Booking.com

Yaratmanın Mutluluğu

Bir insan başka birine ne verir?

Kendisinden verir; sahip olduğu en değerli şeyden, “yaşamından” verir. Bu, o kişinin yaşamını diğer insan için
feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur; sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden- içinde canlı olan her şeyden.

Diğerine yaşamından bu şekilde verirken , onu zenginleştirir, ondaki canlılık duygusunu yükseltir ve bu yolla kendi içindeki canlılık duygusunu da güçlendirir.

Almak için vermez; vermek başlı başına bir mutluluktur onun için. Vermekle, karşısındakinde kaçınılmaz olarak bir şeyleri yaşama geçirir ve yaşama dönüştürülen ona geri yansır;
bir insan gerçekten verdiği zaman, karşılığını kendiliğinden alacaktır.

Vermek, karşısındaki insanı da verici yapmaktır; böylece her ikisi de ortaklaşa bir şey yaratmanın mutluluğunu paylaşırlar.

Erich Fromm

17 MADDELİK FARKINDALIK LİSTESİ

1. Sürekli gelecek kaygısı güdüp anı kaçırmak yerine, anın tadına varmayı bilmektir......akışına‬ bırakmak.

2. Rüzgarın esintisiyle, ağacından ayrılan bir yaprağın yavaşça yere ineceğine güvenmektir.

3. Ayakkabılarını çıkarıp toprağa basmaktır akışına bırakmak. Vücudunda biriken tüm olumsuzlukları; parmak uçlarından toprağa salmaktır.

4. Akışına bırakmak, bir dalganın kıyıya vurmas…ını seyretmektir. Onun sakinleştirici etkisidir.

5. Gözlerini kapatıp, hiçbir şey söylemeden kendini dünyanın dönüşüne bırakabilmektir.

6. Zordur akışına bırakmak. Başkaları ne der korkusu yaşamamaktır mesela. Hayatını kendi isteklerine göre şekillendirebilmektir bazen.

7. İçindeki tüm kötülükleri arındırıp, güneşi selamlamaktır.
Bedeninden çok, ‪#‎ruhunla‬ ‪#‎hissetmeyi‬ bilmektir.

9. Maskeni çıkarıp, kim olduğunla yüzleşebilmektir.

10. Bir kelebeğin uçuşuyla mutlu olabilmek, onun kanat çırpışında kaybolabilmektir akışına bırakmak.

11. Hayatın renklerini saçmaktan ve birbirleriyle karıştırmaktan korkmamaktır. Sen ne yaparsan yap, güzel olacağına inanmaktır.

12. Bir işe başlarken başkasından kopya çekmek yerine kendi hayal gücüne sonuna kadar güvenebilmektir.

13. Dünyadaki bütün başarıların da büyük yenilgilerin de geçici olduğunu bilmektir. Hiçbir şeye körü körüne bağlanmamaktır mesela.

14. İyi bir başlangıç için gereken anı kollamaktır. Ve o başlangıçtan sonra zaferi düşünmek yerine sadece yapılan işe konsantre olabilmektir. Zafer zaten o zaman kendiliğinden gelecektir.

15. Bir yolda hareket ederken; bütün enerjisini yolu bitirmeye harcamak yerine yolda karşısına çıkan güzel ayrıntılarının keyfine varabilmektir.

16. Kimi zaman kontrolü bırakmak gibi görünse de, aksine kendini o şeyden çekip, bir dış ‪#‎göz‬ olarak bütünü görmesini ve öyle karar vermesini sağlayacaktır akışına bırakmak.

17. Ve en önemlisi; kendini bu dünyadaki her şeyden üstün görmek yerine, bu dünyanın sadece ufak bir parçası olduğunu bilmektir.

DEĞİŞİME İSTEKLİYİM – LOUİSE HAY

“Değişmeye istekliyim.” Bu olumlu ifadeyi sık sık söyleyin.
“Değişmeye istekliyim.
Değişmeye istekliyim.”
Bu sözcükleri söylerken boğazınıza dokunun. Boğaz, bedende değişimlerin oluştuğu enerji merkezidir.
Boğazınıza dokunarak değişim sürecinde olduğunuzu onaylıyorsunuz. Hayatınızda değişiklikler olmaya başladığında, bu değişikliklerin oluşmasına izin verin.
Şuna özellikle dikkat edin: Değişime en direndiğiniz şeyler, değiştirmeye EN ÇOK İHTİYACINIZ olan şeylerdir.
“Değişmeye istekliyim.”
Evrensel Akıl düşüncelerinize ve kullandığınız sözcüklere daima yanıt verir. Değişmeye istekli olduğunuzu söyledikçe, yaşamınızdaki şeyler kesinlikle değişmeye başlayacaktır
Değişmeye İstekliyim 2-Louise Hay
Sonunda değişmeyi istemeye karar verdik ve kendimiz için en uygun yöntemleri kullanacağız. Kendi üzerimde ve başkalarında kullandığım bir yöntemi sizinle paylaşmak istiyorum.
Önce bir aynanın önünde kendinize “Değişmeyi İstiyorum” deyin. Nasıl hissettiğinize dikkat edin.
Eğer bir direnç gösteriyorsanız ya da değişmek istemiyorsanız, kendinize neden diye sorun. Hangi eski inanca sarılıyorsunuz?
Sakın kendinizi suçlamayın, sadece ne olduğuna dikkat edin. O inancınızın size birçok sorun yarattığına bahse girerim.
O inancın nereden geldiğini merak ediyorum. Siz biliyor musunuz?
Nereden geldiğini bilsek de, bilmesek de, şimdi onun çözülmesine çalışalım.
Tekrar aynaya gidin, gözlerinize derinlemesine bakın, boğazınıza dokunun ve yüksek sesle on kez şu sözleri söyleyin:
“Tüm direncimi yenmeye istekliyim.”
Ayna çalışması çok etkili oluyor. Çocukluğumuzda aldığımız olumsuz mesajlar ya gözlerimizin içine bakılarak ya da bize suçlayıcı parmak uzatılarak verildi.
Bugün çoğumuz aynaya bakınca kendimiz hakkında olumsuz bir özellik görüyoruz.
Ya görünüşümüzü beğenmiyoruz ya da bir şey için kendimizi suçluyoruz.
Aynada gözlerinizin içine bakmak ve kendinizle ilgili olumlu bir açıklamada bulunmak, bana göre, olumlu düşünce ifadeleriyle sonuca ulaşmak için en çabuk yol.

“İÇSEL GÜÇ YASASI”NIN UYGULANIŞI

“İçsel Güç Yasası”nı uygulamak için aşağıda sıralanan maddeleri derin bir bağlılıkla yerine getireceğim: Her gün bir süre kendi dinginliğimle baş başa kalarak, yani sadece var olarak sınırsız içsel güç alanımla temasta olacağım. Ayrıca her gün, günde en az iki defa (otuz dakika sabah, otuz dakika akşam olmak üzere) tek başıma oturarak meditasyon yapacağım.
Yaşayan  her varlıktaki bilgeliğe sessizce tanık olmak için her gün belli bir süre doğada vakit geçireceğim. Sessizce oturup bir günbatışını seyrederek, bir okyanus veya bir derenin sesini dinleyecek veya bir çiçeği koklayacağım. Kendi dinginliğimin verdiği mutlulukla ve doğayla birlikte yaşamın tüm dönemlerinin, sınırsız içsel güç alanımın ve sonsuz yaratıcılığımın keyfini çıkaracağım.

Yargılamadan yaşayacağım. Günüme şu cümleyle başlayacağım: “Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım.” Gün içinde de bunu kendime hatırlatacağım. “Başarının 7 Spiritüel Yasası”nın özeti: İçsel Güç Yasası : Tüm varoluşun kaynağı saf bilinçtir. İçsel güç, doğmayı bekleyen sınırsız gücü dünyaya getirmenin yollarını arar. Gerçek benliğimizin saf yaratıcı bir güç olduğunu anladığımızda, evrendeki her şeyi tezahür ettiren güçle birleşiriz.

Alma-Verme Yasası : Evren dinamik bir değişim içinde işliyor. Almak ve vermek evrendeki enerji akışının iki farklı yüzüdür. Arayışı içinde olduğumuz şeye ne kadar çok kendimizi verirsek, hayatımızda ve evrende dolaşan bolluk ve bereketi o kadar çok artırırız.

Sebep Sonuç Yasası (Karma Yasası) : Her eylem bir şekilde kendine geri dönen benzer bir enerji gücü yaratır… Ne ekersek onu biçeriz. Başkalarına mutluluk ve başarı getirecek eylemleri seçtiğimizde, kendi karmamızın meyveleri de mutluluk ve başarı olur.

En Az Çaba Yasası : Doğanın zekası çabasız ve kolay çalışır… Dertsiz, ahenkle ve sevgiyle. Ahenk, sevgi ve neşenin getirdiği doğal güçlerden yararlandığımızda, çabasız bir kolaylıkla başarılı bir yaşam, iyi bir gelecek yaratırız.

Niyet ve Arzu Yasası : Her niyet ve arzunun özünde onu gerçekleştirebilecek bir mekanizma vardır. Niyet ve arzunun alanında sonsuz bir düzenleme gücü vardır. Verimli toprağına bir niyet ektiğimizde, bu sonsuz düzenleme gücü bizim için çalışmaya başlar.

Zihinsel Bağımsızlık Yasası : Zihinsel bağımsızlıkta belirsizliğin bilgeliği yatar. Belirsizliğin bilgeliğindeyse özgürleşme yatar: Geçmişimizden, bilinenden ve geçmiş koşullanmaların hepsinden… Bilinmeyene, sonsuz olanaklar alanına adım atmaya istekli olduğumuzda kendimizi evrenin dansının müziğini yöneten yaratıcı zihne teslim ederiz.

Hayatın Amacı Yasası (Darma Yasası) : Herkesin yaşamının bir amacı vardır.
Başkalarıyla paylaşmak için eşsiz bir hediyesi ya da özel bir yeteneği vardır. Bu eşsiz yetenek başkalarına hizmetle harmanlandığında, kendi özümüzün coşkusunu ve sevincini deneyimleriz. Bu da tüm hedeflerin hedefi, nihai hedeftir. ÖZET VE SONUÇ
Evrensel zihin milyarlarca galakside olan her şeyi hassas bir kesinlikle, tereddütsüz bir zekayla düzenleyip yönetir. Zekası nihai ve yücedir ve varlığın her hücresine nüfuz eder, en küçükten en büyüğüne, atomdan kozmosa… Yaşayan her şey bu zekanın bir ifadesidir ve bu zeka “7 Spiritüel Yasa”ya uyarak hareket eder.

İnsan bedeninin herhangi bir hücresine baktığınızda çalışma şeklinin tüm bu yasaların ifadesi olduğunu görürsünüz. Her hücre, ister mide hücresi, ister kalp hücresi, ister beyin hücresi olsun, yasaları ile doğmuştur. DNA içsel güce mükemmel bir örnektir; içsel gücün nesnel ifadesidir. Her hücrede olan bu aynı DNA, bulunduğu hücrenin özgün ihtiyaçlarını karşılamak için kendini farklı şekillerde gösterir. Her hücre aynı zamanda Alma ve Verme Yasası’na uygun hareket eder. Her hücre denge ve denklik halindeyken canlı ve sağlıklıdır. Denklik hali doyum ve uyum halidir. Bu durum devamlı alıp vererek sağlanır. Her hücre diğer hücreleri besler ve destek olur; buna karşılık diğer  tüm hücreler tarafından beslenir. Her hücre dinamik bir akış içindedir ve bu akış hiçbir zaman kesilmez. Aslında bu akış hücrenin hayatının özüdür. Vererek bu akışın devamlılığı sağlanır ve hücre sadece bu şekilde alabilir ve hayatına sağlıklı bir şekilde devam edebilir.

“Karma Yasası” her hücre tarafından mükemmel bir şekilde uygulanır, çünkü zekasıyla her durum için en uygun, en kesin ve en doğru tepkiyi verebilir.

“En Az Çaba Yasası”da her hücre tarafından mükemmel uygulanır. Her hücre işini sakin bir uyanıklılık içinde sessiz ve  verimli bir şekilde yapar.
“Niyet ve Arzu Yasası”nı uygulayarak, her hücrenin her niyeti, doğanın zekasındaki sınırsız düzenleme gücünden faydalanır. Şeker molekülünün enerjiye dönüştürülebilmesi gibi çok basit bir niyet bedende acilen bir seri olayı gerçekleştirir, belli miktardaki hormonlar doğru zamanda salgılanarak bu şeker molekülünün saf yaratıcı bir enerjiye dönüştürülmesi sağlanır.
Tabii ki her hücre “Zihinsel Bağımsızlık Yasası”nı da uygular. Hücrenin niyeti sonuçlardan bağımsızdır. Sendelemez, duraksamaz çünkü davranışı yaşam odaklıdır ve şimdinin farkındalığıyla hareket eder.

Her hücre ayrıca “Darma Yasası”nı da ortaya koyar. Her hücre kendi kaynağını, yüksek benliğini keşfetmek zorundadır, diğer varlıklara hizmet etmeli ve eşsiz yeteneklerini ortaya koymalıdır. Kalp hücreleri, mide hücreleri ve bağışıklı sistemi hücrelerinin hepsinin kaynağı yüksek benlikle, yani sınırsız içsel güçtedir. Bu kozmik bilgisayara bağlı oldukları için de eşsiz yeteneklerini çabasız bir kolaylıkla ve ebedi bir farkındalıkla ortaya koyarlar. Sadece bu eşsiz yeteneklerini ortaya koyarak kendilerinin ve bedenin bütünlüğünü sağlayabilirler.
Bedendeki her hücrenin iç diyaloğu “Nasıl yardım edebilirim?” diye sormaktır. Kalp hücreleri bağışıklık sistemi hücrelerine, bağışıklık sistemi hücreleri mide ve akciğer hücrelerine yardım etmek ister ve beyin hücreleri de diğer tüm hücreleri dinler, yardım eder. Bedendeki her hücrenin sadece bir fonksiyonu vardır, o da diğer hücrelere yardım etmektir.
Kendi bedenimizdeki hücrelerin davranışlarına bakarak “7 Spiritüel Yasa”nın en olağanüstü ve verimli ifade şeklini görebiliriz. Bu, doğanın dehasıdır. Bunlar Tanrı’nın düşünceleridir ve geri kalan sadece detaylardır.

Deepak Chopra, Başarının 7 Spiritüel Yasası

Pozitif Yayınları

50 Yaşına Gelmeden Önce Herkesin Mutlaka Yapması Gereken 40 Şey..

50 yaşından gün alması birçokları için oldukça önemli bir mevzudur.

50 yaşına basan kişiler genellikle orta yaş döneminin sonlarına yaklaştıklarını ve yaşlılığa doğru ilerlediklerini hissederler. Bu nedenle, 50 yaşınıza basmadan önce bu hayatta mutlaka yapmanız gereken bazı çılgınlıklar, yaşamanız gereken özel anlar ve para harcamanız gereken onlarca şey vardır. B

ir kere yaşıyoruz, öyle değil mi? O halde 50 yaşına gelmeden önce herkesin mutlaka yapması gereken şeylere bir göz atın;

1. Yabancı bir ülkede yılbaşı kutlamalarına katılmak.

2. Everest Dağı’na tırmanmak veya tam bir maraton koşmak gibi, size imkansızmış gibi görünen bir şeyi tamamlamak.

3. Paraya kıyıp oldukça pahalı bir restoranda kendinize ziyafet çekmek.

4. Bir projeye gönüllü olarak katılıp yardıma ihtiyacı olan insanlara destek olmak.

5. Şık bir kıyafet giyerek ünlü opera binalarından birine gitmek ve ruhunuzu müziğe teslim etmek.

6. Bir kahramanla tanışmak.

7. Safariye giderek vahşi yaşam alanlarını keşfetmek.

8. Kaliteli bir Fransız şarabı içmek.

9. Golf oynamak ve insanların bu spordan ne zevk aldığını anlamaya çalışmak.

10. Çıplak halde doğanın gizlerinde kalmış göllerde yüzmek.

11. Trenle Avrupa turu yapmak ve ilginç kültürleri keşfetmek.

12. Bir NBA maçını en ön sıradan izlemek.

13. Dalga geçer bir tonla çalıştığınız yerden istifa etmek.

14. Hoşunuza giden bir sanat eseri satın almak.

15. Kaliforniya sahillerinde yolculuk yapmak.

16. Anonim kalarak bir insan için bir şeyler yapmak.

17. Müzik tarihini değiştirmiş efsane bir sanatçıyı canlı olarak izlemek.

18. Favori yazarınızın tüm kitaplarını okumak.

19. Anne ve babanızın ellerinden tutup güzel bir yemeğe çıkarmak.

20. Sizin için anlam ifade eden ruhani bir yolculuğa çıkmak.

21. Sizinle aynı işi yapan genç bir insana akıl hocalığı yapmak ve yol göstermek.

22. Sıcak yaz aylarından birinde fiyatını düşünmeden lüks bir otelde kalmak.

23. Kazancınızın küçük bir miktarını iyi işler yaptığını düşündüğünüz bir yardım kuruluşuna bağışlamak.

24. Bungee jumping yapmak.

25. Kendinize pahalı bir aksesuar almak.

26. Las Vegas’ın ünlü gazinolarından birinde dozunu kaçırmadan kumar oynamak.

27. Mutfakta rezil bir insan dahi olsanız en az bir yemeği mükemmel bir şekilde pişirebilmek.

28. Alp Dağları’nda kayak yapmak.

29. Lezzetli bir kombinasyon oluşturan peynir ve şaraplar hakkında bilgi sahibi olmak.

30. Açıkhavada en az bir kez uyumuş olmak.

31. Yatla ufak bir seyahate çıkmak.

32. Uçak uçurmak veya bir dil öğrenmek gibi, mesleğinizle alakalı olmayan yeni bir şey öğrenmek.

33. Sevdiğiniz birine şık bir hediye almak.

34. Bir çılgınlık yapıp fiziksel görünüşünüzü en az bir kez baştan aşağı değiştirmiş olmak.

35. Spor yaparak sağlıklı bir bedene sahip olmak.

36. Güney Amerika tarzında hazırlanmış ızgara biftek yemek.

37. Sırtınıza çantanızı alıp tek başınıza seyahate çıkmak.

38. Liderlik yaptığınız bir proje hazırlayıp sonunda başarılı olmak.

39. Kötü alışkanlıklarınızdan kurtulmak.

40. İtalya’nın Toskana Bölgesi’ne gidip yerel şarapları tatmak.

Duygusal Anlamda Güçlü İnsanların Asla Yapmayacağı 15 Şey......

Duygusal Anlamda Güçlü İnsanların Asla Yapmayacağı 15 Şey

Bir insanın iyi bir hayat yaşayıp yaşamayacağı kişinin zihinsel güç ve dayanıklılığı ile oldukça yakından alakalıdır.

Zihinsel güç birkaç kademeden oluşan bir bütündür ve mutlu ve başarılı  olmak için bütün bu kademelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kademelerden en belirleyici ve güçlü olanı ise kişinin duygusal gücüdür.

Duygular, insanın tartışılmaz bir parçasıdır ancak duyguları diğer zihinsel özelliklerimizden ayıran yönü bizleri en direk şekilde etkiliyor oluşudur.

Fiziksel benliklerimiz olan vücudumuzu ve yaptığımız en ufak eylemi duygularımız doğrultusunda yönlendirmekteyiz.

 Duygularımız olmasa, herhangi bir eylemi gerçekleştirecek ya da bizi kendimiz için bir şeyler yapmaya yöneltecek hiçbir sebebimiz olmazdı.

Duygularımız bizleri motive eden en büyük etmenlerdir. Ancak ne yazık ki, herhangi bir konuda bizleri motive edebilirler ve bunlara kötü kararlar da dahil. Bu nedenle, duygusal güç her bir birey için elzemdir.

Duygusal anlamda güçlü olan insanların bu doğrultuda kesinlikle kaçındıkları bir çok durum ve asla yapmadıkları bir sürü şey mevcut, işte sizler için derlediğimiz 15’i:

1. İlgi Manyağı Değildirler.

İlgiye ihtiyaç duymak doğrudan duygularla ilgili bir durumdur.

Tanınma ya da bilinme ihtiyacı hisseden insanlar genellikle kendi değerlerini yalnızca birileri tarafından ihtiyaç duyulduklarında hissederler; kendileri için adeta değersiz ve özsaygı yoksunu insanlardır bu kişiler.

Kişinin kendine verdiği değer yine kendisiyle alakalıdır; eğer siz değerli olduğunuza inanmıyorsanız muhtemelen kimse sizi değerli bulmayacaktır.

2. Başkalarının Kendilerini İncitmelerine İzin Vermezler.

Duygusal güç dirençlilik gerektirir. Bu dünya kincilerle ve trollerle dolu ve her köşede bir çift kıskanç göz daima sizi izlemekte. Ama acı gerçek şu ki; bizleri genelde acıtmayı başarabilen insanlar en yakınımızdakilerdir. Genelde bu insanlardan kurtulmak en iyi çözüm olmakla birlikte en zor olanıdır aynı zamanda. Yine de bu insanları sakince hayatınızdan çıkarmak sizi duygusal anlamda rahatlatacaktır ve olaylı bir biçimde sonlanmasından çok daha iyi bir bitirme şeklidir.

3. Kin Tutmazlar.

Şayet birine kin tutuyorsanız eğer o durumu haddinden fazla önemsiyorsunuz demektir. Bir insan içten bir şekilde özür diliyorsa onu affedin. Eğer dilemiyorsa bu kişiyle iletişiminizi kesin, ancak kin tutmayın. Soğuduğunuz ya da kin tuttuğunuz insanları düşünmek çok fazla zihinsel enerji harcamanıza neden olur ve yarardan çok zararı vardır.

4. Canları Neyi Nasıl İsterlerse Öyle Yaparlar.

Duygusal gücü yüksek insanlar ne isterlerse onu yaparlar, ve bunu severek yaparlar. Yaptıkları şeyin uygunsuz olduğunu söyleyenleri ya da yersiz eleştiri yapanları kaale almazlar.

5. Kendilerine Olan İnançlarını Asla Kaybetmezler.

Kendilerini sevip anlayan – kendileri olmaktan nefret etmeyen ya da kendilerini oldukları gibi kabul eden kişiler- kendilerinden asla şüphe etmezler.  Kendi değerini sen belirlersin, o kadar!

6. Kaba İnsanlar Gibi Davranmazlar.

E napalım, öyle, insanlar acımasız. Ama hiç neden diye düşündünüz mü? İnsanlara kötü davranmak yalnızca onlara göz dağı vermeye çalışıyorsanız  büyük ihtimalle özgüven eksikliğinizi diğer insanlar üzerinde korku ve baskı kurarak kapamaya çalışan birisiniz demektir.

İnsanlar eksik ya da kısa kaldıkları şeyleri kapamak için böyle yollara başvururlar,

7. Yoldan Geçen Herkesi Hayatlarına Dahil Etmeyecek Kadar Zekidirler.

Duygusal anlamda güçlü olan insanların güçlü olmasının bir nedeni var: Zayıf noktalarını bunları istismar eden, iç düzenlerini bozan insanlara karşı açık etmezler. Dünya sizi de şüphe etmeden kendilerine benzetecek amaçsız ve kayıp insanlarla dolu. Gereksiz bir ilişkinin mutluluğunuzu elinizden almasına izin vermeyin.

8. Sevmekten Korkmazlar.

Mahvolmaya mahkum bir ilişkiye sahip olabileceğinizi de düşünüyorsunuzdur. Canınızın yanmasını istemiyorsunuz tekrar çünkü bu berbat bir durum değil mi? Ama ne var biliyor musun, kalbinin tekrar kırılmasına hiç gerek yok çünkü sen mükemmel bir insansın! Eğer bir ilişki yürümüyorsa bunun sorumluluğu sadece sende değil; sizde!

9. Uyanır Uyanmaz Depresyon Gömleklerini Giyip Kara Kara Düşünmezler.

Günümüzün en güzel anı uyanıp hala hayatta olduğumuzu fark ettiğimiz an olmalı. Hayatı sık sık hafife alıyor yeterince takdir etmiyoruz.

10. Yavaşlamaktan Korkmazlar.

Bu insanlar devamlı hareket ve heyecanla dolu bir hayatın peşinde değildirler. Tüm gün bir şeylerden kaçıyormuşçasına koşuşturup durmazlar. Duygularına hakim olan insanlar yavaşlamayı ve durmayı severler çünkü bu onlara anı yaşamaktan başka hiçbir şey yapmamanın, durup nefes almanın değerini hatırlatır.

Bu onların hayatlarında heyecan olmasını sevmedikleri anlamına gelmez kesinlikle, ama ara ara bir yürüyüş yapıp parklarda bahçelerde çiçekleri koklayıp mutlu olmanın kimseye de zararı yoktur.

11. Yapmak İstemedikleri Şeyleri Yapmazlar.

Hepimiz yapmaktan hoşlanmadığımız şeyleri yapmışızdır ama kimse yapmak istemediği bir şeyi yapmamalı. Duygusal yönüne hakim insan sevdiği şeyleri yapmaya odaklanmanın bir yolunu daima bulur ve  sevdiği şeyleri yapabilmeye devam etmek için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlar.  Hedefe doğru gittiği süreçten pek hoşlanmayabilir ama ileride keyifle yapacağı şeylere bir adım daha yaklaştığını bilerek bundan da zevk alabilir.

12. “Hayır” Demesini Bilirler.

İnsanlara “hayır” demesini bilmiyorsanız iyi niyetiniz kötüye kullanacaklardır. İnsanlar tarafından kolay aldanan, çantada keklik biri olarak gözükeceksiniz ve bir konudaki fikirleriniz sorulmayacak, hatta siz kendi fikrinizi beyan ettiğinizde de ciddiye alınmayacaksınız. Hayır diyebilmek insanlara kontrolün sizde olduğunu hatırlatır.

13. Paylaşmayı Unutmazlar Ve Yapılan İyiliklere Karşılık Verirler.

Paramızı ya da zamanımızı başka insanlar için kullanamayacak kadar fakir ya da meşgul değiliz. Unuttuğumuzu söylersek de yalan olur. Bazı insanlar sadece sorumluluklarını gözardı eder ve bahaneler arkasına saklanırlar. Duygusal anlamda güçlendikçe, insanları ve hayatın kendisini daha çok takdir etmeyi öğreniyoruz.

Zamanla hayat daha değerli bir hal alıyor ve yine hayata kötü bir el ile başlayan insanlara karşı daha fazla empati sağlamayı öğreniyorsunuz.

14. Uyum Sağlamak Zorunda Hissetmezler.

Kendinize ve duygularınıza ne kadar hakimseniz o kadar bağımsızsınız demektir. Bir yere ait olmak, bir yere uyum sağlamak zorunda hissetmezsiniz çünkü zaten uyum sağlamanız gereken yere aitsiniz: Dünya’ya.  İnsanlar sağlıksız ve çarpık küçük sosyal ortamlar oluştururlar ve  bunlara uyum sağlamak zorunda hissetmek demek “kendim olmaktan korkuyorum” demektir.

15. Mutlu Olmanın Kişisel Bir Seçim Olduğunu Unutmazlar.

En önemlisi, duygusal anlamda güçlü insanlar beyinlerinin düşünce yapıları ve bedenleri üzerindeki gücünü anlamayı öğrenmişlerdir.

Duygularımızın doğrudan somut olaylara verilen tepkiler değil; bizlerin bu fiziksel,somut olayları nasıl algıladığımızın yansımaları olduğunu bilirler.  Başka bir deyişle; duygularımız gerçekliği yansıtmazlar, duygularımız gerçeklik algımızın yansımalarıdır. Bu gerçeği anlamak bizlere  duygularımız ve hayatlarımız üzerinde neredeyse mutlak güç ve hakimiyet bahşetmektedir.

 

BÜYÜK YÜKSELİŞ


Büyük gün
Bir dönemin bitişi ve yeni bir dönemin başlangıcı
Tıpkı 21 Aralık 2012 'de yaşanılan büyük değişim gibi
Eski dönemin bitişi,Yeni bir yaşamın başlangıcı,Büyük değişim ve dönüşüm ile YÜKSELİYORUZ
Bu yükseliş çok uzun süre bizi etkisi altına alacak
Yarın Süper Dolunay,Kan Dolunayı ve Ay Tutulması hepsi birlikte gerçekleşiyor
*Yarın 
(28.09.15) İstanbul saatiyle 05:50'de gerçekleşiyor
*Dünden itibaren yoğun etkisini hissetmeye başladık
*Enerji çok yoğun ve çok yüksek
*Fiziksel,duygusal,zihinsel olarak inanılmaz bir değişim sürecine girdik
*Bugünlerde yaşabileceklerimiz:
-Baş ağrıları,gözlerde ağrı ve yanma,halsizlik,uykusuzluk
-Varolan ağrılarınız varsa artması söz konusu
*Sebepsiz burun akıntınız varsa,gözleriniz yaşarıyorsa vücudunuz negatif enerjilerden kendini arındırmaya başladı anlamına geliyor
*Yoğun bir şifa enerjisiyle hızla şifalanacağımız bir döneme girdik
* Tüm İlişkilerde büyük ve olumlu değişimler söz konusu
*Çözüm odaklı olmamız kazanmamızı sağlayacak
*Yaratma yeteneğimiz artıyor
*Şifa gücümüz açığa çıkıyor
*Dişi enerji çok yüksek
*Birlik,beraberlik,bütün olma,paylaşma daha da önem kazanıyor
*Denge her zamanki gibi çok önemli
*Geçmişte yaşadığımız tüm olumsuzlukların mucizevi bir şekilde dönüşeceği bir dönem
*Yeteneklerimizin daha da artacağı ve hayatımıza yön vereceği bir sürece girdik
*Yaşamdaki tüm engelleri aşıp,özgürleşeceğimiz bir dönemdeyiz
*Sezgilerimiz çok güçleniyor ve rehberlik ediyor
*Rüyalar,hayaller,mistik bilgiler,ruhani bir hayatı ve uyanışı gerçekletirecek
*Bize ve dünyaya hizmet etmeyen her şey dönüştürülüyor
*Karanlık yönlerimizi yüksek enerjiyle şifalamamız gerekiyor
*Önce hayata ve insanlara bakış açımız sonra davranışlarımız değişiyor
*Cesaretinizi toplayın,adımlar atın ve gerisini evrene bırakın
*İyi niyetli olun ve öyle davranın


IŞIK,SEVGİ VE İLAHİ AŞKLA
ÇİĞDEM ARKAN 

Not:Yukarıda paylaştığım konular ve başlıklar çok önemli ve derin.Her bir başlık için makale yazılır.Bu yüzden sık sık konuları ele alarak sizlerle yeni dönemi paylaşacağım.
Sevgiler.....

FARKINDALIK VE GÜNLÜK YAŞAM

Her canlı varlıkta bir miktar farkındalık vardır. Bitkilerde bile, yapılan deneylere göre, değişik düzeyde farkındalık bulunduğu görülmüştür.

Yapraklarını gece ve gündüze göre yönlendirirler. Çiçeklerini ışığa göre açıp kaparlar, su durumuna göre kendilerini değiştirirler, hatta insanların onlara ne şekilde davrandıklarını bile farkına varırlar. Eğer güzel müzik çalınırsa veya güzel söz söylenirse bitkinin reaksiyonu farklı, bağırılırsa farklı olduğu deneysel olarak saptanmıştır.
Hayvanların farkındalığı bitkilerden daha fazla, insanlarınki daha da fazladır. Hatta makineleri bile farkında yapmak mümkündür. İnsan yaklaşınca fotosel ile çalışan açılan kapılar basit bir farkındalık örneği oluştururlar. Fakat bu tür farkındalık etki tepki farkındalığıdır. Belli bir etki vardır ve bu etkiye göre otomatik bir tepki oluşur.

Newton fiziğinin ikinci yasası “Her etkiye eşit ve ters yönde bir tepki oluşur” der. Bu türden bir etki-tepki ilişkisi şuur gerektirmez. Adeta doğanın kendi programı olarak her durumda ortaya çıkar. Buna “var olma içgüdüsü” de diyebiliriz. Sadece canlılar değil cansız dediğimiz varlıklar da bu tepkiyi gösterirler. Çünkü bir nesneyi yok etmeye çalışırsanız o size karşı direnecektir. Örneğin suyu düşünün. Su her girdiği kabın şeklini alır. Fakat suyu sıkıştırdığınız zaman direnir. Belli bir hacmin altına suyu sıkıştırmak son derece zordur. Suyun ısısını alıp buz haline getirdiğinizde hacmi küçülmez artar. Yani buz, sudan daha fazla hacim olarak varlık gösterir. Kaybettiği ısı enerjisine karşı gösterdiği tepki daha fazla yer kaplamaktır.

İnsanların çoğu da aynı etki-tepki mekanizması içinde yaşamlarını sürdürürler. Örneğin, yemeyen çocuğunuza siz zorla yemek yedirmeye çalışırsanız o size daha fazla direnecek, yememek için türlü bahaneler bulacaktır. Bu tür etki-tepki mekanizması kendini ispatlamak, varlığını ortaya koymak veya varlığını korumak durumlarında ortaya çıkar. Zayıf hisseden varlığın kendini koruma içgüdüsü ile ilişkili bir mekanizmadır bu. Bu mekanizmada şuur yani uyanıklık durumu yoktur veya çok azdır.

Otomobil kullanmayı düşünün. Başlangıçta her hareketin şuurundayız. Yani farkında olarak otomobili süreriz. Vites değiştirmek, frene basmak bir istek sonucu şuurlu bir çaba gerektirir. Oysa ki ustalaşıp otomobille bütünleştiğimizde bu şuur durumu ortadan kalkar. Bir yandan konuşur veya farklı şeyler düşünürken diğer yandan arabayı sürebiliriz. Artık farkında olmaya gerek kalmamıştır. Hareketlerimiz otomatik hale gelmişlerdir. Bu durum her ne kadar daha az yorucu olsa da elbette ki mahsurları da vardır.
Faydası, otomobili kullanmayı otomatik pilota bağlamakla dikkatimizi yola daha fazla yönlendirebiliriz. Zararı da farkındalığımızı tümüyle kaybedersek, bu sefer de yoldaki tehlikeleri küçümseriz. Birçok kaza bu yüzden olmaktadır.
Peki farkındalığı güne daha doğrusu anlara indirmek mümkün müdür? Yoksa bu hiç başarılamayacak bir ütopya mıdır derseniz? Elbette mümkündür deriz. Birkaç sade metodu izleyerek, her insan kendi farkındalığını bir başkasına ihtiyaç duymadan yükseltebilir ve yeni algılamalar, yeni hissedişler, yeni bir bakış hissedebilir, bu yeni bir pencereden yaşama bakmak gibidir ve başarı duygusu getirir. Günümüzün zor şartlarında, biraz başarıya ve minik mucizelere ne kadar çok ihtiyacımız var değil mi?

* Alıntı

Donmuş Limon İnanılmaz Faydası KANSER BAŞARISI


Limonu yıkadıktan sonra buz dolabınızın buzluk bölümüne koyunuz. Donduktan sonra mutfak rendesi ile limonun tamamını rendeleyebilirsiniz. Dikkat! kabuğunu soymayınız, öylece rendeleyiniz.
Rendelenmişini yemeklerinizin üzerine serpebilir, sebze salatasına, dondurmaya, çorbaya, makarnaya, makarna sosuna, balık yemeklerine katabilirsiniz. Yemeklerintamamı, daha önce hiç tatmadığınız mükemmel bir lezzet kazanacaktır.

Rendelenmiş limonunuz, limonun sadece suyunda bulunandan 5 veya 10 kat daha Fazla Vitamin İçerir. Büyük olasılıkla limonu daha önce bu şekilde değerlendirmediğiniz için şimdiye kadar bu Vitaminleri Ziyan Ediyordunuz. 

Ama bundan sonra, tüm Limonu Dondurmak gibi basit bir işlem sonrasında, onu rendeleyip yemeklerinizin üzerine serperek Tüm Besleyici özelliklerini kullanıyor olacak, yani daha Sağlıklı Besleniyor olacaksınız. 
Ayrıca Rendelenmiş limonun Dinçleştirici ve Vücuttaki Toksinleri Giderici etkisinden yararlanacaksınız.

Bilindiği üzere, iki çeşit limon ağacı vardır. Limon ve misket limonu. 
(Burada bahsedilen limondur)
Limon meyvesini farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Pulpası yenebilir. Sıkılarak suyu çıkarılabilir. Limonlu içecekler, dondurma vs.. yapılabilir.
Limonun birçok vasfı sayılabilir ama en ilginci URLAR, YUMRULAR, KİSTLER, TÜMÖRLER üzerindeki etkisidir.

Limon (Citrus) Kanser Hücrelerini Öldüren mucizevi bir üründür. Kemoterapiden Çok Daha Tesirlidir. Bu nedenledir ki, Limon Özütünü Laboratuvarda üretmeye çalışan bilim adamları var.

Limon tedavisi Kemo­terapinin Korkunç Etkilerini Göstermez. Bu bitkinin her Tür Kansere iyileştirici Etkisi Kanıtlanmıştır. Bazıları onun her tür Kanserin Tedavisinde Faydalı olduğunu söyler.

Ayrıca geniş Spektrumlu Anti­bakteriyel olarak İltihaplara / Enfeksiyonlara ve Mantara karşı kullanılır. Dahili Parazit ve Bağırsak Kurtlarına karşı etkindir.
Çok yüksek Tansiyona karşı Kan Basıncını Düzene sokar. Anti­depresan dır.
Strese ve Asabi Bozukluklara karşı iyi gelir.

Bu bilginin kaynağı ise çok etkileyicidir: Dünyanın en büyük ilaç üreticisi firmalarından biridir. Bu firmanın beyanına göre 1970'den beri 20'nin üzerinde yapılan Laboratuvar Testlerinde limon ekstrelerinin uygulanmasıyla; içlerinde Kolon / Kalın Bağırsak, Meme, Prostat, Akciğer ve Pankreas da olmak üzere 12 Kanser tipinde Başarılı Sonuçlar Alınmıştır.

Limon Ağacından elde edilen bileşiklerin, bütün Dünyada Kemo­terapide kullanılan Adiamycin Ürününden 10000 Kat Daha iyi olduğu saptanmış, Kanser Hücrelerinin Gelişmesini Yavaşlattığı Gözlemlenmiştir. 

Daha da Şaşırtıcı Gözlem Şudur ki: Limon Özü Kötü Huylu Kanser Hücrelerini
Tahrip Ederken Sağlıklı Hücrelere Hiç Zarar Vermemektedir.


Mutluluk Reçetesi


1. “Sadece kendi davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz, diğerlerinin değil” gerçeğini, tartışmasız kabul edin.

2. Kimse size istemediğiniz bir şeyi yaptıramaz, sizin de diğerlerine yaptıramayacağınız gibi. Başkalarını kontrol etme isteğini ve bu istek için harcadığınız enerjiyi kendinize yönelttiğinizde, yapabilme gücünüz ve özgürlüğünüz artar; ancak özgürlüğün de bir bedeli olduğunu unutmayın.

3. Özgürlüğünüze ait istekleriniz, diğerlerinin hak alanına girdiğinde, çatışma yaratır. Bu yüzden isteklerinizin, diğer kişinin hangi alanına girdiğine ve ne anlam ifade ettiğine dikkat edin. Laf olsun diye istemeyin. Bedelini ödeyemeyecekseniz dile getirmeyin.

4. Ne kadar büyük ve acı verici olursa olsun, sorunu kabul edip, yüzleşin. Üzüntüyü çekmeden, çözüm üretip güçlenmeniz mümkün değildir. Sakinleşin, önceliklerinizi belirleyin ve düzenleyip, yapılandırın.

5. Geçmişe saplanıp kalmayın; değiştiremeyecekleriniz için yanıp yakılmak ve pişmanlık duymak faydasızdır. Şu andan sonrasına etki edebileceğinizi fark edin. Hatalarınızı ve nedenlerini bulup, yolunuza devam edin.

6. Sevgi, huzur, paylaşım, gevşeme gibi ihtiyaçlarınızı reddetmeyin. Koşullar gereği şu anda karşılayamıyorsanız, yapabildiğiniz kadarını gerçekleştirin.

7. Esneme ve uyum yeteneklerinizi geliştirin. Katı prensipleri olmak, kişilik gücüne işaret etmez. Temel özelliklerinizi koruyarak, gelişime açık olun ve gelişimin getireceği değişimlerden korkmayın. Sevdiğiniz insanların da gelişimi için fırsat tanıyın; korkularınızı kontrol altına alın.

8. Hareket alanınızı geniş tutun. Birey olma haklarınızı kullanacağınız alanın büyüklüğü, kendinize duyduğunuz güveni artıracaktır. Uğraşlar, hobiler, farklı arkadaşlar, bakış alanınızı genişleteceği gibi, kişisel gücünüzün artmasına etki edecektir.

9. Zaafsız insan yoktur. Neler olduğunu belirleyin. Bu zaaflara yönelik durum, duygu, düşünce vb. ile karşılaştığınızda, her zamankinden daha dikkatli olun.

10. Olumsuz özelliklerinizi görmede gösterdiğiniz hassasiyeti, olumlu özelliklerinizi görmek için de kullanın, ama kantarın topuzunu kaçırmayın.

Reçete daha uzar gider, ama temel kurallar bunlar.
Son söz yine bir kızılderili atasözü olsun mu?

“SEN SORUYU YÜREĞİNE SOR, CEVAP YÜREKTEN MUTLAKA GELECEKTİR.”.

ÖZGÜRLEŞMEK







Günün yazım konusu: Can sıkıcı bir olayla karşılaştığında, duygularına çok fazla saplanırsan: ORADA ESİR DÜŞERSİN.
Duygunu yok sayamazsın, bastıramazsın.
Çözüm: Hakimiyet ve Dönüştürmeyi öğrenmelisin. 

O zaman o can sıkıcı olay mucizeyle değişiyor. Her şey gerçekten bir illüzyonmuş diyorsun.

Anahtar: Düşünme gücünüzde değil, DUYGU
HAKİMİYETİNİZDE.

Ben olsam bunu öğrenir özgürleşirdim. 

Aradığımız özgürlük bekarlıkta, yalnızlıkta, daimi seyahatte, kaçmakta, bağlanmamakta, yüzeysel yaşamakta DEĞİL.

Seda DİKER 

BİR AY BOYUNCA ŞİKAYET ETMEDEN DURABİLİR MİSİNİZ?

Bir ay boyunca şikayet etmeden durabilir misiniz?

Dırdır, homurdanma, sızlanma… Adını ne koyarsak koyalım, yaptığımız şey aynı: Şikayet etmek.

Üstelik, bize zaman zaman boğucu gelen hayatlarımızda şikayet edecek çok fazla şey var. İnsanların kabalığı, yorucu iş temposu, sorumlulukların yarattığı baskı, arkadaşlar, aileler, hayal kırıklıkları…

Gün içinde pek çok olumsuz duyguyu dışa vurmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Bu şekilde rahatladığımızı sanıyoruz. Öyle ki, sıradan bir diyalog içinde her dakika bir şikayet cümlesi çıkıveriyor ağzımızdan.

Pieter Pelgrims and Thierry Blancpain adlı iki girişimcinin fikri olan “Şikayet / Dizginleme” adlı projeye katılan yüzlerce kişi en azından 1 ay boyunca şikayet içeren cümleler kurmamayı denediler.

Pelgrims ve Blancpain’in bu projedeki amaçları, “olumsuz ifadeleri ortadan kaldırarak daha olumlu bir hayat elde etmek”.

Yakınmanın beyindeki yansıması

Öncelikle konunun bilimsel tarafı ilgi çekici. Her ne kadar “kötüye hazırlanma”yı bir savunma mekanizması olarak görsek de, tüm bunlar vücudumuzda hoş olmayan değişimlere neden oluyor.

Bir konunun olumsuz yönünü düşünmek, beynin stres hormonları salgılamasına neden oluyor; bu da çözüme yönelik bilişsel aktiviteyi kısıtlıyor.

Daha az şikayet etmek için birkaç püf noktası

Şikayetin tanımını yapabilmek
 Şikayetin tanımını yapmak; neyden, ne kadar uzak duracağımız konusunda fikir vermesi açısından önemli.

Örneğin “dışarısı çok soğuk” bir şikayet değil bir gözlemken “dışarısı çok soğuk ve bu şehirde yaşamaktan nefret ediyorum” kusursuz bir şikayet cümlesidir.

“Sık Şikayet Edilenler” listesi oluşturmak

Proje kapsamında söylediklerine dikkat edenlerin vardığı ortak sonuç, düşündüğümüzden çok daha fazla şikayet ettiğimiz. Sorunları saptamak ve homurdanmaların kaynağına inmek, nelerden rahatsız olduğumuzu daha net fark etmemizi sağlıyor.

Sürekli şikayet eden insanlara karşı mesafeli olmak

Başkasının şikayetlerini dinlemek de beyinde aynı tepkiye ve aynı hormon aktivitesinin oluşmasına neden oluyor. Bir diğer deyişle, aynı pasif içicilik gibi hem kendimizi hem karşımızdakini olumsuz düşüncelerle zehirliyoruz.

Araya biraz mesafe koymakta ya da bize anlatmamalarını sağlamaya çalışmakta fayda var.

Şikayeti çözüme dönüştürmek

“Verimli dırdır” ya da yıkıcı değil yapıcı şikayetlerde bulunmak diyebileceğimiz bir çözüm yolu var. Hayran hayran sorunun etrafında dolaşmak yerine çözmek için çaba harcamak, olumsuzluğu hafifletir.

“Ama” ile başlayan olumlu cümleler kurmak

Bir ay boyunca hiç şikayet etmemek çok zor; bir isyan cümlesi mutlaka ağzımızdan kaçıverecektir. Böyle durumlarda “ama + olumlu ifade” birlikteliği ile durumu lehimize çevirmek mümkün.

“Çocuğu okuldan yine ben alacağım; ama en azından eve yürürken beraber zaman geçirmiş oluyoruz” gibi.

“Zorunda mıyım?” yerine “Çıkarım ne?”ye odaklanmak

“Sabah erken kalkmak zorundayım” yerine “Sabah erken kalkmam gerekiyor” demek, konuyu şikayetten gözleme indirger.

Bir de sabah erken kalkmanın iyi yanını düşünebilirsek ne mutlu bize! Örneğin erken kalkıp işe gittiğimiz için trafiğe takılmayabilir, o günkü mesaiyi erken bitirebilir ya da yarım bir haftasonuna uyanmayarak haftasonunu daha verimli geçirebiliriz.

15 DAKİKADA ZENGİN OLABİLİRSİNİZ!













"Sonunda, bana nasıl çabucak milyoner olacağıma dair bir ipucu verecek!" diye düşünüyor olabilirsiniz. Haklısınız da. Size gizli bir hazine göstermek istiyorum. İsterseniz hepsine sahip olabilirsiniz. Fort Knox'taki tüm altınlar bunun yanında sosyal yardım çeki gibi kalır! Bunu ister misiniz?


Tamam, gözlerinizi kapatın… 15 dakika sürecek olan bir hazine avına çıkalım birlikte. Sonra zengin olacaksınız. Hissedebileceğiniz tüm heyecan ve üzüntüleri unutmayı deneyin ve rahatlamak için nefesinizi dinleyin. Kendinizi sakin ve dingin hissettiğinizde başınıza dikkat edin. Kafatasınızdaki beyninizi hissedin ve inanılmaz bir kapasitesi olan süper bir bilgisayar olduğunun farkına varın.


Dünyanın en büyük elektronik şirketleri milyarlarca dolarlık bütçelerle, megabyte chip'ler, elektronik hafızalar üretmek için sermaye araştırmasına girerler. Beyniniz ise tam şu anda, hala planlama aşamasında olan gelecek nesil bilgisayar chip'lerinden çok daha karmaşık bir işi başarmakta. Bugün veya önceden görülebilir gelecekte, dünyada hiç kimse yaklaşık olarak beyniniz kadar hızlı, onun kadar çok yönlü bir kapasiteye sahip ve onun gibi küçük, kendi kendine programlayan ve koruyan, taşınabilir, yeniden üretme kapasitesi olan bir bilgisayar yapabilme yeteneğine sahip değil. Düşünen makinenizin inanılmaz yeteneklerinin farkına varın!


Sonra dikkatinizi duyu organlarınıza yöneltin. Gözlerinizi, kulaklarınızı, dokunma duyunuzu, koklama ve tat alma duyularnızı, yeteneklerinizi, ısı farklılıklarınızı, duyu ötesi enerjilerinizi ve vücudunuzun hareketlerini algılayın. Mümkün olduğu kadar duyularınızın potansiyelinin farkına varın. Bu kapasitede bir makine ne kadar eder sizce? Şimdiki teknoloji imkanlarıyla bu yaratılabilir mi?


Şimdi de, hareket sisteminize bir göz atalım… Koşabilir, atlayabilir, tırmanabilir, sürünebilir, yüzebilir, dalabilir, bisiklete binebilir, ellerinizin üzerinde yürüyebilir, dans edebilir, merdiven çıkabilir, ve daha bir çok şey yapabilirsiniz! Bilim adamlarının, bir insanın sadece yarısı kadar yürüyebilen bir robotu üretme çabalarında hala başarısız olduklarını biliyor muydunuz? Vücudunuzun diğer kısımlarını da bu şekilde keşfedin. Örneğin; sindirim alanlarına, vücudun bağışıklık sistemine, üreme organlarına, panzehir kabiliyeti vb. şeylere göz atın. Sık sık tekrarlayabileceğiniz bu egzersizden sonra, hayatınıza yeni ve daha olumlu bir bakış açısı getirmek için sahip olduğunuz devasa zenginliğin her gün yeniden farkına varmayı deneyin.


Bu egzersizi küçümseyen bir gülümsemeyle geçiştirmeyin! Bu, hayatınızda uzun süreli başarıya sahip olmanın anahtarı olabilir. Bize miras olarak kalan zenginliğin farkına vardığımız oranda, başarılı olma umudumuz da artar. Bu gezegendeki her tür yaşam şekline uyum sağlamada şimdiye kadar en başarılı olmuş bir varlık türünü temsil ediyoruz. Albert Einstein, Sokrates, Marie Curie, Bingenli Aziz Hildegard, Hönderlin, Coco Chanel, Buda ve İsa gibi insanlarla ilgimiz vardır. Bu insanların hepsi, sizin de sahip olduğunuz nitelikleri getirdiler bu dünyaya. Dolayısıyla vazgeçmeyin ve onların bazı yönlerden farklı oldukları yalanını kendinize söylemeyi bırakın. Bu insanlar potansiyellerinin farkındaydılar. Az önceki egzersizde bu tür bir bilincin küçük bir derecesini başardınız. Onlar potansiyellerini, onu uyandırmak, denemek ve geliştirmek suretiyle kullandılar. Şimdi sıra sizde! Hazinelerinizi iyi kullanın!


WALTER LÜBECK
Para'nın Tao'su Kitabından

YENİ BAKIŞ AÇISI NASIL OLUŞUR?

1. Açık olun. Her şeye açık olun. Her ne olursa, başınıza her ne gelirse ona açık olun.

2. Bir şeylere tutunmaya çalışmayın. Bırakın giden gitsin, gelen gelsin.

3. Kalbinizde kalın. Her ne olursa olsun, gerçek hislerinize sadık kalın.

4. Hayatımızdaki insanlar değişecek. Bunun olmasına izin verin ve sürece güvenin. Amaçlarına hizmet etmiş ve artık derinleşip gelişmeyen ilişkilere tutunmak zorunda değiliz.

5. İşlerimiz de değişecek. Yapmakta olduğunuz, ya da eğitimini aldığınız işlere saplanıp kalmayın. Kendinize GERÇEKTEN ne yapmak istediğinizi sorun.

Sizi hangi iş gerçekten mutlu ederdi?

6. Hayatta sevinci arayın. Her ne pahasına olursa olsun sizi mutlu eden şeyi bulun ve onu yapın. Her gün. Her zaman.

7. Düzenli bir şekilde kendinize sessiz kalacağınız bir zaman ayırın ve DİNLEMEYİ öğrenin. Hislerinizi dinleyin, sizi neyin mutlu ettiğine kulak verin. Sezginizin size söylemeye çalıştığı şeyi dinleyin.

8. SEVMEYE cüret edin. Her nerede bulunursanız bulunun, her ne yapıyor olursanız olun sevecen bir varlık olun. Kalbinizi açın ve onu açık tutun.

Bu sahip olduğunuz en büyük korumadır.

9. Mümkün olduğunca çok yükümlülüğünüzü tamamlayıp bitirin. Buna dünyevi, ailevi, mali, spirituel, yükümlülükler dahildir.

Bitirdiğimiz her bir yükümlülük bizi özgürleştirir.

10. Kişisel olarak artık ihtiyaç duymadığınız şeyi bırakın, ya da başkasına verin. Dolaplarınızı, kitaplarınızı, malınızı, mülkünüzü, ilişkilerinizi, taahhütlerinizi, sorumluluklarınızı gözden geçirin ve öz benliğiniz ile uyum içinde olmayan her şeyden kurtulun. Bunu ölçüp tartmanın bir yolu da bir şeyin size bir hafiflik ve sevinç mi, yoksa sıkıntılı bir ağırlık mı verdiğini hissetmektir. Bırakmak harika bir duygu verir ve yeninin yaşamınıza girebilmesi için bir boşluk yaratır.

11. Dürüst ve açık sözlü olun. Kastettiğiniz şeyi söyleyin ve söylediğiniz şeyi kastedin.

Bu dünyada artık daha fazla sahtekarlığa ve ince manipulasyonlara ihtiyacımız yok.

12. Birbirinize saygı gösterin.

Hepimiz muhteşem kozmik varlıklarız. Sadece bazılarımız muhteşem kozmik varlıklarımızı çok iyi tebdil-i kıyafetlerle gizliyoruz. Kendimize ve birbirimize dürüstlük, saygı ve sevgiyle davranalım. Bu yapabileceğimiz en kökten dönüşüm geçiren duygulardan biridir.

13. Güçlü olmaktan korkmayın. Hepimiz güçlüyüz. Hepimiz müthiş yeteneklere sahip son derece muktedir varlıklarız. Hepimizin içinde derin sevgi ve iyilik hazneleri var. Açık, berrak, güçlü, doğru olmamız gerekiyor. Kendimize ve yeteneklerimize güvenmeliyiz.

14. Bağışlama özgürlüğün anahtarıdır. Biraz zaman ayırıp hayatınızdan geçmiş herkesi bağışlayın. Kendinizi bağışlayın. Hepsini kendi benzersiz yolculuğunuzun, size tam da gelişmek, dönüşüm geçirmek ve özgürleşmek için ihtiyacınız olan şeyi veren bir parçası olarak görün.

15. Her şey için şükran duyun. Kimseniz “O” olduğunuz için şükran duyun. Yaşamınızın tüm unsurları için şükran duyun. Tüm deneyimleriniz, ilişkileriniz, çevrenizdeki her türlü güzellik için şükran duyun. Karşılaştığınız her iyi davranış, yaşadığınız her sevgi an’ı, her türlü beslenişiniz için, doğanın verdiği ilham için şükran duyun.

Her an, en karanlık anlarımızda bile şükran duyacak o kadar çok şeye sahibiz ki.
16. Her nerede yapabiliyorsanız, orada güzellik yaratın. Her sevgi ifadesi gibi, güzel olan her şey gezegenin rezonansını yükseltir.
17. Gezegenin şifalanmaya ihtiyacı olduğunu asla unutmayın, sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü ve alçakgönüllülük en büyük korunma kalkanınız olsun.

--ALINTI--

Kendimi Bağışlıyor Ve Seviyorum DUASI....

Kendime hastalığı, parasızlığı, işsizliği yaşattığım için, yeniye geçmekten, değişimlerden korktuğum için sonuçta yine yaşama güvenmediğim için kendimden özür dilerim.

Sınırlama ve kurallar içinde yaşadığım için, hayatı kontrol etmeye çalışarak inatçı olduğum için, yaratıcılığımı kullanmayı red ederek yaşadığım için, kendim olmayı reddettiğim için, şükürsüzlüğüm için, şefkat sevgi anlayış hoşgörü paylaşma duygularını unuttuğum için, beklentiler içinde yaşayıp hiçbir beklentim yok diyerek kendime söylediğim tüm yalanlar için kendimden özür dilerim.

  Kararsızlıklarım için, öfkem, kızgınlığım için tüm parçalarımdan özür dilerim. Bedenimin kıymetini bilmediğim, ruhumun istekleri doğrultusunda hareket etmediğim, içimden gelen sesi dinlemediğim, zihnimi olumsuz enerjiler içinde doldurup sonrada devamlı yaşamdan şikâyet ettiğim için, ruhumun isteği doğrultusunda adım atmaktan korktuğum için, cesaretsizliğim için, zamanımın değerini bilemediğim, kendime yapmış olduğum tüm saygısızlıklar için, başkalarının beni üzmesine izin verdiğim, yaşam amacıma hizmet etmeyen oyunlar kurduğum vs. vs. vs için kendimden, buna neden olan bugüne kadar yok saydığım kabul etmediğim tüm bu parçalarımdan çok özür dilerim.

Gücümü kötüye kullandığım kendimi üstün gördüğüm başkalarını küçümsediğim, haksızlık yaptığım kendimi değersizleştirdiğim için kendimden ve tüm parçalarımdan özür dilerim. Kendime vermiş olduğum sözleri tutmadığım için kendimden özür dilerim.

Hırslarıma yenik düşüp kibir ve gurur içinde davrandığım her an için, kendime olan güvensizliğim inançsızlığım için kendimden özür dilerim.

Gücümü başkalarına devrederek beni yönetmelerine izin verdiğim için, kendime yaşatmış olduğum tüm baskılar için, enerjimi düşürüp kendimi yaşamdan kopardığım için, kendime yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için, suçlayıcı konuşmalarım için kendimden özür dilerim.

Olumsuz yaşanan her olayın güzel şeyleri arzulayabilmen için yaşadığını, arzu duygusunun yaşanması için deneyimlendiğini bunlara şükrettiğinde, minnettarlık içinde yaşadığında sahip olduğun tüm güzelliklerin büyüdüğünü öğrendim. Farkında olursan eğer, sınırlarını kaldırırsan, yaşanan olaydaki hizmeti ve sevgiyi görmeye niyet edersen her deneyimin insanı ne kadar büyüttüğünü, ilerlettiğini öğrendim…

Sonuçta kendimi olduğum gibi sevgiyle kabul etmeyi öğrendim, ben kendimle barıştım. Tanrının parçası olarak kendimle barıştığımda, Tanrıyla barıştım. Kendimi kucaklamayı öğrendim.

Kendimle barışıp, kendimi tam olarak kucakladığımda hayatımın sorumluluklarını alınca gözümdeki perde kalktı ve sanki dünyadaki tüm perdeler kalktı. Artık kalbim açık ve sevginin yaşamımda özgürce dolaşmasına izin veriyorum. Tüm ruhumla, benliğimle, kalbimle seviyorum kendimi, insanları ve yaşamı..


ALINTI

İmparator Kim Olacak?

Bir zamanlar, Uzak Doğu'da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış. Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine, kendi yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş.

Bir gün, ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve "Artık tahttan inip yeni bir imparator seçme vakti geldi. Sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş.

Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş... "Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum! Ama bu çok özel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip, birinizi imparator seçeceğim."

Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış. O da diğerleri gibi tohumunu almış... Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş. Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini bekliyorlarmış.

Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler tohumlarının ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş.

Üç hafta, dört hafta, beş hafta geçmiş... Hala hiçbir gelişme yokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz ederken Ling çok üzülüyormuş. İmparatorun onu beceriksiz sanmasından çok endişeleniyormuş.

Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla bekliyormuş.

Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış...

Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona cesaret verip, saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş.

Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış. Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri selamlamış. Ling, arkalarda bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş. "Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün biriniz imparator olacak!" demiş İmparator...

Aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling'i fark etmiş. Hemen muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş. "Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek..."

Ling öne geldiğinde imparator adını sormuş. "Adım Ling..." demiş.

Diğer gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. İmparator onları susturmuş. Ling'e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp kalabalığa doğru dönmüş. "Yeni imparatorunuzu selamlayın... Adı Ling!" demiş.

Ling inanamamış. Çünkü tohumunu yeşertememiş bile, nasıl imparator olurmuş?...

İmparator devam etmiş... "Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize kaynamış tohum vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan...

Ling'in dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi, çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece Ling içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaret ve dürüstlüğünü gösterdi.

Beklentisi gerçekleşmeyince umutsuzluğa kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi... Onun için yeni imparatorunuz o olacak!

Yazarı Bilinmiyor




Bir Sufi Hikayesi


Dervişe bir gün sormuşlar...
"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"
Size farkı gösteriyim deyip, önce sevgiyi dilden kalbine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi sofrada yerlerini almışlar. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Derviş şöyle bir şart koymuş...
"Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz..."
"Peki!" deyip çorbalarını içmeyi denemişler. Fakat kaşıklar uzun geldiğinden sıcak çorbayı döküp saçmaktan hem kendilerini yakmışlar hem de ağızlarına bir damla bile götürememişler. En sonunda bakmışlar olacak gibi değil, sofradan aç bir şekilde kalkmışlar...
Daha sonra derviş, bu defa sevgiyi gerçekten bilenleri yemeğe çağırmış. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen insanlar gelmiş, sofraya oturmuş. Onlara da aynı şartı dile getirmiş.Her biri uzun kaşığını çorbaya daldırmış, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak çorbalarını içmişler. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve sofradan afiyetle şükrederek kalkmışlar...
Derviş, sevgiyi gerçekten yaşayanların farkını soranlara...
"İşte! Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz, şunu da unutmayın. Hayat pazarında her zaman alan değil veren kazançlıdır…"