Booking.com

Hiçbir şey İçin Geç Kalmadınız, Şimdi Tam Zamanı….

Dilek Toru NF

Hiçbir şey İçin Geç Kalmadınız, Şimdi Tam Zamanı….

Bizler ana rahmine düştükten itibaren korteksimiz sağ olsun bütün anıları, hatıraları acı-tatlı ayırt etmeden kaydetmeye başlıyor. Buna rağmen doğduğumuzda sadece sevgiden ibaret, öfke, kızgınlık, acı, doğru, yanlış, küslük, nefret, intikam nedir bilmeyen muhteşem varlıklarken, biraz büyüyüp dillenmeye başladığımızda, emeklemeyi geçip yürüyüp koşmaya başladığımızda egomuzun oyununa gelip doğduğumuzda hiç bilmediğimiz fakat korteksimizin kaydettiği tüm duyguları hayata geçirmeye başlıyoruz.
Bu harekete geçişten sonra başlayan suçlu aramalar, haklı çıkmaya çalışmalar, yargılamalar, kıyaslamalar, karşı çıkmalar, ben her şeyi bilirim tavırları, sen de kimsin edaları, küstüm oynamıyorumlar derken biz çoktan “BEN” olmaktan çıkıp, kendimizi “SİZ” maskeleriyle bir ömür sürmeye adıyoruz.
Yıllar geçtikçe suçlu arayışları içinde zamanla kızdığımız kişilere dönüştüğümüzü fark etmekten hep kaçıyoruz. Çünkü hepimiz 20 yaşında doğup 3 yaşına geldiğinde 40 yaş havalarıyla büyümüşlük taslamayı büyük bir meziyet sanıyoruz kendimize. Ve göremiyoruz özümüzden kopup başkalaşmaya başladığımızı.
Peki neden? Neden hemen büyüme telaşındayız?
Çünkü bize hep güçlü olmak öğretildi, tüm maçları kazanmak öğretildi, bize tokat atana yumruk atmak öğretildi, at gibi yarışarak hayatımızı çizmemiz öğretildi, hiç hata yapmamak öğretildi, bilmediğimiz işe karışmamak öğretildi, çok konuşmamak öğretildi ve biz hiç çocuk olamadan ya büyük adamlar olduk ya büyük kadınlar olduk ya da yarış atı olarak hayatımızı sürdürür olduk.
Şimdi şöyle dönüp baktığınızda çocukluğunuza dair hatırladığınız ve sadece çocuk olduğunuz kaç tane güzel anınız var?
Bizim hücrelerimizde bir çocuk var, çoğumuzun hiç yaşamadığı, hiç tanımadığı minicik bir çocuk, saf, sevgi ve şefkat dolu bir çocuk, kendimizi başkalarına ispat etme peşinde koşarken çok gerilerde bıraktığımız unutulmuş bir çocuk.
Peki, şimdi size bir soru sormak istiyorum; Hani biran önce büyümek uğruna birçok dağlar yaktınız, canlar yaktınız, arkanızı dönüp gittiniz, küstünüz, nefret ettiniz, kin beslediniz, kaçtınız, kızdınız, suçladınız ve büyüyüp kocaman oldunuz ya…
Şu an halinizden memnun musunuz? Mutlu musunuz? Olmak istediğiniz yerde misiniz? Hayalinizdeki hayatı yaşıyor musunuz?
Eminim şimdi çoğunuz “HAYIR” cevabının üzerine bir de” ……. Yüzünden …….. oldu”, “ ……. Yüzünden …….. yapamadım” ile başlayan bir çok cümleler kuruyor.
Benim kendi hayatımda öğrendiğim en kıymetli şey, hayatımı hangi şekle soktuysam bunun tek sebebinin kendim ve kendime verdiğim değer olduğu ve hiçbir şey için geç olmadığı, yaşamında ters olan bir şeyi fark ettiğim anda düzeltmenin de elimde olduğudur
Şimdi, yaşamımızı gözden geçirmenin, unuttuğumuz o harika küçük çocuğun hayallerinin ne olduğunu hatırlamanın ve kendimize hak ettiğimiz hayatı sunmanın zamanı…
Geç kalmadınız, şimdi tam zamanı….
Haydi, tutun o küçük çocuğun elinden, bırakın kim ne derse desin arkanızdan, kim ne yaparsa yapsın, kendi hayatında siz yolunuza sevgi, coşku, keyif ve neşeyle devam edin…
Hatırlayın! Arkanızdan konuşan geride kaldığı için konuşuyor, siz ise her an bir adım daha ileriyi hedeflediğiniz için öndesiniz…
Unuttuğunuz gerçek sizi hatırlamanız ve hak ettiğiniz hayata ulaşmanız niyetiyle
Sevgi ve ışıkla

Körükleyici Düşünceler ve Olumlamalar 3

Öfke Tutkunluğu

Sürekli öfkeli olmak belli bir süre sonra tutkunluk haline gelir ve kişi öfke ile istediği her şeyi elde edeceğine inanır.

Körükleyici Düşünceler:

– Öfkeliyken insanlar benden çekiniyor ve böylelikle istediklerimi yaptırabiliyorum.

– Öfkeli olmak bana güç kazandırıyor

Olumlaması:

Ben Sevgi doluyum.

Sevginin gücüne inanıyorum.

İsteklerimi, düşüncelerimi ve duygularımı Sevgi ile ifade ediyorum.

Kendime ve başkalarına olan davranışlarımda Sevgiyi yansıtıyorum.

Sevgi ile ifade ettiğim her istek yerine geliyor.

Ben Sevgi’nin her şeyi çözdüğünü biliyorum.

Her şeye Sevgi ile yaklaşıyor ve her şeyi Sevgi ile çözüyorum.

Kaynak :İndigo Dergisi 

DÜŞÜNCELERİMİZ VE SONUÇLARI


1- Dondurma yedim boğazım şişti.
2- Islak saçla çıktım migren oldum.
3- Cam açık uyudum, rüzgar çarptı üşüyorum.
4- Yemek mideme dokundu, midem bulanıyor.
5- Burnum akıyor, nezle olacağım.
6- Ağır kaldırdım ve fıtık oldum.
7- Hava rüzgarlıydı, ince giyinmiştim sırtım ağrıyor.
8- Belim soğuk çekiyor, bel ağrım var.
9- Kulağım duymuyor, sağırlaşıyorum.
10-… Düştüm ve ayağımı burktum….vb.
Etrafımızda her zaman suçlanacak birileri veya bir şeyler var.
Anne – baba veya büyüklerimiz tarafından bu inanışlar bize bilinçaltımıza bir zamanlar yerleştirilmiştir. Acaba gerçekten dış etkenler mi suçlu, yoksa “biz” mi?
“Biz mi?”
Evet, DÜŞÜNDÜKLERİMİZLE bu tür sonuçları biz yaratıyoruz! Nasıl mı?
Sırasıyla bakalım:
1- Dondurma boğaz şişirmez. -Kişinin ifade edilmemiş duyguları veya sözleri vardır, bunlar onun boğazını şişirir;
2- Islak saçtan kimse migren olmaz, çünkü Migrenin psikolojik sebebi- kontrolcü, her şeyi ben bilirim davranışlar ve mükemmeliyetçi kişilikten kaynaklanır. Islak saçtan sadece kafanız üşür ama sizi asla hasta etmez.
3- Camın açık olması ne güzel odanıza oksijen girer, üşümeniz ise sizin kendinizi herhangi bir konuda “yalnız” hissetmeniz. Sevilmediğinizi hissettiğinizde, çok değer verdiğiniz sizi terk ettiğinde, herhangi bir konuda dedikoduya mağruz kaldığınızda yalnız kalır ve üşürsünüz.
4- Yemek aynı yemeği başka zaman da tadına vararak yemişsinizdir, şimdi ne oldu da yemek dokunda. Yemek yemektir! Sizin o gün “kabul” edemediğiniz bir şey yaşadığınızda, mide kabul edemediği olay ile dolu olduğu için başka bir şey kabul edemez. Size de bulantı veya ağrı yapar.
5- Burnunuz akıyorsa ne güzel sizi siz olun sakın onu durdurmayın, çünkü burun İdrar torbasına bağlantılı olduğundan, bedende biriken negatif duygular sinüzite neden olur ve buruna en yakın olduğu için en çok fazla aktığı yer, bırakın beden kendisini negatif düşünce ve duygulardan arındırsın. Nezle olsanız bile. Olun, beden toksinleri atar ve sizde iyileşirsiniz.
6- Ağır kaldırınca gerçekten fıtık mı olursunuz, bir bakalım. Fıtık olduğunuz dönem birlikte olduğunuz sevgili, ortak veya iş size uygun birimiydi? Kesinlikle HAYIR! Beden sizin uyumsuzluğunuzu haberdar etmeye çalıştı, sizde anlamayınca beden sizi “fıtık” etti.
7- Sırt ağrınıza gelince rüzgarı suçlamaya gerek yok, çünkü siz aldığınız “fazla sorumlulukla” kendi sırtınıza zarar verdiniz.
8- Bel ağrısı genellikle kişinin yaşadığı “para endişesinden” kaynaklanır. Kimde bu sorun yok ki, zenginde, fakirde, genellikle herkeste olabilir. Para endişesini Bolluk ve Zenginlik düşüncesine dönüştürürseniz bel ağrınız bir süre sonra sizle vedalaşacaktır.
9- Kulak ağrısı, sağırlaştırmaz! Kulağınız duymayı ret ettiği bir durum la ilgili olabilir, beklediğiniz bir haber gelmediğinde ve beklentide olduğunuzda, veya duyduğunuz bir şey sizi rahatsız ettiğinde, yaşanan bu durumlardan kulak kendi görevini yerine getiremez ve kendini kapatır.
10- Her düşen ayağını burkar mı, bir gözlemleyin. Hayır. Düşmenin sebebi bedende biriken negatif enerji boşaltılması için beden kişiyi “güm”letir, ayak burkmanın sebebi de hoşlanmadığınız veya öfke ile çıktığınız bir yola çıktığınızda ayaklar sizi oraya götürmek istemiyor ve yarı yolda “ayak burkulması” oluyor.
Artık bu yanlış bilinen inanışlara ister suçluyu dışarıda arayın ve “var” olan duygularınızı bastırmaya devam edin, ister kendi zihinsel düşüncelerinizi gözlemleyerek yaşamınızı siz yönetin!


*Alıntı

Körükleyici Düşünceler ve Olumlamalar 2

Suçluluk duygusunun başka bir boyutu daha vardır ve bu sağlıklı suçluluk duygusu yani mahcubiyettir ve bu ise vicdanın gelişmesine yol açar.

Bir önceki notta bahsedilen duygu yalnızca insanın kendini değersiz görmesine ve güveninin azalmasına sebep olan sağlıksız suçluluk duygusudur.

Sosyal Fobi

Başkaları tarafından değerlendirilme, eleştirilme, yargılanma, alay edilme gibi yoğun korkular hüküm sürer.

Körükleyici Düşünceler

– Benimle alay edecekler

– Rezil olacağım

– Komik duruma düşeceğim

– Bunu yaparsam başkaları benim hakkımda ne düşünür?

Olumlaması:

Karşımdakinin de benim gibi olduğunu biliyorum.

Yaşı, cinsiyeti, sosyal rütbesi ne olursa olsun özümüzde bir olduğumuzu biliyorum.

Benim zayıf ve güçlü yönlerimin olduğu gibi karşımdakinde de var olduğunu biliyorum.

Zaman zaman gülünç duruma düşebilirim başkaları gibi ve bunun normal bir durum olduğunu biliyorum.

Ve bunun bilinciyle düşüncelerimi rahatlıkla ifade ediyorum.

Duygularımı rahatlıkla ifade ediyorum.

Başkalarıyla rahatlıkla iletişime geçiyorum.

Kolaylıkla arkadaş ediniyorum.

Kaynak : İndigo Dergisi 

Körükleyici Düşünceler ve Olumlamalar 1

Çözülmesi gereken her sorunun altında yanlış körükleyici düşünceler vardır. Kimine göre bunlar çekirdek inanç, kimine göre otomatik düşünce, kalıplaşmış düşünce diye de adlandırılır.
Nedir bu körükleyici düşünceler? Birey doğduğunda boş bir tabloyu andırır.


Düşünme yeteneği henüz olgunlaşmamıştır ve çevresinden 3 tür mesaj alır.

Kendisinin ne olup olmadığı ile ilgili, başkalarının ne olup olmadığı ile ilgili ve yaşadığımız dünyanın ne olup olmadığı ile ilgili bilgiler alır.

Kendimiz ve hayat hakkında oluşturduğumuz tüm bu yargılar bilinçaltımızda yer ederek otomatikleşir ve inançlarımız haline gelip farkında olmadığımız sürece bizi yönetirler.


Bilinçaltının yapısını göz önüne aldığımızda gerçekçi düşünceler ile oluşturulmuş olumlamalar, 21 gün boyunca özellikle sabah ve akşam hissederek ve imgeleyerek yapıldığında etkili sonuçlar vermektedir.

Gerçek potansiyelimizin açığa çıkmasına engel olan belli başlı davranışlar ve olumlamaları:

Suçlama ve Suçluluk Duygusu

Suçlama iki yönlüdür. Başkalarını ve kendini suçlama.

Altında yatan sebep ise; olayları, OL’anı olduğu gibi kabul etmemek ve mükemmeliyetçilik düşüncesidir.

Hiçbir hata ve yanlış kabul edilmez. Mükemmeliyetçilik ile yetiştirilen kişinin yaptığı her şeyde mükemmel olması beklenir ve buna uymayan bir davranış sergilediğinde ceza ile karşılaşır.

Kendini suçlayan insan tüm bu yaşadıklarını içselleştirip yaptığı her yanlış davranışta kendini suçlar ve kendini değersiz görmeye başlar.

Körükleyici Düşünceler:

(Başkalarını Suçlamanın Altındaki Düşünceler)

– Senin suçun

– Bu şekilde davranmasaydın bunlar olmazdı

– Hayat çok acımasız ve hiç adil değil

– Bunun başıma gelmesinin sorumlusu ben değilim

– Ben bu davranışı haketmiyorum

– Bunu bana nasıl yapar?

(Kendini Suçlamanın Altındaki Düşünceler)

– Kahretsin ben bu davranış nasıl nasıl yapabildim?

– Ben bunu yaptığım için en büyük cezayı hakediyorum.

– Bu davranışı yapmamam gerekiyordu.

– Ben kendime nasıl hakim olamadım?

Diğerlerini Suçlamaya Karşı Olumlama (Başkalarını Affetme Olumlaması)

Evrende her şeyin birbirine bağlı olduğunu biliyorum.
Her şey birbirine bağlı ve OL’an her ne ise OL’ması gerektiği için OL’duğunu biliyorum.

Karşımdakinin o anki algılama yapısına göre o şekilde davrandığını biliyorum ve anlıyorum.

OL’an her şeyin en yüksek hayra hizmet ettiğini biliyorum.
Beni etkileyen tüm olayları affediyorum ve ders alıyorum.

Karşılaştığım her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum.

Karşılaştığım her şeyi affediyorum ve teşekkür ediyorum.

Kendini Suçlamaya Karşı Olumlama (Kendini Affetme Olumlaması)

Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.

Zayıf yanlarımı, olumsuz duygu, düşünce ve davranışlarımı kabul ediyorum.

Geçmişteki yanlışlarımı, hatalarımı kabul ediyorum.

Tüm bunların olması gerektiği için olduğunu biliyorum.

Olan her şeyin en yüksek hayra hizmet ettiğini biliyorum.

Yaptıklarımın sorumluluğunu alıyorum.

Yaptığım her şey için kendimi bağışlıyorum.

Olan her ne ise yaşamımla ilgili bana ders veriyor ve
Beni daha da olgunlaştırıyor.

Tüm olanların ve hatalarımın tekamülüm için olduğunu biliyorum.

Ve ben yaptığım her şeyden ders alıyorum, öğreniyorum.

Kaynak :İndigo Dergisi 

BUGÜN YARGILAMAYACAĞIM

Bugün yargılamayacağım….
Hiç kendinize bir gün, yanlızca tek bir gün boyunca hiç kimseyi yargılamama ve herkesi olduğu gibi kabul etme fırsatı verdiniz mi?
Çoğumuz bunu yapmanın çok zor olduğunu düşünürüz.
Birisini yargılamadan, bırakalım koca bir günü birkaç dakika geçirmek bile pek ender raslanan bir durumdur.
Üzerinde azıcık düşünürsek, ne kadar sık kendimizi ve başkalarını yargıladığımızı fark ederek dehşete kapılırız.
Yargılayıcı olmaya son vermenin olanaksız olduğunu bile düşündüğümüz olur.
Oysa gerekli olan yargılayıcı olmaktan vazgeçmeye istekli olmak ve mükemmeliyetçilik anlayışından uzak durmaktır.
Çoğumuz dar görüşlülük diyebileceğimiz bir kusuru vardır; insanları bir bütün olarak göremeyiz.
Karşımızdaki insanını tek bir özelliğine takılır ve bu yalıtılmış özelliği de hatalı buluruz.
Buna şaşırmamalı; hepimiz yapıcı eleştiri adı altında tebdili kıyafet etmiş yanlış buluculuğu öne çıkaran okul ve ev ortamlarında yetiştirildik.
Kendimiz, aynı hatayı eşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız ve hatta tesadüfen tanıştığımız insanlara karşı işlerken yakaladığımızda, zihnimizi yatıştırmanın, düşüncelerimizi tahlil etmenin ve yanlış buluculuğun geçmiş deneyimlerimizin sonuçlarından kaynaklandığını bilince çıkarmanın pek çok yararı olurdu.
Geçmişten kalma kötü bir alışkanlık olan başkalarını değerlendirmek ve karşı değerlendirmeyi davet etmek, en iyi koşullarda şartlı sevgiyi, kötüsünde ise korkuya yol açar.
Sevgi kaşifliği kararımızı pekiştirdiğimizde insanların iyi yanları üzerinde yoğunlaşmak ve zaaflarını bağışlamak kolaylaşacaktır.
Ancak bu anlayışı kendimiz dahil herkese eşit olarak uygulamalıyız ki istisnasız bütün insanları ve kendimizi sevgiyle görmeyi başaralım.
Yargılamamak, korkudan kurtulmanın ve sevgiyi hissetmenin başka bir yoludur.
Başkalarını yargılamamayı ve oldukları gibi kabul etmeyi öğrendiğinizde, kendimizi de olduğumuz gibi kabul etmeyi öğrenmiş oluruz.
Düşündüğümüz, söylediğimiz ya da yaptığımız her şey bir bumerang gibi bize geri döner.
Yargılarımız, eleştiri, hiddet ve diğer saldırı biçimleri halini aldığında bize geri döner.
Yargıda bulunmaktan kaçındığımızda ve insanlara yanlızca sevgiyle yaklaştığımızda geriye gelen de sevgi olur.

* Gerald JAMPOLSKY

SENİ SEVİYORUM BABA!



Adam, yeni aldığı arabasını yıkarken 6 yaşındaki oğlu
yerden bir taş alır ve arabaya bir şeyler yazar!
Çok öfkelenen BABA, Çocuğunun ne yazdığına bile
bakmadan oğlunun elini tutar, Vurur da vurur!
Hastanede, Elindeki sayısız kırık yüzünden çocuğun
parmaklarının hepsi alınır. Ameliyattan sonra çocuk, Oldukça üzgün olan babasını gördüğünde:

- "Baba, Parmaklarım ne zaman çıkacak?" diye sorar!
Adam soru karşısında biter ve yıkılır kalır. Arabasına
döndüğünde kafasını arabaya vurur da vurur. Sonra
gelir motor kaputuna oturur ve işte o zaman oğlunun
yazmaya çalıştıklarını görür: "SENİ SEVİYORUM BABA!"
Öfke ve Sevgide sınır yoktur. Her zaman güzel bir
yaşama sahip olmak için siz ikinciyi seçiniz!
Nesneler, kullanılmak üzere yapılmıştır. İnsanlar ise
Sevilmek için!

Lütfen bu yazıyı paylaşıp bu duruma düşmek üzere olan bir kaç kişinin bile olsa okumasına vesile olun!!!

SUYUN HAFIZASI


Rahatsızlıklarınızdan Tamamen kurtulmak için içtiğiniz SU’nun şifa Gücünden de FAYDALANMAYA.. NiYET edin.
Suyun hafızası var.. ‘Benim endişelerimi temizlesin’ düşüncesiyle içilen su, bedende bu komutu yerine getirir.
Suyun hafızası var.. Su bütün evrenin ve kainatın başlangıç noktasını oluşturuyor. Ve insanı bedenlenmesinde etmen olan en önemli madde.


Su olmadan ne yeryüzü, ne gökyüzü, hiç bir canlı olamazdı.
Bedenin yüzde 70′i su ama beyinle birleştiğinde bu su anlam kazanıyor. O zaman H 2 0’dan çıkıyor. Ve ona hangi dalga boyunu yüklersen o frekansa bürünüyor. Moleküler yapısı dönüşüyor, bedene şifa katıyor.
Örneğin zihninizden “Bütün kuşkularım, korkularım arınsın, bedenim bunlardan temizlensin” diye geçirip, suyu içtiğinizde, o kesin şifadır. Çünkü, sözlerle suya frekans yüklemiş oluyorsunuz. Düşündüğün anda beyin onu tanımlayarak bir dalga boyu yayıyor. Ve sen suya doğru bakarak bunları söylediğinde kayda alıyor. Bütün bunlar düşünülerek içildiğinde, bedenin ihtiyacı olan bir işleve bürünüyor. “Beni üzüntülerimden temizlesin” diye içildiğinde bedene o şekilde aktarılıyor ve komutu yerine getiriyor.
Huzura kavuşmak, dertlerden kurtulmak için önce derin bir nefes almak, yaşam enerjisini bedene aktarmak sonra da bu düşüncelerle suyu içerek şifa bulmak mümkündür.
Ben uzun yıllardır, bu uygulamayı hayata geçiriyorum. Hem sağlıkta hem estetikte hem de şifada.
İnsanların huzura kavuşması için bedeni arındırmak çok önemli. Bir insana şifa olsun diye frekans yükleyerek verdiğimiz su, o kişinin bedenini temizler.
Suyla ilgili uygulamalar onlarca. Örneğin büyüyü çözer, akıp gitmesini sağlar. Eve konulan bir kase su, bütün odalardaki negatif enerjileri yok eder.. Bedene doğru bir şekilde yüklendiğinde şifa aracıdır. Nasıl ilaçlar şifa katıyorsa, ”SU” bunlar arasında en önemli maddedir.
Yarın için düşüncelerinizi, niyetlerinizi ve dileklerinizi bir kağıt bardağın üzerine yazın, suyun bunların tezahürüne yardım etmesi için. Bazen bu, “yarın şaşırtıcı şekilde yaratıcı olacağım ve sevgiyle parıldayacağım” gibi genel iyi bir prensip olabilir veya “yarın bu durum ile zorluğumu çözmeyi diliyorum” gibi spesifik olabilir.
Bunu tam bir zihinsel berraklık ve şükran ile yaptıktan sonra, suyun yarısını için ve suyun büyük yoğunluk ile yansıttığını ve evrene büyütücü bir anten olarak davrandığını bilerek uykuya dalın. Bedeninizdeki içtiğiniz su sizin niyetinizi taşıyor ve hala ”HER ŞEY” e bağlı olan bardakta kalan su ile bağlantılı ve mesajınızı evrene göndermenize yardım ediyor. Onun yapısı düşüncenizi gerçekten değiştiriyor ve bu bilim tarafından kanıtlanabilirdir.
Siz uyurken, bilinçaltı zihniniz hem bedeninizdeki suyla hem de bardaktaki suyla iletişim kurmaya devam eder ve sizin konsantre olduğunuz şeye yapısını değiştirir, sabahleyin uyandığınızda ve bardakta kalan suyu içtiğinizde, tam tamına hayallerinizi içiyor olursunuz !
Bu, onları tüm varlığınızda daha da güçlü yansıtır. Bunu her gece yapın ve nelerin olduğunu görün, mucizeler katlanır ve sağlık daha hızlı şekilde güçlenir.
Su, insanların sahip olduğu en güzel, değişken ve düşünceden etkilenen fiziksel maddedir.
Su, varlığımızın hologramında nihai fiziksel tezahürdür ve eğer suyunuzu severseniz, o da sizi sever ve yolunuzda size yardım eder.
Su canlı ve farkındadır.

NİYET ÖRNEKLERİ:

***Suyun yüksek benliği ile bağlantı kuruyorum ( bunu reiki bilenler sembollerle yapıyorlar) bu suyun kendi ph değerini 7,5′e yükseltmesini ve ben bu suyu içtikçe suyun bedenimdeki tüm dna dizilişlerini orjinal haline getirmesini, dokuları onarmasını istiyorum… şifa olsun, şifa olsun, şifa olsun, oldu bile çok şükür.. teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim..

**Yarın ………….. duruma çözüm üretmeyi ve yaratıcı eylemlerle bu sorunu halletmeyi seçiyorum.

***Bütün kuşkularım, korkularım arınsın, bedenim bunlardan temizlensin.

***Suyun ruhu, zihni ve bedeni seni çok seviyorum… bedenimi dna sarmallarımdan başlayarak, tüm hücrelerimi ve dokularımı yenilemeni, bedenimin bütün fonksiyonlarını dengelemeni istiyorum.. şifa olsun, şifa olsun, şifa olsun, oldu bile çok şükür.. teşekkür ederim, teşekkür ederim,
 teşekkür ederim.

**alıntı

Tanrı İle Sohbet 3 - Neale Donald Walsch


"Böyle bir dünyada 'alış' karşılığı 'veriş' yapmayacaksınız.

Vermek ve paylaşmak doğal olduğu için, bozulacak kontratlar da olmayacaktır. Çünkü kontratlar alış ve verişler için yapılır. Bu tür tek yollu verişlerde TANRI'YI DENEYİMLEYECEKSİNİZ. Başkalarına verdiğinizin Kendinize verdiğiniz olduğunu bileceksiniz. Verdiğiniz daima size döner. Ektiğinizi daima biçersiniz.

Senden gelen sana dönüyor. Kat, kat. SİZE NE GERİ GELECEĞİ KONUSUNDA ENDİŞE DUYMAYIN. NE VEREBİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNÜN. Yaşam en yüksek boyutta verebilmeyi yaratmaktır, en fazla neyi alabileceğinizi değil.

Hep unutuyorsunuz; Yaşam 'verilir', alınmaz...

Bugünkü başarı ölçünüzü 'aldıklarınız' tayin ediyor. Para, güç, sahip olduğunuz şeyler. Yeni Kültürde ise başarınızı verdikleriniz belirleyecektir.

Başkalarının kazanmasını sağladığınızda, siz çok daha fazlasını kazanacaksınız. Bu kazanışta 'kontratlar', 'pazarlık', 'uzlaşma', 'mahkeme davaları', verilen 'sözlerin' uygulama GÜCÜ olmayacaktır. Geleceğin ekonomisinde, bireysel kar için değil, bireysel gelişim için yatırım yapacaksınız. Bu sizin 'kar'ınız olacaktır. Ama maddi anlamda da 'kar' gerçekten Kim Olduğunuza uygun olarak daha büyük bir versiyonda size gelecektir.

Böyle bir ortamda, böyle bir bilinç düzeyinde, birileri size bir şey vermeyi 'söyleyip' vermediğinde bunu almak için güce başvurmak size ilkel gelecektir.

Bırakın, herkes kendi yoluna gitsin. Kendi seçimlerini yapsın, kendi deneyimlerini yaratsın.

Size vermedikleri şeyin eksikliğini çekmeyeceksiniz. Çünkü o 'vermedikleri' şeyden 'çok daha fazlası' her yerde var. İSTEDİĞİNİZ ŞEYİN KAYNAĞI ONLAR DEĞİL, SİZSİNİZ."

TİTREŞİM VE İLİŞKİLERİMİZİ NASIL ETKİLEDİĞİ GERÇEĞİ

Herkes bir frekansa, yani titreşime sahiptir. Yani DNA’nın salınım oranı. Bu titreşim 50 ile 150 Ghz arasında gezinir. Rezonans yüzünden, frekans son derece önemlidir. Bir titreşime (frekans) sahipsiniz ve yakın titreşimdeki diğer insanlarla, yerlerle, zamanla, olaylarla rezonansa girersiniz. Bu durum sizin diğerleriyle olan ilişkilerinizi nasıl etkiler?
İki insan, aynı ya da birbirine yakın frekansta iseler ancak ortak bir şeylere sahip olur ya da yan yana gelebilirler.
Bunu kavramak o kadar önemli ki, son cümleyi tekrar okuyup üzerinde düşünmenizi isterim. Bunun dış görünüş, kültürel geçmiş, eğitim, deri rengi, mali durum, ülke, ilgi vs ile en ufak bir ilgisi yoktur.
İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar.
Örneğin, bir restorana girdiğinizde, belli bir masada insanların birlikte oturduğunu görürseniz, onların hepsinin yakın frekanslarda olduklarını fark edersiniz. Bu yüzden arkadaşlar yan yana gelirler. Yine bu yüzden arkadaşlar ve eşler birbirlerinden ayrılırlar. Aralarından birinin frekansı yükselir; diğeri aynı kalırsa, ikinci kişi diğerinin hologramından düşer. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, diğerinin frekans aralığının dışına düştüğünden bağlantı kuramazlar. Hiç düşündünüz mü, okuldan bazı arkadaşlarınız artık arkadaşınız değildir ve onlarla hiç bir bağlantınız yoktur? Çünkü frekansınız değişmiştir ve literal anlamda onları “göremiyorsunuzdur” artık.
Bizler gerçeği, şimdiki kitlesel bilincimizin odaklandığı bir alt boyutta var olan frekans bantlarının titreşimlerinin alt frekanslarının içinde olan kolektif kitlelerin düşünce formları şekliyle algılayabiliyoruz. Yani örneğin DNA sarmallarınızın 5 tanesi aktive olmuşsa ve bilinçliliğiniz beşinci boyuttaysa düşünce formlarının 4. Boyuttaki gibi yoğun (katı) olduğunu görürsünüz. Bu yüzden farklı insanlar, yaşamı bütünüyle birbirlerinden farklı algılarlar. Bilinç ve DNA aktivasyon düzeyi farklılıkları yüzünden…
Düşünün bakalım dışarıdaki gerçekten tuhaf kombinasyon oluşturan çiftleri, asla yan yana gelmelerini hayal bile edemeyeceğiniz insanlar birliktedirler. smile ifade simgesi
Birliktedirler çünkü aynı frekanstadırlar. Konuya frekans açısından bakarsanız kendinizin de neden artık bir takım insanlarla birlikte olmadığınızı görürsünüz ve ilişki “yürümüyorsa” kendinizi kötü hissetmek zorunda kalmazsınız. Eğer frekansları uyumlu değilse 2 kişi yan yana duramaz. Aynı şekilde eğer rezone olmadığınız bir çevrede çalışıyorsanız, orada fazla kalamazsınız. Gerçekten de o çevre ve oradaki insanlarla aynı titreşimde salınmadığınızı hissedersiniz ve sonunda sizin oradan ayrılmanızı gerektirecek bir olay vuku bulur. Eğer titreşim yasalarından haberdar değilseniz, bu hoş olmayan ve sıkıcı bir durum gibi gözükebilir.
Yine, ailenin bir araya geldiği Noel ya da benzeri tatillerde bu frekans konusu gerçekten de çok hissedilir bir hale gelir. smile ifade simgesi
Çoğu kişinin birlikte rezonansa giremediği kardeşleri ya da aile üyeleri vardır. Ve olan şey, bu durumun frekansla ilgili olduğundan haberdar olmayan anne-baba, büyükbaba-büyükanne gibi diğer aile fertlerinin “aileyi bir arada tutabilmek için” herkesi “geçinmeye” zorlamasıdır. Bu yüzden bir çok dram vardır ailelerde, frekans ve bilinçlilik hallerindeki düzey farklılığı yüzünden. Belirli bir ailede enkarne oldunuz diye, otomatik olarak tüm aile fertleriyle aynı titreşim seviyesinde olmanıza olanak yoktur. Zaten genellikle, eski yaşamlarımızdaki azılı düşmanlarımız bu hayatta aynı ailede doğmayı seçerek, bizim annemiz, babamız ya da kardeşimiz olurlar. Bu son derece sık rastlanan bir durumdur. Bunu yapmalarının sebebi, nefreti iyileştirmek ve kişinin kendi bilgeliğini kazanarak ruhsal anlamda tekamülü içindir.
Bir durum, Her şeyi yönetenin frekans olduğunu gerçekten kanıtlıyor, genellikle danışanlarımdan bir tanesiyle ilk görüşme için iletişime geçmeye çalışırken oluyor bu. Eğer danışanımın frekansı bana uyuyorsa internet’ten hemen bağlanıyorum ve harika bir iletişime geçiyoruz. Eğer frekans uymuyorsa mutlaka teknik ya da internetle ilgili bir “sorun” oluyor – ki aslında titreşimimiz uymuyor. Sonra yaptığım bir iki terapiden sonra, bizi iletişime geçmekten alıkoyan blokajları kaldırıp ona titreşimini yükseltmesi için yardım ediyorum, bu işlem biter bitmez herhangi bir sorun olmadan internet üzerinden bağlanabiliyoruz.
Peki, titreşimimizi nasıl yükseltebiliriz?
3 temel yol var:
1) Enerji çalışmalarına katılın
Titreşiminizi düşüren enerji blokajlarını, ailenizden miras kalan karmik damgalarınızı kaldırmak, ruhunuzdan ve ruh düzeyinden daha yüksek frekans çekmeniz ve tutmanızı sağlayacak uykudaki DNA’yı aktive etmek için enerji çalışmalarına katılın. Bu çalışmalar aura temizliği, karma çalışmaları ile birlikte başlayabilir. Ve DNA aktivasyonları kendi üzerinizde nasıl çalışacağınızla ilgili genişlemiş bir bilgiyle birlikte devam edebilir.
2) Zihin bedenini kontrol eden egzersizler
Sadece koşulsuz sevgi, neşe, mutluluk, minnettarlık gibi güç veren duygusal yüksek frekanslı düşünceler içinde olarak zihin bedeninizi kontrolünüz altına alın.
Korku, anksiyete, umutsuzluk ve depresyon gibi durumlardan uzak durun. Bu durumların tümü düşük frekans taşıdığından, size düşük frekanstaki insan ve durumları çekerler.
3) Mediyasyon / Yoga yapın
Mümkün olduğunca meditasyon, yoga ya da diğer teknikler yoluyla, teta, delta dalgaları gibi derin zihin hallerine girin. Bu gibi derin haller, sizin Tanrı kimliğinize ve kuantum fiziğinde “gözlemci” denen duruma en yakın olduğunuz, düşünce tezahüründe, enerji dalgalarının uzay / zaman atom-altı parçacıklarının içinde çöktüğü anlardır.
Umarım bu yazıyla rezonansa girmiş ve titreşimin yaşamımızın her halinde nasıl etkili olduğunu fark etmişsinizdir.

UNIVERSAL LOVE PEACE & HARMONY

Senin “Kalp” Çizgin Hangisi?




1. El:
Bu şekilde görüldüğü gibi bir elin varsa,
. İddialısın
. Zekisin
. Bağımsızsız
. Karar alıcıısn
. Bencilliğin var, maddeci bir bakış açısına sahip olmalısın. İyi bir gözlemcisin. İstersen hem kendin hem insanlar için niteliklerini kullanabilirsin.

2. El:
. Naziksin
. Düşüncelisin
. Güvenilirsin
. İnsanlara çabuk inanıyor olmalısın
. Bir işi istiyorsan alabilirsin, nerede duracağını öğrenmelisin.

3. El:
. Ne istediğinizi bilmelisiniz. Kendinizi keşfettiğiniz zaman mutlu olabilirsiniz. İnsanların söylediklerini inceleyip karar veriniz. Zarar görebilebilirsiniz.

4. El: 
. Kalbini yumuşatmalısın. Eğer kalbinin sesine kulak verebilmeyi öğrenirsen, Sevcen, sıcak kalpli, sakin iyi niyetlisin.
. Hayırsever bir tip değilsin.
. Şüphecisin, her şeyden de zarar gelmez. İnsanlara güvenmeyi de öğrenmelisin. 
. Aşırı tedbirlisin.


SEVGİ KORKUNUN YOKLUĞUDUR



 Tanrı – Ruh ile bağlantı aramaya ihtiyacı yoktur, bireyin Ruh olduğunun, bireysel ve kolektif tüm yaşam ifadelerinin spiritüel ifadeler (dışavurumlar) olduğunun tamamen farkındadır; Yaradılışın herhangi bir parçasından ayrı hissetmez, Her şey ile çok yakından bağlantılı hisseder.
Kollektif veya bireysel, değişimden korkmaz; Her deneyimin bir büyüme deneyimi ve insan formunda kendi İlahi Varlığını yeniden yaratma şansı olduğunu bilir; İçinde yaşadığımız illüzyonun doğasını bilir, ve bunu kişisel deneyimi güçlendirmek ve insanlığa hizmet etmek için kullanır.
Kendine değer vermeme veya kendine özsaygı duymama hislerine sahip değildir; Tüm – Var – Olan’ın hiçbir parçasının daha az değerli olmadığını ve diğer herhangi bir parça kadar değerli olduğunu bilir; Kendini başkaları ile herhangi bir şekilde karşılaştırmaz ve bencil (kendini düşünen) veya başkalarından daha üstün hissetmez. Başkalarını kıskanmaz veya başkalarına acıma hissetmez.
Tüm diğerlerinin üzerinde ben’in gereksinimlerini ve arzularını onurlandırır; kişinin birbirine – bağımlılık veya kurban olmanın yerinden başkalarına gerçekten hizmet edemeyeceğini ve kişinin önce kendisini sevmeden başkalarını sevemeyeceğini bilir.
Gerçeğin, ben’in dışındaki herhangi biri veya herhangi bir şey tarafından tutulmadığını tam olarak bilir ve tek Gerçeğin içeride bulunduğunu bilir; bilmeye ihtiyaç duymaz, çünkü kişi yüksek sezgi vasıtası ile gereksinim duyulan her şeye erişir.
Kendine yalan söyleyemez/yanlış olamaz; kendi realitesini ve bakış açısını başkalarınınkinin taraftarı olduğu realitelere ve bakış açılarına uydurmaz. (onlarınkine uymaz) ; Korkuyorum yerine, seçiyorum temeline dayanarak bedenlenmiş hayatı yaşar… Eylemler sözlerle tutarlıdır. Bir şey söyleyip başka bir şey yapmaz; Utanma hissi yoktur.
Başkalarına yanlış olamaz; kendisini yanlış tasvir etme (tanıtma), insanları veya olayları manipüle etme veya kontrol etme, biriktirme/istif etme, kapalı kutu (ağzı sıkı) olma, hırslı olma veya yalancı olma arzusu yoktur; tüm zamanlarda en yüksek bütünlükte yaşar; ne zaman konuşacağını ve ne zaman sessiz kalacağını, ne zaman eyleme geçeceğini ve ne zaman bir şey yapmayacağını bilme bilgeliğine sahiptir, ancak başkaları adına içsel gerçeğin ifadesini değiştirmez ; İlahi Düzenin sürdürülmesi için kişinin hangi yararlardan faydalanması gerektiğini bilir ; Dengeli bir akışta verir ve alır.
Kendine güvenir ve dolayısıyla başkalarına güvenir; hatalar, başarısızlıklar olmadığını, sadece seçimler olduğunu bilir; İnsan deneyimini ve tekamülünü yöneten yüksek bilinçlilik ile uyum içindedir; Suçlu hissetme veya başkalarını suçlama, kendinden – kuşku hislerine sahip değildir; Başkalarının eleştirilerinden etkilenmez.
Kendinin haklı olduğunu ve başkalarının yanlış olduğunu kanıtlama arzusu yoktur; Tüm bakış açılarının eşit derecede geçerli olduğunu ve kendine özgü özgür irade hakkı olduğunu bilir; Korku yerine seçime dayanan kişisel sınırları kurar ve uygular. Tartışmaz/çekişmez ve güç mücadelelerine girmez.
Başkalarını direkt veya dolaylı olarak eleştirmez ve yargılamaz; Eleştirileri ve dedikoduyu dinlemez; Şikayet etmez; Başkalarının arasında drama ve uyuşmazlık çıkarmaya çalışmaz ; eleştirme ve şikayet etme ihtiyacının korkudan geldiğini tam olarak bilir; Başkalarını oldukları gibi kabul eder. Birinin eylemlerini başkasının varlığı (olması) ile karıştırmaz; Tüm varlıkların İlahi ve eşit olduklarını bilir.
Şimdi zamanında işler; Bedenlenmiş bilinçlilik geçmişte veya gelecekte değildir, sadece şimdi anındadır ve bu anın seçilmiş deneyimidir; Üzülmez veya pişmanlık duymaz.
İnsan duygusunun tüm aralığını deneyimleme kapasitesine sahiptir, ancak belli bir deneyimde hangi duyguyu hissetmek istediğini seçme yeteneğine sahiptir; Çoğu insanın gelişigüzel ve kontrolsuz duygusal karşılıklarını deneyimlemez.
Mantıklı veya lineer düşünme yerine veya duygusal bedenin korkuya – dayanan hayatta kalma içgüdüleri yerine yaşam kararları verir ve seçimler yapar; Yüksek sezginin İlahi Akışta işlediğini ve duygusal veya zihinsel bedenin tutarsızlığına maruz olmadığını bilir; Seçtiklerinden başka nedenlere gereksinimi yoktur.
Sevginin gerçek anlamını bilir, ve yaradılışın herhangi bir parçasını, diğer parçasından daha çok veya daha az sevemez; Başka insanlar, hayvanlar vs ile herhangi özel tipte bir ilişkiye gereksinimi yoktur; Yaşam deneyimlerini zenginleştiren/güçlendiren başkaları ile ilişkileri seçer ve diğerlerini salıverir; Bir seviyede kişi onu deneyimlemeyi seçmedikçe, onu incitmenin imkansız olduğunu bilir; ayrıca benlik bu deneyimi seçmedikçe kendisinin incinmesinin imkansız olduğunu bilir.
Yaradılışın herhangi bir bölümünden korkmaz; Endişe, kuruntu ve evham deneyimlemez. Herhangi başka bireysel veya kollektif bedenin düşüncelerinden – sözlerinden – eylemlerinden korkutulmuş hissetmez, ama kişinin yakın çevresinin farkındadır ve uyanıktır.
İnsanlara veya başka yaşam formlarına, yerlere, şeylere bağımlı değildir; ayrılık veya ölüm ona büyük üzüntü vermez, çünkü hepimizin ebediyen Bir’e bağlı olduğumuzu ve Dünya planında oynandığı görünen ayrılığın illüzyon olduğunu bilir.
İnsan yaşamının normal iniş çıkışlarını deneyimlemez, çünkü karmasızdır ve dualitenin üzerindeki bir frekans seviyesinde işler; hastalığı veya yaralanmayı nadiren deneyimler, çünkü beden düşük duygusal düşüncelerin etkisinden özgürdür; Başkalarının düşük enerjilerini, onlardan etkilenmeden dönüştürebilir.
Dünya olaylarını yargılamaz veya kınamaz/ayıplamaz; Bunların kolektif bilinçliliğin tezahürü olduğunu bilir ve kişinin dünyayı değiştirmek için en güçlü aletinin kendini – dönüştürmek olduğunu bilir; Eğer yüksek sezgiyle yönlendirilirse, dünyada değişim için aktif olarak çalışmayı seçebilir.
Her zaman insanlığa hizmet ederek ve yargılamamanın yüksek yerinden gereksinim duyulan yardımı yaparak gerçek şefkat içinde davranabilir; Başkalarına yardım için kişisel gündemi veya motivasyonları yoktur; yüksek sezgiye dayanarak bunu yapmayı veya yapmamayı seçer.
Kendini başkalarının üzerine koymaya, başkalarının inançlarını veya eylemlerini kontrol etmeye, başkalarının kişisel gücünü almaya ilgisi yoktur; Başkalarına kanıtlayacak bir şeyi yoktur.
Bireysel veya kolektif, başkalarının koyduğu sınırlara saygılıdır; Başkalarının Özgür iradesine ve kişisel yerine ve yaşadığı ülkenin yasalarına her zaman saygılıdır; Bir sınırı geçmeyi nadiren seçer, ancak bunun olası sonuçlarının sorumluluğunu tamamen alır.
Her gün ortaya çıkabilecek şeylerle ilgili heyecan ve sevinç hissi ile uyanır; Nelerin deneyimlenebileceği ile ilgili beklentileri yoktur, ama birlikte – yaratıcı olarak tüm sorumluluğu alır; Benlik için birlikte – yarattığı her şeyi deneyimlemeye tamamen isteklidir.
Dünya üzerinde dönüşümsel değişim için olağanüstü güçlü bir katalizördür; Sevginin, Işığın ve Sevincin yüksek frekanslarını gezegensel bilinçliliğe sürekli olarak yayar; Basitçe insan formunda var olarak Dünya ve onun yaşam formları için korku enerjilerini iyileştirir ve dönüştürür.
Sevgi …. Korkunun yokluğudur.

– Reniyah Wolf –

ÖZGÜRLÜK DUASI


Evrenin yaratıcısı, Gerçek adının Sevgi olduğunu biliyoruz. Seninle iletişim içinde olmak aynı vibrasyonu, ayni titreşimi paylaşmak demek.
Bugün, bize senin gibi olmamız için, yaşamı sevmemiz için, yaşam olmak, sevgi olmak için yardım et.
Bize senin gibi sevmemiz için yardım et.
Koşulsuz beklentisiz, görevsiz, yargısız.
Kendimizi yargılamadan sevmemiz ve Kabul etmemiz için bize yardım et.
Başkalarını koşulsuz sevmemiz için bize yardım et.
Onları yargılamadan kabul etmemiz için bize yardım et.
Başkalarını reddettiğimizde kendimizi reddediyoruz, kendimizi reddettiğimizde Seni reddediyoruz.
Yarattığın her şeyi koşulsuz sevmemiz için bize yardımcı ol.
Zihnimizi yargılardan özgürleştir. Böylece saf huzur ve saf sevgiyle yaşayabilelim.
Bugün çok özel bir gün. Bugün yüreklerimizi yeniden açıyoruz ve birbirimize “Seni seviyorum” diyoruz – korkmadan ve sevgiyi hissederek.
Bugün kendimizi sana sunuyoruz.
Bize gel, sesimizi, gözlerimizi, ellerimizi ve Yüreklerimizi kullan. Kullan ki sevgiyi herkesle paylaşabilelim.
Sevgiyle değişime hazırız.
Evrenin yaratıcısi. Bugün tıpkı senin gibi olmamız için bize yardım et.
Bugün bize verilen her şey için Şükranlarımızı sunuyoruz – özellikle kendimiz “özümüz” olabilme özgürlüğümüz için.
Şükürler olsun.
kaynak : "Dort Antlasma " - Miguel Ruiz


İnsan Uçsuz Bucaksızdır



 Sizinle muhteşem bir hikaye paylaşmak istiyoruz. Yazıyı Piyanist Gülsin ONAY'ın paylaşımından aldık.. Büyük bir ilam örneği olabilir. Bir insanın ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu tekrar hatırlatan cinsten ;


"Bu akşam sizlerle benim için oldukça hayati önem taşıyan bir olayı paylaşmak istedim..
Oğlum Erkin Onay ile dün Lüksemburg'da verdiğimiz konser gerçekten sanatsal açıdan yüksek düzeyde bir müzik performansı oldu ve büyük takdir topladı..
Ancak bu konserin başka bir anlamı vardı; ayağının tozuyla Ankara'da doçentlik sınavını kazanan çiçeği burnunda Hacettepe Üniversite'si öğretim görevlisi oğlum aslında çok büyük bir başarı elde etmişti ve bu başarının öyküsü verdiği konser ve doçentlik ünvanının ötesinde, aşağıda anlatacağım gerçek olayda..
Erkin bundan yedi sene önce çok büyük bir kaza geçirdi ve el bileği bir kapı camı tarafından kesildi.. Tamamen umutsuz bir vaka dedikleri ve 5 saate yakın bir ameliyatın ardından hislerini kaybettiği bu trajik kaza kendisi ve hepimiz için büyük bir travma oldu..Ben o sırada İtalya'da konser veriyordum ve ertesi gün öğrendiğimde sanırım 10 saat kesintisiz ağladım..
Ama Erkin mucizevi bir azim ve yaratıcı gücüyle kendi geliştirdiği metodlarla parmaklarında oluşan hissizliği yendi ve yeniden keman çalmaya başladı..Bugün eskisinden de daha güzel çalıyor, müthiş bir duyarlılık ve müzikalite ile her bestecinin ruhunu vererek yorumluyor.. Onun bu yolda gösterdiği inanılmaz sebat ve inanç sanırım tarihe geçecek nitelikte bir başarıya ulaştırdı kendisini..
Oğlumla her şeyden önce bu olağanüstü çabasından, yılmadan vazgeçmeden verdiği mücadeleden ötürü gurur duyuyorum ve başarılarının devamını diliyorum..
Allah yolunu açık etsin ve sağlıkla nice konserler vermek nasip etsin..

Kurbanı Oynamayın



Yaşadıklarınızdan dolayı kendinizi acındırmayı, onun arkasına saklanmayı, öfkenizi, kininizi, saçtığınız kızgınlığınızı, başkalarına yüklemeyi bırakın.

Kimsenin ne yaşadığını bilemezsiniz ve hangisinin zor olduğunu, buna siz karar veremezsiniz, bu bir zorluk yarışı değil.

Aynı zamanda mutlu insanlara içten içe öfkelenmeyi de bırakın, yaşamı kolay geçmiş insanlara kötü davranmayı da...

Hırçınlığınızı kendinize saklayın. Arabesk bir halde onu kalkan olarak kullanmayın. Bu sizi alev alev yakar.

İlişkiler Üzerine - Kendinize Değer Vermeyi Seçin !!

Hayatınıza sürekli size kendinizi değersiz hissettiren, yaşamınızı zorlaştıran erkekler mi giriyor?

Tek tip ilişkilerden yorulduysanız mola vermenizin tam zamanı.

Önce kendinize olan bakış açınızı değiştirip sonra ilişkilerinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Tabii mola sürecinde kendi farkındalığınızı yaratmanız gerekiyor. Ancak o zaman güvensizlik gösteren ilişkilere veda edebilirsiniz.

Neden hep aynı tip erkekler beni buluyor?” diye yakınan kadınlardansanız öncelikle aynayı kendinize tutmanız gerekiyor.

Soruyu başka bir açıdan da sorabilirsiniz: Neden hep size değer vermeyen erkekleri buluyorsunuz?

Aslında tüm bu yaşadıklarınız sizin kendinize olan bakış açınızdan kaynaklanabiliyor. Nasıl mı? Terapist Talyaa Vardar, bu durumu şöyle özetliyor:

“Kadın-erkek ilişkisinde kadının hep aynı tip erkeklerle karşılaşması, onlarla bir ilişki yaşamasının altında yatan mesaj çok net: ‘Ben kendime değer vermiyorum, ben kendime değer vermediğim için bana bu değersizliği yaşatan erkekleri seviyorum.’

Bu mesajın altında bilinçaltında yer alan çocukluktan kalma kadınlıkla ilgili anlamlandırmalar var. Bu anlamlandırmaların farkında olabiliriz de olmayabiliriz de.

Çünkü 0-3 yaşı bilinçaltımız hatırlıyor ancak biz hatırlamıyoruz. Bu durumda öncelikle kişinin kendi bilinçaltında yatan gömüyü karanlıktan aydınlığa çıkarması gerekiyor.

Bir diğer önemli nokta ise kişinin çocukken başına gelen olaylarla baş etme becerisini nasıl kazandığı.

Tabii günümüzdeki sorunları çözmek için illa çocukluk dönemine dönelim konuşması yapmaya ihtiyacımız yok.

Bugün ne yaşıyorsak bunu fark etmemiz yeter. Eğer bugün yaşadığımız bir kısır döngü ise öncelikle onu fark etmeliyiz.

Profesyonel Koç Vardar, bu sorunları yaşayan kadınlara öncelikle ilişki diyeti yapmalarını öneriyor.

Ardından kendilerine odaklanmalarını istiyor:

“Kadın eline kağıt ve kalemi alarak kendi ile ilgili yazılar yazmalı, resimler yapmalı.

Ne mi yazmalı? Kendini nasıl hissettiğini, kendini nasıl bulduğunu yazmalı. Nasıl biri olduğuna inanıyor? İnatçı mı, mutlu mu, beceriksiz mi, başarılı mı? İyi ya da kötü bulduğu tüm huylarını yazmalı.

Kendini çekici buluyor mu? 10 üzerinden kendine puan vermeli.”

Bu yazılar kişinin kendine ve ilişkisine bakış açısı hakkında da bilgi verecek.
 
“İlişkide sürekli kendine değer vermeyen erkekleri çeken kadınların bilinçaltlarında aslında onların da kendine değer vermedikleri yatıyor.

Bu kısır döngüyü kırmak için kurulacak ilk cümle net: Ben bu döngüyü değiştirmek istiyorum. Bana değer veren erkeklerle birlikte olmaya ve bana değer verildiğini hissettiğim bir ilişki yaşamaya ihtiyacım var.”

 
Tavsiyeler

- ÇEKİCİLİK

Çekicilik ne demek? Ben çekici biri olsam nasıl olurdum? Bunu yazın ve hayal edin.

Mutlaka tanımlayın. Çekici biri olduğunuzu hissetseydiniz neler yaşardınız? Nasıl bir hayatınız olurdu? Mutlaka hayal kurun ve zihninizde yarattığınız resmi sık sık hatırlayın.  

- KENDİNİ SEVMEK

Sevgiyi hisssediyor olsaydınız, bedeninizin neresinde bu duyguyu hissediyor olurdunuz?

Kalbinizde mi o zaman kalbinize odaklanın. Bu, nasıl bir duygu olurdu?

Bir erkek tarafından çok seviliyor olsaydınız bu sevgiyi nasıl taşırdınız? Kendinizi çok seviyor olsaydınız bu hayatınızı ve sözcüklerinizi nasıl değiştirirdi? Bunları önce hayal etmeli, sonra yazarak tarif etmeli ve sık sık zihninizde yarattığınız yeni halinizi hatırlamalısınız.

- ÖZGÜVEN

Kendinize en derinden güveniyor olsaydınız bu sizin bir gününüzü nasıl değiştirirdi? Çevrenizle ilişkilerinizi nasıl etkilerdi? Hem yazın, hem de hayal edin. Mesela o zaman istemediğiniz şeylere “hayır” diyebilir miydiniz?

O zaman “Tercihlerimi utanmadan topluluk önünde belirtebilirdim” diyebilir misiniz?

Hayalinizde oluşturduğunuz özgüvenli karakterinizi sık sık aklınıza getirin. 

- SONUÇ...


Talyaa Vardar diyor ki: “Buradan başlamak şart. Buradan başlayınca bir süre sonra o eski duyguyu terk ettiğinizi ve hayatınızda bunları daha çok yaşadığınızı fark edeceksiniz. O zaman, sizi sevmeyecek biri ilginizi çekmeyecek, güvensizlik yaratan biri radarınıza girmeyecek, kolayca sınırlarınızı çizebileceksiniz. Kısacası kendinize değer vermeyi seçeceksiniz.”