutlarımıza ve/veya aklımıza hastalık getirmeden önce onu dönüştürmektir.

Bolluk içinde yaşam;
Nefes almak, refleks olarak yapılan bir metabolizma işlevidir, fakat dizginleri ele aldığımızda bilinçli bir işlev haline gelir. Transformal Nefes sonuçta yaşamlarımıza bilinçli olarak canlılık kazandırmamızı sağlayan ve rastgele düşüncelere ve olaylara kendimizi bırakmamızı önleyen özelliğinin nedeni işte budur. Kendimizi olayların akışına bırakabiliriz ya da hayatımızı yönetebiliriz, seçim bize kalmıştır. Dizginleri ele aldığımızda, bolluk duygusu oluşturmak basit bir işe dönüşür. Bolluk duygusu olmamasının nedeni, genelde hiçbir şeyin yeterli olmadığına ya da değerli olmadığına inanmamızdır. Transformal Nefes, bu sınırlayıcı inançları temizler, böylece alışkanlık olmuş “baltalayıcı” davranışlarımızdan kurtuluruz.

Mükemmel İnsan ilişkileri;
Hiç yakınınız olan birinin her zaman davranışlarınızı, düşüncelerinizi, yaşamınızı denetlemek istediği oldu mu? Çoğu kişi, sevilmeye giden tek yolun başkaları üzerinde denetim kurmaktan geçtiği kanısındadır. Böylece kendimizi güvende hissederiz, bize gereksinim duyulduğuna, istendiğimize, arzu edildiğimize inanırız. Transformal Nefes ilişkilere yepyeni bir perspektif getirmektedir, çünkü insanın özü ile canlı ve yadsınamaz bir düzeyde iletişim kurmasını sağlar. Bu bağlantı sayesinde, isteyebileceğimiz tüm sevgiye zaten sahip olduğumuzu anlarız ve insanları manipüle ederek asla ulaşılamayacak bir kalite düzeyine yükseliriz. Kafamızdaki “Senden nasıl çok şey alabilirim?” sorusu “Sana ne kadar çok şey vermeme izin vereceksin?”e dönüşür.

Tüm düzeylerde güç kazanma;

Dünyanın en iyi atletleri, tam diyafram nefes alma tekniğini bilmeselerdi en iyi atlet olamazlardı. Bu tekniğin önemi bir kere anlaşıldıktan sonra, nefes almakta başlıca araç olarak ustalaşmak gerekir. Böylece aklımız odaklanır, vücudumuz enerji kazanır ve özellikle de kaslarımız güçlenir. Ayrıca odaklanma, performans ve dayanım düzeyleri yükselir.

Enerji düzeyini arttırma ve stresi azaltma;

Yapmak istediğiniz her şeyi yapacak enerjiniz olmadığı için hüsrana uğradığınız hiç oldu mu? Aklınıza ve vücudunuza ayrılan enerjiyi arttırmanın en önemli yolu, kan dolaşımınızdaki oksijen düzeylerini arttırmaktır. Enerjimizin yüzde yetmişini (%70) nefes alarak elde ederiz. Transformal Nefes seansları, aldığınız oksijen miktarını aniden ve büyük ölçüde arttırarak size enerji kazandırmaktadır. Ayrıca solunum mekanizmalarının (kaslar, akciğer dokuları, alışkanlık modelleri) kişi stres altında iken daha çok oksijen alması sağlanır, böylece endişeye kapılarak kaçma veya kavga etme reaksiyonları engellenir.

Başkalarını Koşulsuz Kabul Etmek


Diğer insanlar sık sık size düzeysiz, çirkin, kötü ve haksız davranırlar. Neden mi? Nedeni yok....insan kusurlu bir varlık. İnsan ırkının tüm tarihinin gösterdiği gibi, dünyanın durumu bu!
Öyleyse, uydurma eğilimi gösterdiğiniz, bir gereklilik olarak gördüğünüz, Akılcı Olmayan Düşüncelerinizden yaygın bir tanesine bakalım: “Diğer insanlar bana mutlaka düşünceli, sevecen,  nazik ve adil davranmak zorundalar, yoksa bu hayat çekilmez, bu bana haksızlıktır ve bu  bana bunu yapan insanların rezil – işe yaramaz insanlar olduklarını gösterir. İnsanların şu anki kadar rezil davranmamaları gerektiği için, kesinlikle böyle davranmamalılar.”
İnsanlar şu anda apaçık bir biçimde kötü davranırlarken, kötü davranmamaları nasıl mümkün olabilir? Size göre, kuşkusuz iyi davranmadıkları halde iyi davranmaları gerektiği nerede yazıyor?
Bu kadar saçmalık yeter! Diğer insanların davranışları size zarar verdiğinde, bu sizin kişisel sorununuzdur. İnsanlar, canları nasıl isterse öyle davranabilirler. Siz de buna gerçekten katlanamıyor olsaydınız, onların yaptıkları yüzünden ölürdünüz. Ne sıklıkla ölüyorsunuz?
İnsanları kusurlu olarak kabul edin. “Günah” işlemeye devam etse de, günahı işleyeni kabul edin. Unutmayın, ama bağışlayın.
Kızgınlık, öfke, gazap, bunları yenmek zordur; çünkü egonuza kendi iyi hissettirirler.  Öfkelendiğinizde, kendinizi güçlü hissedersiniz – o kişiyi aşağılar böylece duygusal tahteravallide yukarı çıkarsınız. Kendinizi sizi inciten kişiden daha iyi bir insan olarak hissedersiniz, çünkü karşınızdaki kişi haksız, rezil ve işe yaramaz biri olduğu halde, siz tamamen haklısınızdır.
Aslında, kızgınlık ve öfke zayıflığınızı gösterir. Sizi dogmatik yapar, denetimden çıkarır ve içgüdülerinizin oyuncağı haline getirir. Sizi aşırı genelleme yapmaya, aptalca kararlar vermeye, zamanınızı ve enerjinizi boşa harcamaya, nefret ettiğiniz kişiye kafanızı takmaya, arkadaşlarınızı yitirmeye, sevdiğiniz insanlarla aranızı açmaya ve delice, yıkıcı ve hatta bazen suç içeren eylemlerde bulunmaya iter. Fiziksel açıdan da size zarar verir: Sıklıkla boş yere sizi strese sokar, tansiyona, kalp hastalıklarına, ülsere, bağırsak hastalıklarına, ankisiyeteye, depresyona ve diğer fiziksel hastalıkların ortaya çıkmasına yol açar. Kızgınlık ve öfke, etkili sorun çözme, kısa ve uzun erimli plan yapma, başarı için çalışma, üretkenliğe, sporda başarılı olma ve benzeri yapıcı uğraşlara engel olur.
Size zarar veren insanları koşulsuz kabul etmek önemlidir. Sizi inciten insanları koşulsuz kabul ederek, duygularınızı kendiniz yarattığınızı ve kendinizi yönettiğinizi, bazen de yönetemediğinizi kabul edersiniz. Diğer insanları özellikle sizi inciten kişileri koşulsuz kabul etmek, dürüst – gerçekçi ve kullanışlı bir özelliktir. Sizi yaşamda sürücü koltuğuna oturtur ve daha az paralize olursunuz. 
İnsanlardan size zarar gelebileceğini kabul etmekle işe başlayın. O zaman düşünce ve duygularınızda kızgınlık ve öfkeyi ortadan kaldırmayı başlayacaksınız. İnsanların bize adil davranması gerektiğine dayatmamak, haksızlık duygusuyla başa çıkmanızı kolaylaştırır.

Kaynak Kitap: “Nasıl Mutlu Olursunuz?” – Yazar: Dr. Albert Ellis

Kişisel farkındalık ne kazandırır?





Bazen hayat ağır gelmeye başlar. Hatta yaşadığı hayatın kişinin kendisini aşmaya başladığı, sorunların içerisinden çıkılamadığı anlar olur. Bir sorun ile boğuşurken başka biri de eklenebilir. Boşa koyar dolmaz, doluya koyar almaz. O zaman bir mucizeye ihtiyaç duymaya başlanır belki de…

Birilerinin, bir şeylerin bizi bu kaosun içerisinden çekip çıkarmasına… İşte o beklenen mucizenin; insanın üzerine binen yüklerden, yaşanan pişmanlıklardan kurtarması beklenebilir.

Oysa insanı kendisinden başka kurtaracak ya da yaşadığı hayatın dışına taşıyabilecek başka biri yoktur: gerçekçi olunduğunda… Çünkü her şey aslında insanın “ben” olabilmesinde biter. Başka bir “Ben” yoktur. İnsanın kendini doğru tanıması işte burada devreye girer: kişisel farkındalık…

İnsan kendini tanıdıkça; kişisel farkındalığı arttıkça neyi, neden o şekilde yaşamış olduğunu, bulunduğu durumdan nasıl en az yara alarak çıkabileceğini de ancak kendisi bulabilir.

Bu farkındalığı arttıkça yaşadıklarının onun hayatına ne anlam yüklediğini; doğru yaşadıysa devam etmesi, eğer yürümeyen ya da huzurunu bozan, bunaltan, kaosa düşüren ve kendisini mutsuz eden bazı sorunlar yaşıyorsa da bu sorunlar karşısında nasıl ayakta kalabileceği ya da bu sorunu bir daha yaşamamak adına nasıl davranması gerektiğini de böylelikle gene kendisi çözebilir.

Kişi bu durumda kendisine rehberlik edecek bir yol haritası çıkarabilir. Geçmişte yaşadığı ve şu an kendisine engel olan şeyleri geride ve serbest bırakmayı deneyebilir. Geçmişte yaşanmış ve bugüne zarar veren bilinçaltı kalıplarını temizleme/temizletme yöntemlerine şans verebilir.

Bilinçaltına yerleşmiş korkular insana şu anda yaşadığı hayattaki enerjisini dengeleyebilmesine engel olabiliyordur. Bunun farkına varabilen kişiler bu korkuları ile yüzleşerek, bilinçaltı kayıtlarını temizletebiliyor ve yerine olumlu düşünceleri koyma yöntemi ile hayatının kalan kısmında çok daha mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi başarabiliyor. Hayattaki zorluklar bitiyor mu? Tabi ki hayır… Sadece kişi bu zorlukları daha kolay ve daha az hasarla, daha kısa süreçlerde, daha kolay uyum sağlayarak atlatabilmeyi başarabiliyor.

Enerjisini emen, sürekli kendisine sınırlar koyan, onu anlamak yerine yargılayan veya kısaca faydasından çok zararı olan insanları mümkün olduğu derecede hayatından, çevresinden temizleyebilir. Temizleyebilecek ortamı yok ise de; bu kişilere karşı davranış kalıplarını değiştirebilir. Bu enerji vampirleri sadece kişiler değil, insanın ilerlemesine, huzurlu bir hayat sürmesine çelme takan kişisel takıntılar, alışkanlıklar, kemikleşmiş fakat bir adım öteye de götürmeyen bakış açıları da olabilir.

Kendini tanımak; biraz da insanın hayata, çevresine karşı kendisini koruyabilmesinde önemli bir etken gibi geliyor bana… Kendiyle ya da çevredeki insanlar ile nasıl iletişim kurması gereği ya da kişinin temelde aslında kim olduğu, neyi, ne tarzda yaşamak istediği ile ilgili bir ipucudur kendini doğru tanımak… Doyumlu ve mutlu bir yaşam kişinin kendi farkındalığı ile yolunu daha net bulabilir.

Kişi gereklilik duyduğu alanlarda hayatına değişimler getirebilir. Bu değişimler sırasında çeşitli dönemeçlerden geçebilir, bazı tümseklere takılabilir. Fakat onu ayakta tutacak bir amacı vardır; kişi kendine anlamlı bir söz vermiştir. Belki bu değişimler zaman alacaktır ama kişiyi bulunduğu durumdan bir üst seviyeye çıkartacaksa bu süreçte harcanacak emeğe, enerjiye ve zamana değecektir.

Değişimler biraz zaman alır; doğru…

Mücadele etmek zor olabilir. Ama olumlu sonuçlar yaşanmaya başlandığında ve yaşamın kalitesi arttıkça, değişimlerin enerjisini kişi kendinde hissedecektir. Yaşanan bu gelişmeler; değişimlerin stresini yavaş yavaş kişinin üzerinden kaldırmaya yerini yepyeni, taze bir yaşam enerjisi ile doldurmaya başlayacaktır.

İş ve özel yaşamda tükenmişlik duygusu

Duygular003
Tükenmişlik duygusu… Bu duygunun çıkış noktalarından birisi de kişinin enerjisinin düşmesi, düşen enerjisini tazelememesi,  pozitif yükleme yapamaması olabilir. Enerjideki yükselişler ya da düşüşler dış dünyamızda yaşadığımız olayların seyrinde de etkilidir belki de…
Tükenmişlik duygusu; kritik gedik dediğimiz zamanlarda iş hayatında, özel ilişkilerde, kişinin kendi iç bünyesindeki doyumsuzluklar baş gösterdiğinde yaşanabilir. Kişi olmak istediği ile şu anda nerede olduğu arasında  bir boşluk yaşıyor olabilir.
Hayat çarkı dengeli ve sağlıklı dönmemeye başlamıştır. Hayat çarkındaki sosyal yaşam, kariyer, özel ilişkiler, bireysel gelişim, para ya da sağlık  alanlarında dengeler bozulmaya başlamıştır.
İş hayatında tükenmişlik duygusunun özellikle aynı yerde uzun bir süreci doldurmuş,  bu süreçte halen terfi alamamış veya istediği ekonomik geliri elde edememiş  insanlarda görülme potansiyeli daha yüksektir. Kişi mevcut olduğu durum ile mevcut olmak istediği durum arasında farklılıklar yaşıyor olabilir. Veya kişi çevresi ile iletişim problemleri yaşamaya veya eğer böyle bir durum yaşıyor ise; mobbing’i  tolere edememeye,  yaptığı işin hayatının bir parçası olmadığını hissetmeye başlamıştır.
Kısaca kariyerinde dalgalanmalar yaşıyordur. Ya mevcut düzenine uyum sağlamalıdır ya da yeni arayışlara yönelebileceği gücü toplamalı, kendine güvenini tazelemeli ve dış koşullar her ne kadar çok da kolay olmasa da adım atma, yer ya da iş tarzı değiştirme korku ve endişesini yenmelidir. Buradaki en önemli gerçek; kişinin atacağı adımın kendisini bulunduğu konumdan daha kötüye değil;  daha iyi bir seviyeye götürebileceği bir adım olmasıdır.
Özel yaşamda ise; yaşanan ilişki bir aşama kaydetmiyordur, evlilik isteniyor karşı tarafın engeli ile karşılaşılıyordur, istenen doyum sağlanamıyordur, taraflar birbirini eskisi gibi tolere edemiyordur. Birlikte geçirilen zamanlar sınırlıdır. Yaşanan evlilikler, ilişkiler alışkanlığa dönüşmüştür, sevgili anlamı yitirilmiş ilişki arkadaşlığa dönüşmüştür. Taraflarda başka insanlara yönelme durumu yaşanıyordur. Taraflar birbiri ile artık kaliteli zaman geçiremiyordur. Birbirini dinlemiyordur; empati kuramıyordur. Birbirini yargılamalar, birbirine karışmalar artmıştır.  Evinde yaşananlar kişiyi  huzursuz bir hayata sürüklüyordur. Alma-verme dengeleri bozulmuştur. Birbirini değiştirme çabaları tarafları olumsuz duygulara sürüklüyor, ilişkiden ya da karşıdaki kişiden soğutuyordur. Kısaca ilişkide dengeler bozulmuştur.
Parasal alanda tükenmişlik yaşayan kişi ise  yeterli geliri elde edemediğini biliyordur ve bu durumun getirilerinin stresinin yükünü taşıyamamaya, mevcut gelirinin çarkı döndürmediği endişesini yaşamaya, yaşam tarzı gelirinin üzerinde seyretmeye ve kişi bunu karşılayamamaya başlamıştır. Parayla ilgili davranış kalıplarında, parayla olan ilişkisinde sorunlar vardır. Veya parayı kazanabileceği alternatifleri oluşturabilmekte kendisi dışında gelişen  tıkanıklıklar yaşıyordur.
Tükenmişlik duygusu yaşayan birey, sabah yataktan kalkmak istemez, işe gidilecek ise kişinin ayakları geri gider, içinden hiçbir şey yapmak gelmez, insanlar üstüne   geliyordur, kimse onu anlamıyordur. Eski alışkanlıklarının gölgesinde kaybolmaya başlanmıştır. Kendi iç benliği ile ve çevresi ile uyum kaybedilmiştir. Yaşama sevinci kalmamıştır. Hatta kendi öz benliğinden bile uzaklaşmaya başlamıştır. Enerjisi negatif yönde düşmüştür.
İnsan beyni nedense olumludan çok, olumsuza daha çok odaklanabiliyor. Gün içerisinde insan beyninden geçen olumsuz düşünce oranının olumlu düşünce oranına göre daha yüksek olması gibi… İnsanın ruh halini, psikolojisini, gündelik modunu enerjisindeki negatif ya da pozitif dalgalanmalar etkileyebiliyor. Hatta bilinçaltına yerleşmiş korkular insana şu anda yaşadığı hayattaki enerjisini dengeleyebilmesine engel olabiliyor.
Bunun farkına varabilen kişiler bu korkuları ile yüzleşerek, bilinç altı kayıtlarını temizletebiliyor. Ve yerine olumlu düşünceleri koyma yöntemi ile hayatının kalan kısmında çok daha mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi başarabiliyor. Hayattaki zorluklar bitiyor mu? Tabi ki hayır… Sadece kişi bu zorlukları daha kolay ve daha az hasarla, daha kısa süreçlerde, daha kolay uyum sağlayarak  atlatabilmeyi başarabiliyor.
Enerjisel dalgalanmalar kişinin ruhsal sağlığının dengesinde de bozulmalara sebep olabilir. Bu bozulmalar sonucunda da kişi kendi negatif enerjisi altında ezilebilir. Bu durum tükenmişlik duygusunu daha da tetikleyebilir.
Negatif düşünce ve duygulardan uzak, enerjileri pozitif olan veya enerjileri düşse dahi enerjisini yükseltebilen insanların üretkenlikleri, başarılarının daha fazla olabilmesi,  hayattan aldıkları hazzın tatmini ve hayatın iniş-çıkışlarına bakış açıları, iş hayatındaki performansı ve  sosyal hayattaki yaşam enerjisi  çok daha farklı olabiliyor.
Yaşadığımız hayat evet oldukça zor, yüklerimiz fazla… Bu benim kadar hepimizin yaşadığı ve mücadele etmeye uğraştığı bir gerçek… İnsanız sonuçta an geliyor bu yükler sırtımızda kambur oluşturdukça sendeleyebiliyor, gücümüzü yitirebiliyoruz ama bu bizim kurban rolünü benimsemeyi seçmemizi gerektirmeli mi? Yoksa bir üst seviyeye çıkmamız için bizi tetiklemeli mi?
Kazanan insanların ya da hayatının bir evresinde tükenmişlik duygusunu yaşayan ve bu evreyi olumlu yönde atlatabilen  insanların çoğunun başarısının sırlarından biri de olumlu düşünce gücünün, girişimci ruhunu yaşatabilmesinin, kendisinin yapabilirliklerine inanmanın ve bu inançla değişimlere yüreğini ve zihnini açabilmenin verdiği motivasyon ve olumlu enerjidir belki de…