Booking.com

Şükretmekle başlayan mucizeler,devleşen dalgalara dönüşür sürekliliğinde..Gördüğün herşeyin sana hizmet ettiğinin farkındalığı,kalbindeki kilitleri açar bir bir..
Vermenin almaktan daha yüce olduğunun sihridir anahtar... OLan her şeyin BENim hayrıma OLduğunu biliyor ve her şey için "ŞÜKREDİYORUM"

SEVGİ ÜZERİNE



...(Peki Ya Sizce???)
*Gelişmemiş sevgi şu ilkeyi benimser;
“Sevildiğim için seviyorum...”
*Gelişmiş sevgi ise şu ilkeyi benimser;
“Sevdiğim için seviliyorum...”
*Olgunlaşmamış sevgi şunu der;
“Seni, sana ihtiyacım olduğu için seviyorum...”
*Olgun sevgi ise;
“Seni sevdiğim için sana ihtiyacım var” der.

Dört Köşe Prensibi


Dört Köşe Prensibi

Birinci köşe:
-İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.
İkinci köşe:
-Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürür ya da bize bir şey öğretirler.
Üçüncü köşe:
-Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. “Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı” gibi bir cümlenin yani “keşke” lerin manası yoktur. Ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.
Dördüncü köşe:
-Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse bu gerekiliğindendir. Bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye, yeni bir başlangıç yapma anına doğru bakmak daha iyidir.

Bilinçaltındaki Bombalar - Olumlu ve Olumsuz Konuşmaların Beyine Etkisi



Hiç ameliyat geçireniniz var mı?

Bir çok kimsenin "evet" dediğini duyuyorum. İkinci soru geliyor o zaman.

Peki ameliyat esnasında yanınızda konuşulanları hatırlıyor musunuz?

Narkozla yani anestezi ile ameliyat geçiren herkesin bu soruya "hayır" dediğini duyuyorum.

İsterseniz ameliyata kadar gitmeyelim. Uyurken yanınızda biri konuşsa sabahleyin uyandığınızda hatırlar mısınız? Bu soruya da herkesin "hayır" dediğini duyar gibiyim.

Bu sorulara ben de sizler gibi cevap veriyordum ta ki az sonra yazdığım şeyleri öğreninceye kadar.

Güzel insanlar sizlere bildiğinizi yerinden oynatabilecek ve sizi hayretler içinde bırakabilecek bir şey söyleyeceğim. Bilinçaltı biz farkında olmadan her detayı kaydeder.

Yukarıdaki hayati ifadenin en önemli sonucu şudur: Çocuklara verdiğiniz her mesaja, yaptığınız her yüklemeye dikkat edin, özen gösterin!

Öyle ki verdiğiniz mesajlar ve yaptığınız yüklemeler onun kendisine güven duymasını ve mücadele gücünü artırabilirken düşünce gücünü zayıflatarak onu beceriksiz, özgüveni yetersiz biri haline de getirebilir.

Birçok anne babadan şu şikâyetleri çok duyarız: "Hocam dediklerimi hiç dinlemiyor, yapmıyor. Hep tersini yapıyor. Oysa ben onun için güzel şeyler düşünerek neler neler anlatıyorum. Söylediklerime bir dikkat etse inanın hiçbir problem kalmayacak, çok iyi anlaşacağız."

Şöyle soruyorum hemen arkasından: "Çocuğunuza söylediğiniz o neler nelerden birkaç tane de bana söyler misiniz?"
Bizimkiler başlıyor: "Oğlum, kızım şunu yapma. Buraya gitme, o öyle yapılmaz. Sen beceremezsin."

"Eğer ben sizin evladınız olsam ben de yapmam" deyince anne babalar hemen şaşırıyor.

Dostlar, sizler de çocuklarınıza yukarıdaki gibi yüklemelerde bulunuyorsanız ve çocuğunuz yapmıyorsa bunun sebebi şudur:

İnsan zihni olumsuz mesajları algılamaz yani olumsuzluk eki ile biten bütün kelimeler zihnimiz tarafından olumluya dönüştürülerek algılanır.
Kızınız elinde çay tepsisiyle geliyor. Siz şöyle dediniz: "Kızım dikkat et sakın dökme!"

Emin olun sizi yalancı çıkartmaz, döker.

"Sigara içmek yasaktır" levhasını gören tiryakinin aklına sigara içmek düşer.

Geçenlerde bir özel okulun öğretmenlerine gittiğim bir öğrenme seminerinde orada bulunanlara şu iki soruyu sordum: "Öğrencilerin bir konuya dikkatlerini çekmek istediğinizde çocuklar burayı unutmayın" diyenlerle "burayı her zaman hatırlayın" diyenler el kaldırsın dedim.

Sonuç ne biliyor musunuz?

Neredeyse tamamı "çocuklar burayı unutmayın" diyorlarmış.

Arkasından aşağıdaki bilgiyi verdim:

Allah insan beynini iç içe geçmiş üç katman halinde yaratmıştır.

En altta, en içte ilkel beyin yer alır. Ortada limbik sistem, en dışta ve en üstte de korteks yer almaktadır.

İlkel beyin; kuşlar dahil tüm canlılarda, limbik sistem; bazı memeli hayvanlarda ve insanlarda, korteks ise sadece insanlarda bulunur.

Korteks te sağ ve sol beyin olarak iki parçadan oluşmaktadır. Öğrenme bu sağ ve sol parçalarda (lob) meydana gelmektedir.

Beynimize ulaşan ilk mesaj en ortada bulunan limbik sisteme gelir. Limbik sistem gelen mesajı değerlendirir, olumsuz ise ilkel beyine havale eder. Olumlu ise kortekse gönderir. Yani olumsuz duygular ve mesajlar, sistemi ilkel beyine, olumlu duygular ve mesajlar da kortekse yönlendirir.
Onun içindir ki insan beyni olumsuzu algılayamaz.

Beynimizin duygusal merkezi (limbik sistem) oldukça güçlüdür. Nefret, şiddet, sinir, korku, kaygı, aşırı heyecan gibi olumsuz duygular beynin sağlıklı düşünmesini ve konsantrasyonunu yani odaklanmayı engeller.

Duygusal yönün zayıflaması öğrenmeyi de zorlaştırır. Uzmanlar beynin düşünen ve üreten parçasının (korteks) beynin duygusal parçasından ürediğini söylerler. Güven, takdir, sevgi, canlılık, mizah gibi olumlu duygular öğrenmeyi ve çalışmayı kolaylaştırarak olumlu düşünmeyi geliştirmektedir.

Her 10 kişiden 9 u çevresinde olumlu insanların olmasını istiyor ve bu tür insanlarla çalıştıklarında daha verimli olduklarını söylüyorlar. Bunu herkes istiyor ve nedense herkes o 1 kişi gibi davranıyor (kimse o 9 kişiden biri olmaya uğraşmıyor). Neden? Yetiştiğimiz kültür, neyin doğru olduğunu söylemek ve öğretmek yerine, neyin yanlış olduğunu göstermeyi önemli buluyor. Sonuç: Bize olumsuz düşünmek ve problemleri görmek daha kolay geliyor.

Filmlerden hatırlayın. Yabancılar cenazelerini gömdükten sonra "seni hep hatırlayacağız" derler. Biz "seni hiç unutmayacağız" deriz ve unuturuz.
Araştırmaların çoğu olumlu duyguların yaşamak için gıda kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.

Görmüş geçirmiş bir teyze iki torunuyla beraber gezerlerken teyzenin tanıdıklarından biri onun ve torunlarının yanına yaklaşarak torunlarını sever, onların adını ve yaşlarını sorar. Teyzenin verdiği cevap çok ilginçtir: Doktor olanı 6, mühendis olanı 8 yaşında.

Sevgili dostlar, her zaman hatırlayın: İnsanların ortaya çıkaracakları eserler genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır. Başarının en önemli anahtarlarından birisi de beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır.

Uzmanlar bir günde ortalama 20.000 karşılıklı etkileşim yaşadığımızı söylüyor. En kısa etkileşimimiz birkaç saniye sürüyor ve her etkileşimde, kişiliğimiz üzerinde etki gücü yüksek "iyi ki varsın" veya "sen de kimsin" mesajı alıyoruz. Bizde iz bırakanlar ise bu etki gücü yüksek olumlu veya olumsuz olan etkileşimlerdir.

Kişiliğimizin temelinin bu duyguların ve anlık etkileşimlerin etkisiyle elde ettiğimiz ve kendimize atfettiğimiz değerle oluştuğunu görürüz. Özsaygı, kişilik ve özgüven değerlerinin temelinde hayatımızın ilk yıllarının hele hele 6 yaşa kadar olan mesajların önemi ve etkisi vardır.

Eğer beynimiz her detayı kaydediyorsa biz ameliyatta olanları ve yanımızda konuşulanları neden hatırlamıyoruz. Bırakın ameliyatı uykudayken yanımızda konuşulanları bile hatırlamıyoruz. Peki neden? Çünkü bunlar bilinçaltına kaydedildi, biz hatırlamıyoruz zannediyoruz.

Ameliyat anında ameliyatı yapanların "eyvah, kurşun kötü girmiş, her yeri parçalamış, bu adam ayağa kalksa da sakat kalır" gibi şeyler söylemelerinin ameliyat sonrasında olumsuz gelişmelere yol açtığının ortaya konmasıyla cerrahların ameliyat esnasında hastanın yanında olumsuz konuşmamaları kural olmuştur.

O zaman şunu bir düşünelim: Ameliyat esnasında veya uyurken yanımızda konuşulan her olumsuz ifade bizi derinden etkiliyorsa ya uyanıkken söylediklerimiz veya duyduklarımız.

Çocuklara verdiğimiz her olumsuz mesaj aslında bilinçaltına yerleştirilen tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir. Bazıları etkisini hemen gösterirken bazıları da yıllar içerinde etkisini gösterir.

Çocuklarımıza yetişkin bir birey oluncaya kadar 144.000 defa "yapamazsın, edemezsin, olmaz, beceremezsin, inanmam, gidemezsin, başaramazsın" gibi olumsuz mesajları verdiğimizi ve bunları kullandığımızı biliyor muydunuz?

Bunların sonucunda beynimiz yanlış yükleme ve şartlandırmalarla adeta doğru düzgün çalışmayı unutuyor. Bu şartlandırmalar zamanla yıkılmaz inançlar haline dönüşüyor.
             

-- ALINTIDIR --

Özgüven Testi




  Elinize kağıt kalem alıp aşağıdaki soruları "Evet" ya da "Hayır" şeklinde cevaplayın

İş ya da üniversite için yaptığınız üç başvurunuz reddedilirse kendi yeteneğinizden şüphe eder misiniz?    
a Evet
b Hayır

Büyük kalabalıklar kafanızı karıştırıyor ya da sizi korkutuyor mu?
a Evet
b Hayır

Şu anda dolabınız eski püskü kıyafetlerle mi dolu?
a Evet
b Hayır

Kendinize sürekli aynada bakar mısınız?
a Evet
b Hayır

Yürürken ya da birini beklerken vücudunuzun duruşu dik mi?
a Evet
b Hayır

Çoğu zaman insanların sizin hakkınızda dedikodu yaptığını düşünür müsünüz?
a Evet
b Hayır

Güvenlik kuvvetlerinden biri size yaklaştığında kalbiniz daha hızlı atmaya başlar mı?
a Evet
b Hayır

Lokanta otobüs ya da caddedeki yabancılar arasında size birinin dikkatle baktığını ya da size kahkaha attığını hissediyor musunuz?
a Evet
b Hayır

Tanımadığınız bir ülkeye bilet kazansanız ya da size böyle bir bilet verilse, yalnız gitmekten korkar mısınız?
a Evet
b Hayır

Sevdiğiniz kişiye aşkınızı ilan edebileceğinizi düşünüyor musunuz?
a Evet
b Hayır

Çoğu zaman kötü rüyalar görür müsünüz?
a Evet
b Hayır

Bir sorun gözüktüğünde çoğu zaman onu kendi kendinize çözer misiniz?
a Evet
b Hayır

Acil durumlar o "kara gün" için biriktirmiş olduğunuz paranız var mı?
a Evet
b Hayır

Ebeveynlerinizin sizi sevdiğini hissediyor musunuz?
a Evet
b Hayır

Her gün yeni bir şey öğrenmeniz gerektiğine inanıyor musunuz?
a Evet
b Hayır

satın aldığınız ucuz bir şeyi geri vermektense zarara katlanarak kullanmayı mı tercih edersiniz?
a Evet
b Hayır

Çabalarınızın çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlandığını hissediyor musunuz?
a Evet
b Hayır

İnsanlar çoğu zaman sizden öğüt istiyor mu?
a Evet
b Hayır


* * * * *


CEVAPLAR

Eğer verdiğiniz cevaplar aşağıdaki doğru cevaplarla aynıysa her doğru cevap için kendinize 2 puan verin

1 Hayır 10 Evet

2 Hayır 11 Hayır

3 Hayır 12 Evet

4 Hayır 13 Evet

5 Evet 14 Evet

6 Hayır 15 Evet

7 Hayır 16 Hayır

8 Hayır 17 Hayır

9 Hayır 18 Evet


* * * * *


PUANLAMA

35-44: Bu aralıkta kendine güven konusunda sorun yok İnsanlar önderlik ve ilham için size güveniyorlar Muhtemelen, yine de, bazı kesim sizin kendini beğenmiş ve ezici olduğunu düşünüyor Doğru söylemek gerekirse enaniyetiniz (egonuz) epey fazla Siz de şahsi olarak sizi öldürmeyen şeyin sizi güçlendireceğini düşünüyorsunuz Ancak ünlü mütefekkir Goethe?nin ifadeleriyle "İstenilen herşeyi yapmak için insan kendini olduğundan daha iyi görmelidir"

20-36: Bu ortalama bir aralık ve özgüven konusunda güçlü ve zayıf yönleri olan bir insanı işaret ediyor Bu test yoluyla korkularınızı saptayabilir, onların geçerliliğini değerlendirebilir ve isterseniz onları düzeltebilirsiniz Hayır, cevaplarınıza tekrar bakıp üzerinde düşünün lütfen

6-18: Korkak ve kendine güvenmeyen, etrafındakilerin önderlik ve rehberliğine ihtiyaç duyan birisiniz Hayatı güzel yaşamak için biraz desteğe ihtiyacınız olduğu muhakkak Bilmemek sizi bıktırmasın Öğrenmenin sihirli kapıları her zaman ardına kadar açık

0-4: Bu oldukça nadir alınan bir puandır ancak bu aralığa düşerseniz, bu bilgili bir kişiden belki bir psikiatr, doktor yada bir din görevlisinden yardım almanız gerektiği anlamına gelirHayat sizin için korku ve endişe dolu olmalı              

Hala Yeniay'ın Enerjisindeyiz !

Ve hala yeniayın enerjisindeyiz! Gün içinde herhangi bir anda, 22.12.2014 Pazartesi Saat 03:37'ye niyet ederek
; Yeniay için, hatta 2015 için yüreğinizden geçen dilekleri yazıp bir kenara koyabilirsiniz hala...



HALİL CİBRAN-ÇALIŞMAK ÜZERİNE

Çalışmak Üzerine - Halil Gibran'dan

 
 
Sonra bir çiftçi söz aldı, bize, Çalışmaktan söz et dedi.
Ve El Mustafa yanıtladı:
Yeryüzüne ve onun ruhuna ayak uydurabilmek için çalışıyorsunuz.
Çünkü aylaklık yeryüzünün mevsimlerine yabancılaşmak demektir. Sonsuza doğru gururlu bir kabullenmişlik ve soylu adımlarla ilerleyen Hayat'ın
gelişiminin dışına çıkmak demektir.
Çalıştığınız zaman akıp giden saatlerin fısıltılarını içinde müziğe dönüştüren bir ney'e benzersiniz.


Yeryüzünde her şey belli bir uyum içinde şarkı söylemekteyken, hangi biriniz çıkıp da sağır ve dilsiz bir kamış parçası gibi sessiz kalabilir?
Kim bilir kaç kez çalışmanın bir bela ve işin de bir uğursuzluk olduğu söylenmiştir sizlere.
Oysa ben sizlere diyorum ki, çalıştığınız zaman yeryüzünün en uzak düşünün,
doğduğu gün sizin adınıza ayrılan bir parçasını doldurmuş olursunuz.
Kendinizi işinize vermekle de gerçekte hayatı ve yaşamayı seviyor oluşunuzu ortaya koyarsınız.
Hem, sarıldığınız bir işin aracılığıyla hayatı sevmek, onun içinin derinliklerinde sakladığı gizeme yakınlaşabilmenizi sağlar.
Ama eğer çektiğiniz acılara bakarak üretkenliğin bir bela, kör gırtlağı
doyurmanın da alnınıza yazılmış bir büyü olduğunu söylerseniz, sizlere,
akan alın terinizden başka hiçbir şeyin bu yazgıyı silip atamayacağını
duyururum.
Sizlere hayatın kapkara olduğu da söylenmiştir. Ve sizler de gerçekte zayıf kimselerce söylenmiş olan bu sözleri kendi
zayıflığınız için de dilinize dolayıp, yinelemektesiniz.
Ben de size diyorum ki, hayat, ancak hızlı gelişiminden yavaşlatılmaya kalkışıldığında kapkara olur.
Ve bu hızlı gelişim bilgiden yoksunsa kör olur,
Ve her bilgi, içinde eylem yoksa boşunadır,
Ve her eylem içinde sevgi yoksa boştur.
Sevgiyle dolu olarak çalışırsanız, ilkin kendinize, sonra birbirinize sonra da Tanrı'ya bağlanmış olursunuz.
Sevgiyle dolu olarak çalışmak nedir, bir de bu var?
Dokuduğunuz kumaşı, sanki yalnız en sevdiğiniz kimse giyecekmişcesine yüreğinizden çektiğiniz ipliklerle dokuyabilmek,
Kurduğunuz yapıyı, sanki içinde yalnız en sevdiğiniz oturacakmışcasına özenle ve sevgiyle kurabilmek.
Serptiğiniz tohumları ve onun ürünlerini, sanki yalnız en sevdiğiniz yiyecekmişcesine sevgiyle ekip biçebilmek,
Bütün yaptıklarınıza kendi canınızdan yükselen bir soluk katabilmek,
Ve tüm kutsanmış ölülerin, çevrenizde yaptıklarınızı gözlemlemekte olduklarını bir an bile olsun aklınızdan çıkarmamış olmak.
Uykunuzda konuşuyormuşcasına şu sözleri yinelediğinizi çok duymuşumdur; 'Mermeri
işlerken, kendi ruhunun şeklini o ak taşın içinde bulan kimse, toprağı
işleyen kimseden daha yücedir.
Gökkuşağını yakalayarak bir kumaşın üzerine onun renklerinden insanı çizebilen kimse, ayaklarımızı donatan
kimseden daha üstündür.'
Oysa, şu öğle vakti ve uykuda değil de olanca uyanıklığımla sizlere diyorum ki, esen yel, dev çınarlara,
çimenlerin en boysuzuna konuştuğundan daha tatlı bir dille konuşmaz.
Gerçekte büyük olan, o rüzgârın uğultusunu kendi sevgisiyle karıştırıp bundan daha hoşa gidecek bir şarkı yaratabilendir.
Çalışmak, sevginin göze görülebilen şeklidir.
Eğer işinize sevgiyle değil de isteksizlikle sarılmışsanız o zaman işinizi
bırakın ve tapınağın kapısı önüne çöreklenip sevgiyle çalışanların
önünüze atacakları sadakaları toplayarak geçinin, daha iyi.
Çünkü, eğer ekmeği içine sevgi katmadan, ilgisizce pişirirseniz, yiyecek
olanların ancak yarı açlığını giderebilecek acı bir ekmek yapmış
olursunuz.
Eğer üzümlerinizi içine ağız-tadı katmadan, kinle damıtmışsanız, şarabınızdan içecek olanın kadehine zehir akıtmış olursunuz,
Ve eğer, meleklere özenircesine şarkı söyleyip de gerçekte içinizden şarkı
söylemeyi sevmek geçmiyorsa, insanların, gecenin ve gündüzün seslerini
duyacak kulaklarını tıkamış olursunuz.

Halil Cibran - Ermiş'ten

22 Aralık 2014, Yılın Son YENİAY’ı











     











Maddi ve manevi anlamda değerlerimizi, kazançlarımızı, önceliklerimizi elden geçireceğimiz, alacak verecek hesaplarına girişeceğimiz, konumumuzu geliştirmek için arzu duyacağımız, statümüzü korumak, değerimizi görünür kılmak, kalıcı kazanımlar elde etmek ya da geçmişte kaybettiklerimizi telafi etmek için uğraşacağımız… En azında bu konulara kafamızı takıp derin hesaplaşmalar ve yargılanıp/yargılama halleri yaşayacağımız bir YENİAY olacağı kesin.
Maddi veya manevi kayıplarımızı düşünüp kaygılanmamız, geleceğe dair karamsar bir bakışa saplanıp kalmamız da pek olası…
Hayatın bize hiç de iyi davranmadığını, kötülerin kazandığını, ya da iyi niyetimizin anlaşılmadığını düşünmek bir yerden sonra zaman kaybıdır… Geçmiş bize neleri yapamadığımızı, neleri atladığımızı, neleri işimize öyle geldiği için ”adaaam sende”ye bağladığımızı, neleri çok boyutlu düşünmek yerine anlık rüzgarlara kapılarak adım attığımızı gösteren bir AYNA’dır. Aynaya kızılmaz zira o bize bizi yansıtmaktadır…
Gelinen nokta, bizim geçmiş hatalarımızdan almış olmamız gereken dersleri gözümüzün önüne seren ve bundan sonra yapacağımız seçimlerde, şimdi gelinen hali unutmadan davranmak için bizi uyaran bir trafik ışığıdır!
Ve biz şimdi bağırıp çağırmak, geçmişe yanmak, ya da anlamsız ataklar yapmak yerine izlemek, anlamak, öğrenmek ve iyi düşünülmüş adımlar atmak için yeni bir şansa sahip olacağız.
Acele yargıya varanın sonradan pişman olacağı ”oldu bitti”ye gelen hiç bir kararın, sonradan hoşnutluk getirmeyeceği bir süreçten geçiyoruz.
Kalıcı sonuçlar getirecek değerlendirmeler yapılacak bir YENİAY bu… Üzerimizde çevre ya da iktidar baskısını hissedecek, ya da biz iktidarı ele geçirip bazı tercihler yapmaya soyunacağız. Her iki durumda da, ılımlı ve aklı-selim bir şekilde süreci yavaşlatmamızda ve ilk anda doğru ya da kaçınılmaz gibi görüneni, ”mutlak gerçek” gibi görmemekte fayda var.
Zira olanı normal ya da kaçınılmaz görmezsek, bir ışık çakması ile ”aslında ne olup bittiğinin adını koymamız” ya da ”başka ne gibi alternatiflerimiz olduğunu fark etmemiz” mümkün.
Şayet olaylar bizim kontrolümüz dışında bir akışa girdiyse ve biz mazlum ya da dolaylı olarak etkilenen bir seyirci konumunda kaldıysak, o zaman paniğe kapılmadan izlemek ve güruh psikolojisine girmemek çok önemli! Birilerinin farklı bakmasına, farklı davranmasına her zamankinden çok ihtiyaç var.
Dayatmacı ve kaba tavırlar ile yaratıcı ve ezber bozucu yaklaşımlar arasında amansız bir mücadelenin olduğu zamanlardan geçiyoruz. Geçmişte ”parlak ve özgün” görünmüş olan tutum ya da tercihlerin, şimdi işe yaramaması, bir süre için geri püskürtülmesi/baskılanması, değerinin bilinmemesi de mümkün… Böyle bir durum söz konusu ise – yani ışığı görsek de parlatamıyorsak -, kendi alanımızda ne yapmamız gerekiyorsa ona odaklanmak ve Mart’ın ortasında (15/16 Mart) Uranüs’ün retro olmadığı süreçte yaşanacak olan son Uranüs Pluto karesinin ve 4 Nisan’daki AY Tutulmasının getireceklerine yatırım yapmak yerinde olur.
Kısa dönemli ya da aceleye/oldu bittiye getirilmiş kazanımları değil kalıcı, güvenli, sağlıklı bir gelişmeyi hedefleyen, emektar olmaktan kaçınmadan davranmak gereken bir zamandayız.
Bu YENİAY döneminde yapılacak her türlü mal paylaşımını, hak veya çıkar bölüşümünü, sosyal uzlaşmayı, ticari ya da hukuki sonuçlar getirecek her türlü anlaşmayı hassasiyetle değerlendirmenizi ve tarafların arka plandaki niyet ve beklentilerini iyi incelemenizi öneririm.
Her iki taraf için de uygun gibi görünen bir anlaşmanın sonradan karşı tarafın farklı ajandalarına hizmet ettiğini görebilir, ya da böyle bir işbirliği ya da uzlaşmaya gitmenin bize getireceği ek sorun ya da yükümlülükleri iyi değerlendiremeyebiliriz. Elbette birilerini böyle anlaşmalara sürükleyen tarafın biz olmamız da mümkün.
Bundan da kaçınmak… ”kötü karma” yaratmamak gerekiyor.
İyi düşünün, araştırın ve içinize sinmeyen konularda geri adım atmamaya, çatışmacı olmak yerine yaratıcı düşünmeye ve karamsarlık kapanına girmemeye, gerekiyorsa süreci beklemeye almaya, ve kimseyi kendi çıkarınız için haksız koşullara boyun eğdirmemeye özen gösterin.
Sakin, sabırlı, açık zihinli ve dirayetli olun! 
Etik ve hukuk insanları başkalarından gelecek zararlardan hem de kendi zaaflarından korumak için vardır. Ama bizleri hakkımızı alamama korkusundan da, haksızlık etme zaafiyetinden de asıl koruyacak olan şey İMAN’dır.
İMAN, şu alemin çarkını kuran ve döndüren merkezi sistemin, kusursuz işlediğine olan güvenimizdir. Onun sayesinde felaket gibi görünenler mucizeye, ceza gibi görünenler ödüle, ödül gibi görünenler ise tuzağa dönüşür.
Ve biz İMAN sayesinde aziz bildiğimiz herşeye el uzatıldığı zamanlarda sabır göstermeyi, yoldan çıkmamayı, dirayetimizi ve umudumuzu kaybetmeden yola devam etmeyi beceririz.
İnsan Evladı’nın istekleri bitmez… Biz istediğimizi alamayınca Rabbin bizi unuttuğunu zanneder ve İMAN’ımızı zedeleriz. Oysa bazen verilmeyende bir korunma, verilende ise sınav vardır! Ve bu sınavı geçecek olanlar ancak İMAN sahipleridir.”



MÜZİK İLE YÜKLENMİŞ SU İYİLEŞTİRİCİ ÖZELLİKLERE SAHİP

music-heart
Kazakistanlı fizikçi Vladimir Ivanov suyu müziğin yardımı ile yüklüyor. Bu tür suyun eşsiz şifa özellikleri olduğunu ve geleneksel tıbba bir yardımcı olarak kullanılabileceğini söylüyor. Bilim adamı suyu yüklemek için Bach, Mozart ve diğer büyük müzisyenlerin bestelerini kullanıyor. 
Şifa Özü
Suyun hafızası olduğu ve taşıdığı bilginin doğasına bağlı olarak özelliğinin geliştirdiği veya gerilettiği gerçeği uzun zaman önce suyun enerji yapısına etkiyi uygulamış olan kadim şifacılar – Şamanlar tarafından biliniyordu. Kişi bundan kuşku duyabilir, ama bugün suyun ‘sihirli’ özellikleri o kadar sihirli görünmüyor. İnsan su içeren canlı bir varlık iken, su canlı bir maddedir: bilime göre, bedenimizin yüzde 70 sinden fazlası sudur.
Kazakistan’dan lazer teknoloji uzmanı Vladimir Ivanov, tıp bilimlerinden Profesör Guram Pichkhadze’nin rehberliği altında, yıllardır su ve diğer sıvı ortamlar ile deneyler gerçekleştirmektedir. O, suyun muazzam bir potansiyele sahip olduğunu savunuyor. Sadece suyu aktive etmek gereklidir, biyoaktif suyun pozitif özellikleri şifa amacı için kullanılabilir! Belki, su tüm hastalıklara deva olan ilaçtır!
Fizikçi elementlerin Periyodik tablosuna benzer bir tablo yarattı, bu tabloda sıvıların parametrelerini ve insan bedeninin yedi ana çakrasındaki etkilerini belirtti. İster mineral su olsun ister alkol her sıvının insan bedenine etkisi vardır. Kompozisyonlarına bağlı olarak sıvıların hem pozitif hem de negatif etkisi olabilir.
Müzik Terapi
Ivanov müzik ve sanat terapinin kullanılmasına dayanan olağandışı özellikleri olan su üretmek için bir teknik önerdi. Fizikçi insanın müziği kulaklarıyla, enerji bedeninin çakralarıyla dinlediği kadar dinlemediğine inanıyor: “Algoritma müzikal programa dayanır. Başlangıçta, tuz çözeltisini ve C vitamini çözeltisini aktive etmeyi denedim. Sonuçlar şaşırtıcıydı: tüm hastaların auraları tamamen düzeldi. Müzikle etkilenmiş Su belirli bir potansiyele kadar yükleniyor, sonra bir tane daha aşama ve böylece beş aşamadan geçmeli, bu 90 saat sürekli suyu müziğe maruz bırakmaktır.”
Su aktivasyonunun müzikal programı disklere kaydediliyor. Ama tüm müzikler suyu pozitif etkilemiyor: “Örneğin, Beethoven’in “ Moonlight Sonata”sını, Ravel’in “Bolero’sunu, Çaykovski’nin”Mevsimler”ini, ayrıca Bach, Mozart, Schubert koyuyorum. Müzik nötr olabilir, onu dinlemek herhangi bir şeyi değiştirmez. Aktif – negatif olabilir, örneğin rock; ve pozitif olabilir, ki suyu yükleyen pozitif etkisi olan müziktir.”
Ucuz Tedavi
Vladimir Ivanov herhangi bir hastalığın tedavisinin, enerjinin yeniden dengelenmesi olmadan imkansız olduğuna inanıyor. Bu, biyoaktif suyun – gelişmiş özellikleri olan içme suyunun – yardımıyla yapılabilir. Bu, insan akışkanlarını, örneğin kanı pozitif şekilde etkiler. Su aynı zamanda bedendeki metabolik süreçlerin normalleştirilmesi için önemlidir.
Fizikçi ayrıca biyoaktif su içmeden önce ve içtikten sonra insan aurasının resimlerini çekiyor ve aura değişiminin net işaretleri bulunduğunu iddia ediyor.
Su aktivasyon tekniği fizikçi tarafından bütünleyici tıbbın gelecek vaat eden alanlarından biri olarak düşünülüyor, aynı zamanda basit ve ucuz bir tedavi şekli. En şaşırtıcı şey, bu biyoaktif suyun çok uzun bir süre stabil kalabilmesi. Ivanov gelecekte geleneksel tıbbın destekçilerinin biyoaktif suyun potansiyeline inanacaklarından emin.

(Çeviri: Saffet Güler)

YILIN SON DOLUNAYI BUGÜN!


Bugün saat 14:27'de Dolunay'ın muhteşem enerjisine giriyoruz!


  • Değer verdiğimiz şeyler ve onları kaybetmemek için yapacağımız cesur girişimler,
  • Kendimizi yeterince ortaya koyamadığımız için kaybetmek üzere olduğumuzu düşündüğümüz haklar, fırsatlar, kazançlar,
  • Başkalarının talepleri/öncelikleri/hakları ile kendi arzularımız arasında kalacağımız seçimler,
  • Zamanında netleşmemiş sınırların yeniden çizilmesi, üzerinde anlaşılmış ama hoşnut olunmamış kuralların yeniden düzenlenmesi için uğraşacağımız durumlar,     ile sınanacağız.



  • Dolunay saatinde (veya o saatte müsait değilseniz dolunay saatine niyet ederek) güzel derin bir nefes alın ve tüm negatifliği, size acı, endişe veya korku veren, canınızı yakan, kalbinizi acıtan her şeyi, öfkeyi, kızgınlıklarınızı, kırgınlıklarınızı, hayatınızdan tüm çıkarmak istediklerinizi(sigara,alkol,kilolarınız dahil), geçmişinizden gelen ve bırakmak istediğiniz tüm hatıraları,olumsuz kodlamalarınızı, affedemediklerinizi,maddi ve manevi hayatınızı olumsuz etkileyen blokajlarınızı neyi geride bırakmak istiyorsunuz onları bir kağıda yazın..

     Tüm endişe ve korkularımı sevgiyle bırakmayı seçiyorum, dolunay enerjisini en iyi şekilde hissetmeye ve kullanmayı seçiyorum,  şimdi ve tüm zamanlara doğru karmamın dengelenmesini şifalanmasını istiyorum, dünyadaki isteklerimin gerçekleşmesi için bu yaşamımdan zevk almayı ve doğayla bağlantı kurmayı öğrenmeyi seçiyorum, bedenimdeki,ruhumdaki,kalbimdeki tüm canımı acıtan olumsuzluklarımın ve korkularımın yerlerinin şifalanmasını istiyorum, yeni dileklerimle ilgili duygularımı ve düşüncelerimi güzelleştirmeyi seçiyorum, bana tüm bu olumsuzlukları yaşatan insanları ve olayları,kendimi affetmeme yardımcı olmasına niyet ediyorum
    TEŞEKKÜR EDERİM
    TEŞEKKÜR EDERİM
    TÜM BENLİĞİM VE VARLIĞIMLA TEŞEKKÜR EDERİM
    ŞÜKÜRLER OLSUN 
    Sonra bu kağıdı sevgiyle yakın ve küllerini akan bir suya atın,(lavabonuza atıp suyu açabilirsiniz) Dolunayın o güzel enerjisiyle ile yıkanacak ve tüm bu olumsuzluklardan, yüklerden, negatifliklerden, eski sizi üzen kalıplardan arınacaksınız.
    Çünkü siz değerlisiniz ve Allah'ın size verdiği tüm güzellikleri kucaklamayı hak ediyorsunuz

    DOLUNAY ENERJİSİ İÇİN OLUMLAMALAR 







    AŞKLA


    Kendinizi Aşın, Zaten Birincisiniz!

    large (2)


    Kendini aşan herkes yarışın birincisidir…
    Özgürlük, içindeki duvarlarda gizlidir…
    Kendisi ile barışık olmayan herkese darılır…
    Herkes, kendi uçurumlarının derinliğine inanır…
    Yaşınız çok geçmeden hissettiğiniz yaşta olmayı öğrenin…
    İdeallerimiz çoğunlukla bize değil,yaşımıza aittir!…
    Birini değiştirmek istiyorsan, bu fikrini değiştirerek kendinden başla…
    Yalnız kaldığında ağlayabilen bütün insanlar masumdur…
    Köyün ortasındaki vadi, köyün iki yakasını ayırır mı, birleştirir mi?…
    Bir tartışmaya bütün sözlerinizi söylemiş kadar sakin başlarsanız, bunu haklılığınızın göstergesi sayarlar…
    İnsanları sevin, buna ihtiyacınız var…
    Bazı şeyler nedensizde güzeldir, neden aradığınız zaman,onu bulursunuz,ama güzelliği yitirirsiniz…
    Yaşam boyunca her yaş, bazı şeyler ancak o yaşta yapılabildiği için güzeldir…
    Her şey hakkında yargı sahibi olan, herkesi kendi hakkında yargıç yapar…
    Düşünmeye zaman ayırırsan, zaman kazanırsın…
    Para cesur insanları satın alabilir, ama cesareti asla…
    Kültür üzerinde yetiştiğimiz toprağın bileşimidir…
    Bildiğim en iyi şey, zamanla öğreneceğimdir…
    Nefret etmek, kendinizi asla unutmamaya mahkum etmektir…
    Bir insana sonuna kadar güvenirsen, onun insan olduğunu unutursun…
    Aykırı düşün, bakalım tepkin ne olacak…
    Bir şeyi çok önceden beri biliyorsan, geçirdiği değişikliklerden haberin yok demektir…
    Gülümse! 
    İyi bir neden bulacaksın…
    Çıkış yolunu kendin bulacaksın, çünkü nereye gideceğini en iyi sen biliyorsun…
    İnsan parayla ölçülebilen tüm varlıklarını yitirdiğinde, geriye kalandır…

    Tanrım beni yavaşlat

    Aşağıdaki yazı milattan 2000 yıl önce HİTİTLER’ e ait kalıntılar içerisinde bulunan bir duvar yazısına aittir.

    HAYAT KAVANOZU


    Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,
    Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
    O zaman; kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…
    İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi
    Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
    Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.
    Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker. Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
    Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler.
    Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.
    Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar… Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;
    ‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
    Tenis topları; Hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.
    Çakıl taşları ise; Sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi.
    Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. şayet kavanoza önce kum doldurursanız; Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
    Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz; Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
    Çocuklarınızla oynayın.
    Sağlığınıza dikkat edin.
    Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
    Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
    Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
    Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
    Gerisi hep kumdur…’
    Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar; ‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’ Profesör gülerek cevaplar; ‘Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun; Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…!

    "KABUL ETMENİN ÖZGÜRLÜĞÜ" M.YARDIMCI ile WORKSHOP "RUHUN DERİN HAREKETLERİ"



    Meral YARDIMCI ile WORKSHOP "RUHUN DERİN HAREKETLERİ"
    Bir çoğumuzun yaşamı ailemizin gizli dinamikleri tarafından yönetilmektedir. İlişkilerde, iş hayatında yaşanan zorluklar, hastalıklar, mutsuzluklar bu dinamiklerin sonucu olabilir. Aile Dizimi ile yaşamımızı zorlaştıran problemlerin arkasında yatanlar ruhsal planda şifalandırılır.. 

    KONULAR :
    1) BİLİNÇ EVRELERİ :

    FETÜS RUHU :


    ERGENLİK RUHU:


    2) EBEVEYN ÇOCUK İLİŞKİLERİ:


    3) ERİL VE DİŞİL ENERJİLERİMİZ:


    4) BAĞLANMA BOZUKLUĞU:


    5) DIŞLANAN KİM?


    6) GÖLGE VE MASKELERİMİZ:
    **********************************************************************************************************************************
    BİZ OLANI RED ETTİĞİMİZDE KENDİMİZİ RED EDİYOR,
    OLMUŞ OLANI RED ETTİĞİMİZDE YAŞAMIN KENDİSİNİ RED EDİYOR oluruz...
    Bert Hellinger; aile kendindeki belli bir formu, bireysel kökenli ailesinden mirası ile ilgili geliştirmiştir.
    Her birimiz uzun bir aile Klan soyundan gelmekteyiz.Köklü gelenekler, deneyimler ve bu deneyimler toplumun kendi içinde doğmaya devam etmektedir. Bu şekilde, bizim güçlü alışkanlıklarımız atalarımızın kaderi ile bağlantılıdır.
    “Dede erik çalmış, torunun dişi kamaşmış.”
    Bu ilişki önemli bir özellik ile gider, herkesin bir aile veya aile sisteminde tanınması ve haklı bir yere oturtulması ile gider çözüme kavuşur..
    Bert Hellinger bu hakka ait çağrıyı Love (Sevgi )"Düzenleri".diye açıklar
    Nerede?
    Bu düzenlemeler, bir kişinin veya yaşamı hak etmeyen birisinin ;ailede olan üyelik hakkı dışlanma,isteğe bağlı düşük,kürtaj ile engellendi ise ailede bir yer işgal etmede, bozulma vardır. Bu; önceki adaletsizlikler, sonraki nesillerde, bilinçsiz kefaret ödeme ve hastalık oluşturarak kendisini belli eder. . acısını ortaya çıkarır.
    Bir ailede etkili dinamiği gün ışığına çıkartmakla bu bağlantıları ve bu tür dengesizlikleri bir çözüm ile gidermek mümkündür.