Booking.com

Hayatımızı kökten değiştiren “Hayır”lar

Bir gün “Evet” demekten yoruldum ve “Hayır”ı denedim. Biraz korkak biraz ürkek, sonucunu kestiremeden, ne olacağını bilemeden, alışkanlığımın ötesine geçerek, benden rica ile uzatılmış bir lokma yiyeceği “Hayır” diyerek geri çevirdim. Çok basit görünüyor aslında. Bunu aşmış, bu şekilde davranmayan insanlar tarafından. Oysa o an benim için öyle zor olmuştu ki.


Belli bir dönem ve yaşa kadar, hayatımdaki tüm insanlara “Evet” kelimesini kullandım. Evet’i çok seviyordum. Aileme, arkadaşlarıma, dostlarıma, kullandığım “Evet”ler beni mutlu ediyordu. Çünkü onlar benden yardım istiyorlardı, ilgi istiyorlardı ben de “Evet” diyerek onların isteklerini yerine getiriyordum.
Çok mutluydum, çünkü “Evet” diyerek onların sevgisini, ilgisini kazanıyordum, yani bana dönüşler oluyordu. Fakat bu dönüşlerin “Evet” dediğim sürece olduğunu farketmeden…
Bir gün “Evet” demekten yoruldum, çünkü “Evet” dediğim surece, ben yoktum, ortada bir benlik, bir kişilik, bir insan yoktu. Başkalarının dediğini yapan, onları onaylayan, onları memnun ve mutlu etmeye çalışan bir varlık vardı ortada.
Bir gün “Hayır”ı denedim. Biraz korkak biraz ürkek, sonucunu kestiremeden, ne olacağını bilemeden, alışkanlığımın ötesine geçerek, benden rica ile uzatılmış bir lokma yiyeceği “Hayır” diyerek geri çevirdim. Çok basit görünüyor aslında. Bunu aşmış, bu şekilde davranmayan insanlar tarafından. Oysa o an benim için öyle zor olmuştu ki.
“Hayır, teşekkür ederim. Yemeyeceğim” dedim.
Karşımdaki arkadaşım, sürekli “Evet” diyen, her durumu onaylayan beni, duymadı, çünkü alışmıştı her şeyi kabul etmeme.
Önce şaşırdı.
“Ama sen severdin bunu, her zaman yediğin şey, ne oldu hasta mısın?”
Oysa ben içimden “Evet diyordum çünkü beni sevmen için, beni dost olarak kabul etmen için, onaylaman için, hep yanında bulundurman için, “Hayır” dersem, bir daha beni arkadaş olarak görmek istemeyeceğinden korktuğum için vs. vs…”

“Hayır” ve kendimiz olmak

Hayatimizi değiştiren “Hayır”lar, hepimizin az çok yaşadığı durumlar. Hayır demekle o kişileri hayatımızdan uzaklaştırmıyoruz, yok etmiyoruz, biz yok olmuyoruz aslında. Kendimizi buluyoruz, bizim isteklerimiz, bizim sevgimiz, saygımız, kendimize olan özgüvenimiz oluşuyor. Elbette, bunu kimseyi üzmeden, kırmadan, her istediğimizi yapacağız anlamına gelmeden yapmak en doğrusu.
Fakat unutmayalım ki, biz “ben” bir kişiliktir, bir karakterdir. İnsanların dostluğunu ilgisini kazanmak için, sürekli onları onaylamak, onların her istediğini yapmak ve her istediklerine “Evet” demek, bizi bir süre sonra mutsuzluğa sürükleyecektir. Bir zaman sonra yaptığımız şey, bize huzursuzluk verecektir. Çünkü her onayladığımız şey ve “Evet”, insanları tatmin etmeyecek ve onlar sürekli bizden bir şey ister duruma geleceklerdir. Yalnız kalmama, ilgi görme, sevgi isteme, elinde tutma amaçlı (bu bilinçaltında) yapılan “Evet”ler ve onaylamalar bir süre sonra bizi fiziksel hasta durumuna getirmeye başlayacaktır.
Olması gerektiğinden fazla yük omuzlarımıza binecek, sorumluluklarımız artacak ve biz artık bunu kaldıramayacak duruma geleceğizdir.

Sevecen dolu kararlı “Hayır”lara

Olağanüstü varlık olan, içimizdeki sonsuz enerji ile taaa derinlerde bir yerde o mutlak enerjinin zerrelerini taşıyan bizler, o kadar mükemmel varlıklarız ki, kendi değerimizi bilmeden, kendi kendimizin savaşını kaybeder duruma gelmeyelim.
Varız, yaşıyoruz, sadece nefes almıyoruz, isteklerimiz, düşüncelerimiz, fikirlerimiz, duygularımız, hislerimizle bir bütünüz. “Hayır” demek kimseyi kırmayacaktır. Sadece karşınızdakine sorumluluğunu hatırlatacaktır.
“Hayır” demek (istemediğiniz duruma) size kimseyi kaybettirmeyecek, aksine, size saygı ve sevgi duyulmasını sağlayacaktır.

“Hayır” demek, size kendi özgüveninizi kazandıracak ve kendinizi tanıtacaktır

Egosal bencil olmayan, kimseyi kırmadan üzmeden, kendi isteklerimizin olduğu tüm “Hayır”lar size mutluluk ve huzur getirecektir.
Fakat unutmayalım ki, “Hayır” ile yardımlaşmayı birbirinden de ayırmak gerekir. Yardımlaşma Türk insanına çok önemli bir özellik katmakta ve kişiliğinin yetişmişliğinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.
Yardımlaşmanın da sınırları olmalı tabii ki. Yani her yardımlaşma için de “Evet” olmamalı.
Konuya tam hâkim, işinin ehli insanların “Hayır”ları daha önem kazanıyor. Ayrıca onların iş geçmişi, konumları, bulunduğu bölüm, kariyerleri, bütünü görerek söyledikleri, “Hayır” demeye daha müsait olabiliyor. Bunu zaman zaman yaşıyoruz.
Kararlı bir “Hayır”, çok etkili oluyor. Yani siz “Hayır” dediğiniz konudan çok eminseniz, kendinize güveniyorsanız ve biraz da “Son”u görebiliyorsanız (hissiyat olarak) çok etkili olacaktır. Bu zamanla elde edilecek ve tecrübelerle yaşanacak bir durumdur. Çünkü zamanla katı “Hayır”lar, daha sevecen, sevgi dolu, çok hoş bir mizah anlayışıyla bütünleşerek söylendiğinde sonuç daha etkili oluyor. Yani bu etkiyle söylenen “Hayır” daha anlayışla kabul görüyor.

alıntıdır

AFFETME MEDİTASYONU




Affetme, ruhsal arınmanın hem başlıca aracı hem de amacıdır. Affetme tüm deneyimlerimizin sevgiye dönüştüğü noktadır. Sevgiye dönüşen her deneyimin karmik döngüsü de sona erer. Yani geçmişte ekilen bir enerji artık sevgiye dönüşmüştür. Böylelikle bu deneyimin tekrar yaşanmasına gerek kalmaz. Sık sık "Geçmişini affetmeyen, geleceğini de yaratamaz."
Affetme sırttaki bir küfe gibidir. Ancak sevgiye dönüştüğünde boşalabilir. İşte, geçmişimizde kızdığımız her olay ve kişileri, affetmediğimiz sürece sırtımızdaki küfelerde taşıyoruz. Onları affetmek demek, kendi yüklerimizden kurtulmak demektir. Bıraktığımız her öfke için Evren'de tek bir karşılık vardır, o da sevgi.
Birini affedememe nedenimiz, o kişinin bizim korkularımızı tetiklemesindendir.
Günde bir kere düzenli olarak korkularınızı çalıştığınızda, korkularınız her geçen gün dozu azalarak bitecek ve böylece o kişiyi affetmeniz kendiliğinden kolaylaşacak, hatta kendiliğinden olmuş olacak.

Affettirmeyen korkudur.Birini "asla affedemem" diyorsanız, o kişi sizin korkularınızı tetiklemektedir.


O kişinin sizde hangi korkuları harekete geçirdiğini bulup düzenli çalışın. Bakın o zaman en "affedemem" dediğiniz kişiyi bile nasıl kolay affedebileceksiniz. Affetmek, o kişiyi onaylamak, "Oh ne iyi yaptın, iyi ki yaptın" demek değildir. Ona gidip sarılıp "Canım bak, ben seni affettim biliyor musun" demek hiç değildir. Zaten bunları yapmayın.
Affetmek, içte olan bir harekettir; içte dönen ve yaşanan bir enerjidir.

Affetmek, kendi yolunuzu açmak, sırtınızdaki yükleri bırakmak, kendi hayrınıza bir adım atmak demektir çünkü affetmediğiniz her bir an, siz kendi sırtınızdaki o yükü taşımaya devam ediyorsunuz demektir.

Affetmek, kendini sevmek demektir.
Kendinizi de affedin.

Siz sadece deneyim yaşayan, bu dünyada öğrenimde olan, her halinizle son derece değerli bir ruhsunuz. Allah davrandığınız gibi davranmanıza izin veriyor da siz niye vermiyorsunuz? Öyle yapmanızı istemeseydi, öyle davranmanız bütünün en yüce hayrına olmasaydı, Allah muhakkak size engel olmaz mıydı? Engel olmadıysa bu demektir ki, O, size izin verdi, tüm davranışlarınız için sizi sevdi. Siz de ona katılın ve kendinize izin verin. Siz de kendinizi tüm davranışlarınız için sevin ve onaylayın.Dünya bir okul. Deneyim okulu. Ve biz burada öğrenimdeyiz. Hata yok ki. Öğrenim sürecinden geçmekte olan çok tatlı bir çocuk var sadece.Kendinizi işte böyle görün. En "göremem" dediğiniz durumlarınız için bile. Kendinizi affetmezseniz başkalarını çok daha zor affedersiniz. Kendini sık sık suçlayan, yargılayan, kendine kızan bir yapınız varsa, her gün bir kere suçlanma korkunuzu çalışıp, bir kere de kendini affetme meditasyonu yapın.
Ve gün boyu içinizden ya da tercihen yüksek sesle:
"Ben kendimi yaptığım ve yaşadığım her şey için onaylıyorum"
bilinçaltı tekrarını bol bol yapın.Kendi yolunuzu bu şekilde kendiniz açarsınız.Herkes kendi yolunu kendi açar; kendi yolunu kendi yapar.Su olmaya doğru akar.
Rahat ettiğiniz bir şekilde oturun. Tam göğsünüzden derin bir nefes alıp verin. Gözler kapalı, yüksek sesle ya da içinizden şöyle söyleyin:
Benim suçlanma korkum var.Ben suçlanma korkumu kabul ediyorum.Ben suçlanma korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim.Ben suçlanma korkumu seviyorum.
Şimdi sanki kalp bölgenizden pek çok kapağın açıldığını ve içinden pembe suların, pembe ışıkların, pembe çiçeklerin... çıktığını imgeleyin. Bir süre kendinizi sadece bu toz pembeliğe bırakın. Yaratabileceğiniz en güzel pembeyi yakalayın. Pembe, evrendeki saf ve koşulsuz, gerçek sevginin rengini temsil eder. O yüzden kalbimden pembe rengi çıkarıyorum. Korku meditasyonu bu kadar. Kalbinizden çıkardığınız pembe renkle bedeninizdeki korku enerjisini sevgi enerjisine dönüştürüyorsunuz. Kendinizde tespit ettiğiniz her korkunuzu arka arkaya, arada derin bir nefes alıp vererek, bu şekilde çalışabilirsiniz. Bu meditasyonu her korkunuz için günde bir kere yapmanız yeterli.
Ben yaptığım ve yaşadığım her şey için kendimi onaylıyorum.Ben yaptığım ve yaşadığım her şey için kendimi onayladığımı kabul ediyorum.Ben yaptığım ve yaşadığım her şey için kendimi onayladığımı biliyorum ve inanıyorum.Ben yaptığım ve yaşadığım her şey için kendimi onayladığım için kendimi takdir ediyorum.Ben yaptığım ve yaşadığım her şey için kendimi onayladığım için şükrediyorum.
Bu olumlamayı gün boyu olabildiğince çok tekrar edin. Bu cümleler sonlarındaki sözcüklerden dolayı enerji olarak yüksektir.

Kendini Affetme Meditasyonu:

Gözleriniz kapalı, rahat bir şekilde oturun. Derin bir nefes alıp verin. Kendi görüntünüzü, tüm bedeninizi gözünüzün önüne getirerek yüksek sesle ya da içinizden ona bakarak şöyle söyleyin:
Ben seni affetmeye niyet ettim.Ben seni affetmeyi kabul ettim.Yaptığın ve yaşadığın her şey için ben seni onaylıyorum.Yaşadığın her şey senin kendi seçimin.Verdiğin her karar senin kendi seçimin.Ben seni tüm kararların ve seçimlerin için onaylıyorum.Seni bir başkasının onaylaması gerekmez.Ben seni onaylıyorum.Yaşadığın her şeyin ruhsal gelişimin için bir deneyimolduğunu kabul ediyorum.Seni bu yolda sevgiyle serbest bırakıyorum.Seni seviyorum.Seni affediyorum.
Şimdi kalbinizden kendi kalbinize pembe ışıklar yollayın. Pembe ışıkları giderek yoğunlaştırın ve tüm bedeninizi pembe sularla yıkayın. Görüntünüze pembe kıyafetler giydirin. Ona sarılın. Ona dokunun. Onu sevdiğinizi hissettirin.
Ben seni seviyorum.
Sonra onu sevgiyle serbest bırakın. Siz pembeleri yolladıkça yüz ifadenizdeki yumuşamayı fark edebilirsiniz. Derin bir nefes alıp verin ve gözlerinizi açın.
Ben kendimi yüreğimde affediyorum."Olduğum gibi olduğum için" kendimi seviyorum.Her halimle ben, muhteşemim.

Başkasını Affetme Meditasyonu:


Affetmeye niyet ettiğiniz kişinin görüntüsünü imgeleyin. Kalbinizden onun kalbine pembe ışıklar yollamaya başlayın. Ona bakarak yüksek sesle ya da içinizden şöyle söyleyin:
Ben seni affetmeye niyet ettim.Ben seni şu anda affetmeyi kabul ettim.Seninle yaşadığım her şeyi tam olduğu haliyle kabul ediyorum.Seninle yaşadığım her şeyin benim deneyimim olduğunu kabul ediyorum.Seninle yaşadığım her şeyin benim en yüce hayrıma veen yüksek ruhsal gelişimim için olduğunu kabul ediyorum.Seninle yaşadığım her şey için şükrediyorum.Bu dünyada oyun arkadaşım olduğunu kabul ediyorum.Benim en yüce hayrım ve en yüksek ruhsal gelişimim için hayatıma bu şekilde girmeyi kabul ettin. Varlığına şükrediyorum.Bu yolda seni sevgiyle serbest bırakıyorum.Ben kendimi senden özgürleştiriyorum.Seni affediyorum.Kendimi affediyorum.
Şimdi kalbinizden çıkan pembe ışıkları iyice yoğunlaştırın. Tüm bedenini pembe sularla yıkayın. Ona pembe kıyafetler giydirin. Yanına gidip ona sarılın. Ona dokunun. Onu pembe ışıklar altında bırakın. Yüzündeki değişimleri izleyebilirsiniz. Derin bir nefes alıp verin ve gözlerinizi açın.
Affetmeye niyet ettiğiniz kişiyi tamamen affettiğinizi hissedene kadar -her gün bir kere olmak kaydıyla- bu meditasyonu yapmaya devam edin. 

alıntıdır

OLUMLAMA NEDİR? NİYET VE OLUMLAMA ARSINDAKİ FARKLAR NELERDİR?


Niyet kalpten sevgi ve iradeyle bir şeyi yapmaya kesin karar vermenizle oluşur.     Ne istediğinizi bildiğinizde ve yüksek sesle sadece 1 kere bire saf ve yürekten istediğinizde yada söylediğinizde  gerçekleşmesi en güçlü tekniklerden biridir.    Niyet inanç  sistemi ile çalışır çünkü niyetleriniz bilinç düzeyindedir.

Niyet koşullara bağlı değildir, ama ALMA_VERME dengesi muhakkak gözetilmelidir. Ayrıca neyi kabul ettiğiniz de çok önemlidir.

Niyetlerinizi  bencilce ve zarar verici olamamak kaydı ile başkaları için de yapabilirsiniz.

Niyet ederken kullanacağınız cümle kalıpları çok önemlidir... Niyeti söylerken ne hissettiğinizi bilme kalbinizin tamamen saf duygular ile sahip olma sevinci ile dolu olması gerekmektedir.
Niyetlerinizin gerçekleşebilmesi için onu enerjisel olarak da desteklemelisiniz. Örneğin bir araba almaya niyet ettiğinizde onu alabilmek için gerekli şartları da oluşturmalısınız.

( Galerileri gezmek, deneme sürüşleri yapmak, fiyatları araştırmak gibi).Bir anda kalbinize gelip giden şeyler sizin niyetleriniz değildir. Bunlar genelde düşüncelerinizdir niyetler de irade ve seçim vardır.

OLUMLAMA

Olumlamaları sadece kendiniz için kullanabilirsiniz, bir başkası için yapamazsınız!

Olumlama teknik olarak bilinçaltının programlanmasıdır.Bir olumlamanın bilinçaltınıza yerleşme süresi 21 gündür, çünkü nöron ağları eski kalıbı silip yeni bilgiyi kodlaması için bu süre gereklidir.. Aynı olumlamayı  15 gün ara verdikten sonra  tekrar yapabileceğiniz gibi.. yeni bir olumlama ile devam edebilirsiniz..


Bilinçaltında ve çeşitli bilinç tabakalarında zaman kavramı olmadığı için olumlamalarınız şimdiki zamanda, pozitif ve anlaşılır olmalıdır.
Ayrıca bilinçaltı İnanç sistemi ile çalışmaz, kod lama sistemi ile çalışır yani siz inanmasanız da sonuç verir.Önemli olan bilinçaltını ikna etmektir.
Gerçekle hayali ayırt edemez , geçmiş ve gelecekten anlamaz sadece şimdiki zamandır..O yüzden sahipmişsiniz, olmuş gibi yazmak, söylemek,  hayal etmek imgelemek etkili bir yöntemdir!. 

Bilinçaltına her an komut giremezsiniz!!. bunun için doğru anlar çok önemlidir. özellikle bilinç kapılarının açık olduğu sabah uyanır uyanmaz ve gece tam uykuya dalma anında 10 dakika 21 gün boyunca aynı olumlamayı söylemek, tekrarlamak ve asla bu süre zarfında bir kere bile umutsuzluğa kapılmamak, olumsuz düşünmemek ve cümle kurmamak çok önemlidir. 

 Sahipmişsiniz gibi yazdığınız bir günlük tutabileceğiniz gibi.. her gün görebileceğiniz yere asılı duran olumlamanızı yazarak gün içinde de tekrarlayabilirsiniz ,ama olumlamalarınızı yazmadan önce kendinize şu soruyu sorun; " ben gerçekten ne istiyorum ?.. yada her gün "ben bunu gerçekten istiyor muyum?  " diye.. çünkü bir söz vardır "dualarınıza dikkat edin bir gün gerçekleşebilirler" neticede eksik bıraktığınız yada gerçekleştiğinde sizi mutlu etmeyecek bir olumlama için bu kadar zaman emek harcamış zaman kaybetmiş olmazsınız.

Bir olumlama ; nefsimize veya egomuza değil yüksek değerlere hitap etmelidir.(Ben diğerlerinden daha başarılıyım değil hepimiz başarılıyız.)

Olumlamalarda “hayır”, “yok”, “değil” gibi kelimeler kullanmamalısınız. (“başarısız değilim” değil “Başarılıyım”)

 Hayatım için hayırlısını diliyorum, istiyorum, hayal ediyorum" gibi cümle kalıpları kullanma!...HAYATIM İÇİN BİR SEÇİM YAPIYORUM" deyin..

Kendini koşulsuz SEV ve olduğun gibi kabul et!

 Evrenden size gelen tüm güzelliklere, değişime, mucizelere açık ol! direnç gösterme sevgiyle kabul et!. Evrenin size vereceklerinden sonra karşılığında Siz bir bedel ödemeye gönüllü olmasanız da evren fazlasıyla rüşvetini alacaktır unutmayın o yüzden alma-verme dengesini iyi kullanın..

Koşullara bağlanma, neden yada nelerden vazgeçebileceğini iyi düşün....

Evren boşluk sevmez hayatına yeni birisi yada yeni bir şeyler gelmesini istiyorsan
 eskiyi sevgiyle gönder.. tüm enerjisini alanından temizle, bu bir kişi ise numarasını sil, hediyelerini at yada ver, resimlerini v.s …

Sık sık imgeleme yapın ( korkmayın hayal edin), görünür yere sahip olmak istediğiniz şeye uygun resimler asın, objeler koyun…

 Olumlamalarınızı kayıt edip sık sık dinleyebilirsiniz yada subniminal olarak kodlama yapabilirsiniz.

Olabileceğine inandığınız olumlamalarınız için süre bile belirleyebilirsiniz.

Ödenmemiş faturalarınızı cüzdanınızda, çantanızda tutmayın..

Evinizi, dolap ve çekmecelerinizi hep düzenli tutun evren düzeni sever .

Bolluk refah içinde bir yaşam diliyorsanız zenginlik bilincine açık olun! Örn/ paranın resmine bakmak yada imgelemek yetmez! O paraya sahip olduğundaki duyguya odaklan..Duygular ve hisler çok önemlidir.. Çünkü evrene hissettiğin enerjiyi gönderirsin ve çekersin!(bu tüm olumlamalarınız için geçerli!)

ALINTIDIR

ZAMANI TEMİZLEME MEDİTASYONU


Şimdi zamanda geriye dönün, ortaya çıkan tüm değişik yüzleri fark edin. Şükran duymanıza izin verin ve zaman boyunca yer alan ve sizi şimdiki ana getirmiş olan tüm yüzlere -onlar size nasıl bir his verirlerse versinler- bu şükranı yağdırın. Yaşam akışınızı geriye doğru gözden geçirin. Çocukluğunuza,bebekliğinize, doğum anınıza, ana rahmine ve döllenme anına geri dönün. Tüm bu veçhelerinizin hala nasıl bir düzende sizin içinizde bulunduğunu, değiştiğini ama her nasılsa sizi bu ana getiren o tohumu, o kökleri yarattığını fark edin. Tüm o geçmiş benlikleri ve o geçmiş yılların her birinde yaşamınızda bulunan tüm insanları ve durumları kutsayın.

Belki kendinizi özellikle yalnız ya da kaybolmuş hissettiğiniz zamanları hatırlıyorsunuz. O zaman size iyi olduğunuzu, gelişip ilerlemekte olduğunuzu, yaşamınızın henüz sona ermediğini bildirmek üzere gelecekten gelen bir veçhenizi gördüğünüzü hatırlıyor musunuz? Siz geçmişinizin koridorlarına doğru sevgi, şefkat ve şükranla nefes aldığınızda, gücünüzün geçmişe doğru uzanmasına izin verdiğinizde, geçmişinizin bu veçheleri için bu yaşam nefesi ve umut haline gelirsiniz. Onlarla konuşun, sizin kim olduğunuzu ve yalnız olmadıklarını bilmelerini sağlayın. Bunun sizi şimdiki zamanda nasıl değiştirdiğini fark edin.

Şimdi kendinizi bütünüyle bu ana geri getirin. Bedeninizde tam olarak bulunun, solunumunuzun farkında olun, burada sizin için bulunan sevginin farkında olun, şimdi burada maskesiz, sahte görünümsüz bir biçimde, ruhunuzun tamlığı içinde gerçek halinizle bulunduğunuzun farkında olun. Kalbinizin bu an için duyduğunuz şükranla açıldığını hissedin.
Ve şimdi beyaz bir sisin içinden muhteşem bir güzellikte, muazzam bir sevgiye ve anlayışın ötesinde bir bilgeliğe sahip, son derece güçlü bir varlığın size doğru geldiğini hayal edin. O çevreye öyle güçlü, öyle gerçek ve öyle güzel bir parlaklık yayıyor ki siz derin bir huşu duygusuyla doluyorsunuz. Bu varlık size yaklaştıkça, onunla aranızda bir benzerlik olduğunu fark ediyorsunuz ve sonra bu varlık gelip sizi selamlayarak şöyle diyor :
"Ben senin gelecekteki benliğinim. Buraya sana ne olmakta olduğunu ve olmakta olduğun şeyin zaten olduğun şeyin bir parçası olduğunu hatırlatmak için gelecekten geldim. Seni seviyorum."
Bu parlak ışığın varlığınızı doldurduğunu, kalbinizin bu varlığı içine almak üzere açıldığını ve kim olduğunuz ya da olmadığınızla ilgili tüm fikirlerinizin bu parlaklığın huzurunda yok olup gittiğini hissediyorsunuz.
Onun mevcudiyetini hissederken, bırakın bedeniniz o titreşime karşılık versin. Frekansınızın hücresel düzeyde değiştiğini hissedin. Enerjilerin devinimini hissedin. Şimdi karşınızda duran ve sizinle birleşmeye başlayan bu varlık bir Yükselmiş Üstat’tır ve o artık sizden ayrı değildir. İkiniz yavaş yavaş birleşip tek bir varlık oluyorsunuz. Şimdi geçmişteki veçhelerinizle birleşmenize izin verin. Ve sonra gelecekten gelen mükemmelleşmiş veçhelerinizi buyur edin. Sadece bir an vardır, o bu andır. Zaman ve uzay boyunca uzanan tüm bu veçheleriniz şimdi birleşmeye, bu anla bütünleşmeye başlamaktalar. Bu bütünlüğü hissedin. Bu veçhenizle el ele tutuşarak, tekrar zamanda geriye gidin, geçmişe, belli travmaların ve korkuların tutulduğu yere gidin. Bu yeni mevcudiyetin bu olayları yeniden çerçevelemenize yardımcı olmasına izin verin. (yeniden çerçeveleme: olay, durum, ya da travmaya değişik, olumlu yönlerden bakma)
Yetişkinlik yıllarınızdan, çocukluğunuza, bebekliğinize, ana rahmindeki cenin halinize ve döllenme anınıza dek tüm geçmişi yeniden yaratın. Ve sonra özgür bir ruh olarak, döllenme anının ötesine ve öncesine geçtiğinizi görün, diğer enkarnasyonlarınıza girdiğinizi, büyük üzüntü, ihanet, acı ve dehşet devrelerinden gelecekteki benliğinizle birlikte geçtiğinizi, peş peşe yaşamlar boyunca o olayları yeniden çerçevelediğinizi görün.
Şimdi daha da uzak geçmişe, Kaynak'tan o ilk ayrılış anına geri döndüğünüzü görün. Orada sizin için neyin ortaya çıktığına dikkat edin. Bu ilk ayrılış anı daha sonra deneyimlediğiniz her şeyin tohumunu taşır. Siz Kaynak'tan o ilk ayrılış anında kayıp, büyük üzüntü, yalnızlık, korku, dehşet, tecrit edilme, ihanet, acı hissetmiş olabilirsiniz. Ve şimdi bu anın ötesine, öncesine, ilk birlik haline geri dönüp, bilinçli mutluluk içindeki saf varoluşun bir’lik halini hissedin. O zaman enkarnasyonlar devresinin daha büyük amacının derin bir anlayışına erişirsiniz. Sizinle birlikte bulunan gelecekteki benliğiniz şimdi ilk benliğinizle buluşur ve siz tam bir daire çizip başladığınız noktaya dönmüş olursunuz.
Ve şimdi zamanda tekrar ileri gidiyor, tüm enkarnasyonal devrelerden geçiyor, bu ilk temel birliğin anısını ve duygusunu birlikte taşıyarak şimdiki ana geliyorsunuz ve sonra yaşamınızın ve amacınızın tam bir anlayışını kazanmış olarak ve bu anlayışın sizi iyileştirmesine izin vererek, sonsuz ana erişiyorsunuz.
Gelecekteki benliğiniz Meshedilmiş bir varlıktır. Bu başvuru noktasını hücresel bilişinize taşıdığınızda, onun kendinizle ilgili farkındalığınızı nasıl değiştirdiğine dikkat edin. Artık küçüklük, önemsizlik, değersizlik ve zayıflık oyunu oynayabilir, artık öyleymiş gibi davranabilir misiniz?
Şimdi dikkatinizi yavaş yavaş içinde bulunduğunuz ana ve yere yöneltirken, uzayın ve zamanın ötesinde bulunan, BEN’İM mevcudiyetinizin bulunduğu o sonsuz ana bağlı kalın. Çok yavaş yavaş, derin bir biçimde nefes alarak, farkındalığınızı yine bedeninize, bulunduğunuz yere, bu ana getirin.
NOT: Bu meditasyon Kiara WINDRIDER tarafından geliştirilmiştir. Meditasyonu uygulamadan önce yukarıda anlatılan süreci iyi anlamanız önerilir. Bu meditasyonu günde bir kez, kendinizi tamamıyla şimdi anında hissettiğiniz anda bırakacak şekilde bir kaç hafta yapınız.
Bu meditasyonla başkalarıyla çalışırken rastladığımız ve sizlerin de karsılaşabileceğinizi düşündüğümüz bazı noktalara dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Meditasyon sırasında en çok rastlanan sorun "zaman yolunda hareket edememe"dir. Travmalar ve kayıplarla çok fazla yoğunluğa sahip olan vakalar bu tur sorunlar yasayabilirler. Bu durumda, eğer zamanda ileri geri gidemiyorsanız, ağır travmaları gözardı etmenizi ve önce mutlu anlarınızı gözden geçirme, sırasıyla ufak kayıplardan ve acılardan başlayarak güç kazandıkça daha ağır vakaları ele almanızı öneririm. Süreç içinde yoğun esnemeler, bir takım fiziksel ve mental acılar ortaya çıkacaktır (çıkabilir), bastırmadan olduğu gibi yaşayın.
Meditasyon sırasında tamamıyla şimdi anında, büyük bir coşku ve tamlığı hissettiğiniz bir bütünlük haline gelirseniz meditasyonu hemen sonlandırın ve bu coşku ve bütünlük anının hissini doyasıya yaşayın.
Bu meditasyonu olması gerektiği gibi yaparsanız çok kısa bir sürede fiziksel, zihinsel, ruhsal bir bütünlük içinde olacaksınız. Yükseliş dediğimiz şeyi bizzat yaşayacaksınız.
Alıntıdır..

SEVMEDİĞİNİZ YÖNÜNÜZÜ NASIL DEĞİŞTİRİRSİNİZ?



Genel olarak her şeye olumsuz bakan, mutsuz olan biri misiniz?

Bu durumundan memnun olmayan ancak yapısı gereği bunu değiştiremeyenler için çözüm olabilecek önerilerimiz var. Hayatına daha mutlu ve yeni bir şekilde devam etmek isteyenler önerilere göz atın..

1- Değişimlere ve yaşama pozitif bakın. Bu sizin yaşamınızı değiştirmeniz için bir sinyal olabilir. Sürekli olarak değişimlerin olumlu yönlerini vurgulayarak, beyninizi daha pozitif düşünmeye programlamalısınız.

2- Olumsuz şeylerle karşılaştığınızda bu engelin geçici olduğunu ve size daha iyi şeyler katacağınızı düşünün.

3- Olaylara karşı güçlü, becerikli ve dirençli olduğunuzu kendinize sık sık hatırlatın. Direncinizi artırmak için öncesinde yaşadığınız olumsuzlukları gözden geçirin ve gerekirse listeleyin. Engellerden korkmamanız gerektiğini göreceksiniz. Korku, suçluluk, sabırsızlık gibi negatif duygular doğru şekilde odaklanmanızı engeller.

4- Hayatınızda yaşadığınız değişikliklere karşı daha güçlü biri olmak için korkularınızı nasıl yendiğinizi, deneyimlerinizden ne öğrendiğinizi gözden geçirin.

5- Hayatınızda olumlu cümleler kurmaya, mutluluk verecek kelimeleri sık sık tekrarlamaya özen gösterin.

6- Size destek olan, her an yardımcı olabilecek insanlarla iç içe olun. Bu kişilerin size verdikleri olumlu önerileri dinleyin ve uygunsa değerlendirin.

7- Harekete geçmeden önce durumu değerlendirin, konunun olumlu ve olumsuz yönlerini gözden geçirin, planlayın ve ne olursa olsun kendinizle ilgilenin.

YÜZLEŞME....KENDİMDEN ÖZÜR DİLİYORUM...


Kendimden özür diliyorum..

Yaşadığım süre boyunca hep merhametimin arkasından yürüdüm, beklentilerimi arkada bıraktım. Kimseden bir şey beklemedim, doğrusu bu sanıyordum çünkü. 

Yaşadıklarımı yaşayamadıklarımı içimde sakladım, sustum bastırdım olsun dedim insanlık bende kalsın. Ben en iyisini yaşatayım ki istemeye yüzüm olsun dedim. Verdim, hep verdim karşılığını alıp alamadığıma bakmadan, aslında güçlü olmak değildi istediğim, ama olmak zorundaydım ve bırakıldım.

Kendimi hep erteledim. Kimsenin beni anlamadığını bildiğim halde hayatıma girenleri bana verilmiş bir görev olarak gördüm. Herkesi mutlu etmek zorundayım sandım.Benimde mutlu olmam gerektiğini unutmuşum meğer..

Görevim neyse en iyisini yapmalıydım ki vicdanım rahat etmeliydi. Birilerinin de bana karşı görevleri olduğunu hiçe saymışım oysa…

Ne yazık ki; Bana verilen rolleri en iyi şekilde oynarken onların rollerini iyi oynayıp oynamadığına hiç bakmadım.

Karşımdakilerin eksiklerini tamamlamaya çalışırken, onların hatalarını görmeye vaktim kalmamış sanki.

Beni üzmelerine bakmadan, karşılığında ne aldığıma ne hissettiğime aldırış etmeden hep verdim..

Kendimi nasıl da unutmuşum..

Kendime haksızlık ettim, kimseye etmediğim kadar. 

Herkesi dinledim kendimi dinlemediğim kadar.

Kimse benim yüzümden mutsuz olmasın diye, hiç bir şeyin sebebi ben olmayayım diye mutluluk oyunlarımı oynadım..
Yetmedi yeni oyunlar buldum.

Ama bir gün bir bakmışım ki paramparça olmuşum. Tutunacak tek duygu bırakmamışım kendime. kendimi teselli edecek tek şey yokmuş hayatımda. Allak bullak olmuşum..

Kendimi aramaya çıktığımda yorgun, yılgın, bitkin bir köşede saklanıp ağlayan bir çocuk olarak buldum.

Ve ona elimi uzattım diyebildiğim tek şey ''GEÇTİ, bir daha seni kimse üzemeyecek.''

Şimdi senden özür diliyorum. 

Seni bu kadar hiçe saydığım için, insanların seni bu kadar üzmelerine müsade ettiğim için, seni hiç bir zaman dinlemediğim için, üzerine bu kadar sorumluluk yüklediğim için, hakkın olan bütün duyguları sana yaşatmadığım için…

Şimdi tekrar söylüyorum. İnsanlığından, kalbinden, duygularından, çocukluğundan, hislerinden çok özür diliyorum…

Kendimden özür diliyorum..

Galiba ben almadan vermenin Allah’a mahsus olduğunu unutmuşum…

--alıntı--

Tanrım konuş benimle


Adam fısıldadı: “Tanrım konuş benimle.” 
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.. Ama adam duymadı. 

Sonra adam bağırdı : “Tanrım konuş benimle!”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.. Ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve “Tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde. Ama adam farkına varmadı.

Ve adam bağırdı, “Tanrım bana bir mucize göster !”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde. Ama adam bunu bilemedi.

Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı,
Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla !”

Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı.
Ve yürüyüp gitti…”

    ****

Milyarlarca insan ve milyarlarca istek her saniye.. Bir mucize ya da bir işaret bekleyenler.. Farklı farklı bin bir tür durum gerçekleşmesi istenen.. Hatta bazen öyle zor öyle kötü durumda oluruz ki, anında somut yanıtlar ve olaylar ister halde buluruz kendimizi... 

Oysa ki isteklerimizin karşılığı bizlerin beklediği gibi, gökten bir paket halinde elbette düşmeyecektir kucağımıza.. 

O kadar ince, mükemmel tasarlanmış halde çıkar ki insanın karşısına, hiç beklemediğimiz bir anda öyle güzel kabul görür ki, o an farkına bile varamayız bunun.. 
Bir düşünün,  size de olmuştur herhalde...

Körükleyici Düşünceler ve Olumlamalar 5


Özgüven

Bireyin çocukluğundan beri bilinçaltına yerleştirdiği tüm olumsuz körükleyici düşünceler özgüveninin zedelenmesine, kendisini değersiz görmesine sebep olur.

Olumlaması:

Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.

Ben her halimle değerliyim.

Geçmişimi affediyorum ve bu kabul kendime olan güvenimi arttırıyor.

Kendime güveniyorum.

İçimde sonsuz yetenek var ve ben bunları açığa çıkarıyorum.

İçimde sonsuz bir güç var ve ben bunu açığa çıkarıyorum.

Ben düşüncelerimin ve duygularımın ötesinde güçlü bir varlığım.

Yukarıda verilen olumsuz körükleyici düşünceler Bilişsel Terapi ile bulunmuş ve bahsedilen davranışların temelinde yatan düşüncelerdir. Bahsedilen davranışların ve diğer olumsuz davranışların altında yatan körükleyici düşünceler nasıl bulunur?

Psikolog David Fontana, ‘Kendinizi Tanıyın Dilediğiniz Gibi Olun’ adlı kitabında körükleyici düşünceleri bulmak için şu egzersizi önerir:

“Rahatsız edilme olasılığınızın en düşük olduğu bir zaman diliminde birkaç dakikalığına sessizce oturun.

Derin ve düzenli nefesler alarak bütün vücudunuzu gevşetin ve zihninizi boşaltın.

İçinizde varolan ve keşfetmek istediğiniz duygusal tepkiyi düşünün. Şimdi de bu duygunun ortaya çıkmasına neden olan bir olayı aklınıza getirin.

Hayalinizde bunu olabildiğince canlandırmaya çalışın. Şimdi de bu olayı canlandırdığınız anda aklınıza gelen ilk düşünce ya da izlenimi gözleyin, başka bir deyişle bu olayın bilincinize yansımasıyla buna bağlı olan duygunun ortaya çıkmasına müdahale eden düşünce ya da izlenimi gözleyin.”


Bu egzersiz ile olumsuz körükleyici düşüncelerinizi saptayarak bunları gerçekçi düşünceler ile değiştirme gücüne sahip olursunuz.

^^alıntıdır^^

FARKINDALIK VE ANDA YAŞAMAK


Gündelik konuşmalarımızda da çoğu zaman sözümüzün etkisinin farkında olmayız. Öylesine, gelişi güzel fikir beyan eder ve sözümüzün karşımızdaki kişiyi ne şekilde etkilediği, onu rencide edip etmediği konusunu düşünmeyiz bile. Sürekli konuşup hiçbir şey söylemeyen birçok insan vardır sizin de gözlemlediğiniz gibi. Konuşmuş olmak için konuşurlar. Bu durumlarının da farkında bile değildirler.  Aslında insanların çoğu farkında olmaktan korktukları için çok konuşurlar veya sürekli bir işle meşgul olmaya çalışırlar. Hiçbir işleri yoksa da ya televizyon seyrederler veya müzik dinlerler. Bu tür davranışların altında hep kendisi ile baş başa kalma korkusu yatar. Çünkü kendi ile baş başa kalmak, kendinin farkına varmak demektir ve bu durum pek çok insanın hoşuna gitmez.
  Neden insanlar kendileri ile baş başa kalmaktan hoşlanmazlar hiç düşündünüz mü? Çünkü kendi ile baş başa kalan insan o anın farkına vararak yalnız olmanın derinliğini yaşar. İnsanlar an’da değil zamanda var olmayı tercih ederler. Zaman geçmiş ve geleceği içerirken, an ikisini de dışlar. Geçmişte hatıralarımız, gelecekte ise ümitlerimiz ve beklentilerimiz vardır. Yani geçmiş ve gelecek çokluktur. An ise tekliktir. Geçmiş ve geleceğin çokluğunda kendimizin dışında birçok insanı ve olayda vardır.
  Oysa ki şimdiki an içinde biz ve dikkatimizi gerektiren konudan başka hiçbir varlık yoktur. Farkında olmak da bizim konumuzla bütünleşmemiz demektir. Yani, ikilik yerini tekliğe bırakmış demektir.
  Şimdiki anda korkutucu bir yalnızlık vardır. Çoklukta huzur ve güven buluruz. Çokluk oldu mu bizi koruyan, bize sahip çıkan ve seven varlıklar vardır. Ama an içinde teklik (birlik) vardır ve bu durum pek çok insanı huzursuz yapar. Zaman içinde yaşayan insan büyüme gereği duymaz. Sürekli onu koruyan ve seven varlıklarla sarılı olduğundan sürekli bir çocuk olarak yaşamını sürdürebilir. Zaman bizim güven duygumuzu besler ve bizim farkında olmamızı engeller. Farkında olmak demek an içinde yaşamak, yani şuurlu ve uyanık olmak demektir.
  

Yaşam koçunuz sizsiniz! 

 Bunun için de insanın kendi ile baş başa kalıp yüzleşmesi gerekir. Bir diğer ifadesi, insanın kendini tanıması gerekir. Oysa kendini tanımak ve kendisiyle yüzleşmek, bazı duygu ve düşünceleri bilinçaltına bastırıp sonra nedeni anlaşılmayan, sıkıntılar, korkular, karamsarlıklar yaşamaktan çok daha iyidir. Üstelik bu modern çağda her insana kendi tarzına uygun şekilde ona destek verecek, terapi yapacak ya da yaşam koçu olarak rahat yürümesini sağlayacak pek çok imkan varken, sıkıntıyla yaşamayı seçmek zaman kaybı değildir de nedir? Aslında en iyi yaşam koçu insanın kendisidir ama zaman zaman dış destek almakta çok yararlı olabilir…
  Asrın başında yaşamış olan büyük mistik Gurdjieff hep “Kendini hatırla” derdi. Bu sözle “kendi varlığının farkında ol” demek isterdi. Hareketlerinin farkında ol, sözlerinin farkında ol, hatta mimiklerinin farkında ol. Farkındalığın ilk adımı hareketlerinin farkında olmaktır. Bunun için Gurdjieff‘Stop’ oyununu icat etmişti. Etrafındaki öğrencilerine hiç beklemedikleri bir anda ‘stop’ der ve onların o anda heykel gibi hareketsiz kalmalarını isterdi. Bu çok zor bir oyundu. Örneğin tam çay içerken çay bardağı dudağınıza değdiği anda stop dendiğini düşünün. Çayı içemezsiniz.
  Bardağı geri koyamazsınız. Elinizi oynatamazsınız. Ne kadar zor bir durum değil mi? Ama Gurdjieff ‘Tamam’ diyene kadar o durumda kalmak zorundasınız. Gurdjieff bu oyunu farkındalığı arttırmak için icat etmişti. Çünkü biliyordu ki farkındalığın ilk adımı bedensel ve fiziksel farkındalıktır. Ondan sonra konuşma ve nihayet var olma farkındalığı gelecekti. Var olma farkındalığı en ileri derecede şuur hali gerektirir. Varlığın farkındalığı etki-tepki mekanizmalarının ötesine geçmeyi gerektirir. Sizin neden var olduğunuzu ve hangi amaca hizmet ettiğinizi farkına varmanız gerekir. Bu şuur hali de en zor olanıdır.
  İnsanlar bu dünyada doğarlar yaşarlar ve ölürler. Fakat pek çoğu neden bu dünyaya geldiğini ve hangi amaca hizmet ettiğini veya hangi ideolojinin oyuncağı olduğunu düşünmez bile. Yani kendine soru sormak ihtiyacı duymadan yaşar sonra çekip gider bu güzel mavi gezegenden… Bu tip insanların yaşamları bir hay-huy, bir etki-tepki mücadelesi içinde sürüp gider. Çalışırlar, evlenirler, çocuk yaparlar, çocuk büyütürler, yaşlanıp emekli olurlar ama bir gün olsun “benim bu dünyada var olmamın amacı nedir acaba?” diye sormazlar. Çünkü bu sorunun cevabını vermek için kendileri ile yüzleşmeleri, yani baş başa kalmaları gerekir. Ne geçmişin hatıraları ne de geleceğin hayallerinden etkilenmeden, objektif ve çıplak gözlerle kendini görebilmek öyle önemlidir ki, bu bakış, bu duruş bir kere elde edildikten, gerçeğin tadına bir kere varıldıktan sonra da vazgeçmek mümkün olmaz. Anda veya anında durumun şuurunda olmak yani uyanık olmak, keskin bir şuur halidir ve kendine göre doyulmaz bir tadı vardır. Ve aslında da hiç korkutucu değildir. Karşılaştığınız her duruma anında hakim olmak, onu hemen toparlayıp, gerekeni yapmak sonra da o duygudan ya da o şuur halinden çekip yeni bir hale gitmek istemez misiniz?  Ama etki ve tepkinin ötesinde durumun şuurunda olabilmek için beklenti ve saplantılardan kurtulmuş olmak gerekir. Hepimizi zorlayan da budur, saplantı ve beklenti yani geçmiş ve gelecek…
  Beklentiler gelecekle, saplantılar ise geçmişle ilgilidir. Tıpkı süregelen ince uzun bir yol gibi, her şeyi ardı ardına eklemekten öyle hoşlanıyoruz ki ya da bu tip düşünmeye öyle alıştık ki! Oysaki an’da yaşayınca ne geçmişin takıntıları ne de geleceğin beklentileri etkindir. An’ın farkına vararak yaşamak demek tercihli olmayan değerler üretmek demektir. Hiçbirinin diğerlerine göre daha önemli olmadığı güçler, erdemler ve bilgiler. Yani bir bakıma kendi egomuzu (nefsimizi) ön plandan geri çekip, arka plana çekebilmeye benzer bu durum. Etki-tepki mekanizması içinde olan egomuzdur. Egomuz yani nefsimiz bizim ne kadar önemli bir varlık olduğumuzu hep tekrarlayıp durur. Egomuz sürekli bizi korumaya çalışan bir kalkan gibidir. Devamlı bu ego kalkanının arkasına sığınarak kendimizi güvende hissederiz. Bu korunma mekanizmasını da çoğu zaman “haysiyet, izzeti nefis,gurur, haklılık” gibi kavramların arkasına gizleyerek kendimizi haklı göstermeye çalışırız.


  Anda Yaşamak 

 Oysa ki an’da yaşayıp farkında olmak kendi ile her an karşılaşmak, durumu olduğu gibi görmek demektir.
 Yani bize daha çok zarar verecek, gereksiz bir yansıma veya odak bozukluğu oluşturmadan, durumu görmek, anlamak, gerekeni yapmak ve bundan mümkün olduğunca az etkilenmek… Hiç mi derin etkilenmeyeceğiz de diyebilirsiniz. Derin etkilenmek de çok iyidir ama burada amaç ne olursa olsun konuyu fazla uzatmadan, akmakta olan diğer anlara geçebilmek ve yaşama anlar içinde, kare kare çekilmiş fotoğraflar gibi yetişmektir. Bunu başarabilmek için de hiçbir değerin diğer bir değere göre daha tercihli durumda olmaması gerekir. Örneğin, “Ben ailemi her şeye tercih ederim. Önce eşim ve çocuklarım gelir. (Veya işim de diyebilirsiniz, sonuç fark etmeyecektir)  Sonra diğer insanlar” dediğimiz vakit olayları tarafsız bir gözle inceleyemeyiz. Eğer çocuğumuz okulda kavga etmişse mutlaka kavga eden diğer çocuk suçludur. Eğer çocuğumuz derslerde kötü not almışsa mutlaka öğretmen kötüdür. Ya kötü ders anlatmıştır veya çocuğumuza bir garezi bir takıntısı vardır. İşimiz için de aynı örnekleri vermek mümkündür. Bu gibi örnekleri arttırabiliriz.

  Tercihli değerler içinde yaşayan insanlar için daima kendileri haklı, karşılarında duran da haksızdır. Bunu gündelik yaşamda gördüğümüz gibi, politikada ülkeler arası ilişkilerde de görüyoruz. Kendini tehdit eden bir hayali düşman yaratarak varlıklarını sürdüren ülkeler, aslında en fazla korku içinde yaşayanlardır. Bu korkuyu da alet olarak kullanırlar. Korku sayesinde ülke halkı istenileni daha kolay kabul eder. Korku, insanın bağımsız düşünmesini engeller. Korku insanın büyümesini engeller. Sürekli çocuk kalan insan ise daha kolay alet olur. Oyuncak haline gelir ve hiçbir zaman şuurlu bir varlığa dönüşemez.

Doç. Dr. Haluk Berkmen





Enerji Alanınızı Birikimlerden Temizlemek Frekansınızı Yükseltir


Enerji Alanınızı Birikimlerden Temizlemek Frekansınızı Yükseltir – Penney Peirce


Işığınız bir elekten geçer gibi parlar, siz bu ışığın geçtiği kadarsınız. Ortak bir merkez tarafından bir soğan gibi yuvarlak katmanlarla çevrili olduğunuzu düşünün. En yakınınızdaki katmanlar fiziksel bilgiler içerir, bunun ötesindekilerde sırasıyla duygusal bilgiler, düşünce kalıplarınıza dair bilgiler ve en uzaktakilerde de ruhunuz ile hayattaki amacınızla ilgili bilgiler bulunur. Bunlar farkındalığınızdaki oktavlar gibidir.  Ruh seviyesinde korku ya da blokaj yoktur -sadece berrak, meditasyon yapanların saf bir farkındalık duygusu yarattığını ifade etmek için kullandıkları tabirle şefkat dolumücevher ışığı vardır. Ama fiziksel, duygusal ve zihinsel katmanlarda kafanızın karıştığı ve korktuğunuz eski deneyimlerden kaynaklı fonksiyon bozukluklarını, sabit fikirleri ve donmuş duyguları bulursunuz. Bu kısaltılmış kalıplar gölgelere benzer; kendi doğrunuzu ve sevginizi yaşamadığınız hareketsiz yerlerdir. Parçalandığınız ya da bir şeyden kaçtığınızda da delikler ve gediklerle karşılaşırsınız ve bunlar da bloklar gibidir.
Zihninizi sakinleştirdiğinizde, hiçbir şey düşünmezsiniz ve bir şey düşünmediğinizde hiçbir şeye direnç göstermezsiniz ve direnç göstermediğinizde ve hiçbir şeye direnç göstermeyen düşünceler beslediğinizde Varlığınızın titreşimi yüksektir, hızlıdır ve saftır.
Abraham/Esther Hicks
Şimdi ruhunuzun yaşamınızı, bedeninizi ve kişiliğinizi yaratmak için oktavlarla bilgelik, niyet ve enerji yolladığını hayal edin. Birçok gölge ya da katı yer ve kim olduğunuza dair alandaki boşluklar yüzünden bütünlüğünüzün sadece belli bir yüzdesi elekten geçen ışık misali açıklıklardan geçebilir. Yüksek boyutlarda her yerde bir gölge ya da gedik vardır, sizin yaşamınızda ve bedeninizde de benzer bir kasılma ya da bilinçsiz yerler olacaktır. Duygusal bir travmanın hatırası ve bunun etrafında oluşmuş inançlar bedenin üzerine gölgelerini düşürecek, belki de kronik ağrılara, hastalıklara ya da orjinal yaraya tekabül eden bir noktada incinmelere sebebiyet verecektir.
Bastırılmış duyguları ve inançları anlayıp rahat bırakarak şifa bulduğunuzda, alanınızdaki karanlık noktalar kaybolur ve ondan sonra ruhunuzun mücevher ışığı daha fazla parlayabilir. Burada dünya üzerinde frekansınız yükselir, daha bilge ve daha sevecen bir insan olursunuz, bedeniniz iyileşir ve hayatınız daha iyi bir hale gelir. Demek ki, ruhunuzu bloke eden duygu ve düşüncelerden, sağlıksız duygusal alışkanlıklarınızdan, arınırsanız frekansınızda doğal olarak yükselecek.
Ruhu bloke eden şeylerden sıkça karşılaşılanlar arasında önceden üzerlerini kapattığımız sağlıksız duygusal alışkanlıklar bulunur: Kurban, mağdur ya da egemen güç olmak, kendini ya da başkalarını suçlamak, inatçı ve söz dinlemez olmak, başkalarını kurtarmak ve kurtarılmayı istemek ve başka şeylerle oyalanmak, geciktirmeler ve ertelemelerle gerçeklerden kaçınmak…Bunlara bir de şunları ekleyin: Başkalarını kıskanmak, saldırmak/kavga etmek, şikayet edip olumsuz konuşmak (ben yapamam, nefret ederim) ya da çirkin bir dil kullanmak (küçümseyerek konuşmak, dedikodu yapmak) ve akla gelebilecek en kötü senaryoları detaylarıyla kurgulamak. Budist rahibe Pema Chödrön bu tepkileri yemi yutmuş balıklar gibi “oltanın ucuna takılmak” diye niteliyor.
Bu olta iğnelerinden kurtulduğunuz ya da bu davranışları değiştirip yerlerine sağlıklı duygusal alışkanlıklar koyabildiğiniz zaman, olan bitene karşı çıkmayı bırakıp olayları sadece olduğu gibi kabul ettiğinizde ruhunuzun mücevher ışığının size daha fazla enerji vermesine izin vermiş olursunuz. Ve bunu her yaptığınızda mevcudiyetiniz önemli bilgileri ortaya çıkarır, sevecen bakış açınızı güçlendirir ve bundan sonra ne yapacağınızı bilmenize yardımcı olur. Bir şeyin üzerindeki etiketi kaldırdığınız ya da sabit bir fikir ya da bir tanıma yatırdığınız enerjiyi geri çektiğiniz zaman bir gölgeyi daha silersiniz ve yaşamınıza daha fazla mücevher enerjisi dolar. Aynı şey “rol yapmayı kestiğinizde” ve sağlıklı beslenip bayağı bir kilo verdiğinizde, sigarayı bıraktığınızda ya da bedeninizi bağımlılık yaratan maddelerle kirletmekten vazgeçtiğinizde de geçerlidir.
Ruhu bloke edenler arasındaki diğer bir kategori ise erken yaşlarda hayatta kalmak için farkında olmadan edindiğimiz düşünceler, inançlar ve dünya görüşleriyle ilgilidir. Bunlar, kim olduğunuzla ve burada bulunma amacınızla hiç ilgili olmayabilirler. Bu üst üste binmiş tabakalar ilk olarak, anne-babanızın inanç yapıları ve bedensel duruşlarını farkında olmadan benimsediğiniz “radar” dönemizde ortaya çıkmıştır. Aslında gözü pek bir gazeteci olmanız gerekirken, bu tabakalar size kibar ve alçakgönüllü olmanız gerektiğini söylüyor olabilir. Bu düşünceler size ağırlık yapan ıslak battaniyelere benzer, bıraktığınız alışkanlıklara dönüp eskisi gibi davranmanıza neden olur. Bu fikirler aslında size ait değildir ve belki de onları kimden ödünç aldıysanız ona geri vermeyi hayal edebilirsiniz ya da enerji sahanızdan buharlaşıp uçtuklarını, yok olduklarını görebilirsiniz. Bu ödünç fikirleri tanırsınız çünkü sonlarında “meli-malı” ekleri bulunur ya da bunları kendi kendinize söylemeyi denediğinizde başka birinin sesinin yankılandığını duyarsınız.
ŞUNU DENEYİN!
Başka İnsanların Üzerinizde Oluşturduğu Katmanları Temizleyin
  • Uğruna yaşadığınız töre ve değerlerin bir listesini yapın, hatta doğru bulduğunuz olumsuz olanları bile bu listeye yazın. Hangileri annenizden geliyor? Babanızdan gelenler hangileri? Aralarında modası geçmiş ve aslında size uygun olmadığını düşündükleriniz var mı? Varsa bunları kimden aldıysanız o insana iade edin ya da yok olmaya bırakın.
  • Para, iş, ilişkileri ebeveynlik sağlık, yaşlanma, din, politika ve ölüm hakkındaki düşüncelerinizi ve tavırlarınızı yazın. Bu fikirleri nereden, nasıl edindiniz? Bunlara ihtiyacınız var mı? Hepsini birer birer askıya almayı deneyin. Sabit fikirlere ve kurallara sahip olmak yerine her bir alanın size spontane olarak nasıl olabileceğiniz ve ne yapacağınızı öğretmesine izin vermek nasıl olurdu? Bu alanlar nasıl genişleyebilir ya da değişebilir?
Eğer cahillik ve ilgisizlik, mahrumiyet ve çaresizlik, unutkanlığı ve değersizlik duygusunu veya şikayet etmeyi artıran alışkanlıklarına takılıp kaldıysanız bu tür gedikleri doldurabilecek yegane şey anda mevcudiyettir: Her şeyin altında yatan, her şeye sinen sevgi dolu şefkat ve merhamet niteliğinde bir varoluş. Odaklanın, mevcudiyetinizle dolun ve sağlıksız duygusal alışkanlıklarınıza karşı “zihnen mevcut” olduğunuzu göreceksiniz. “Bilmem” dediğinizi işitince, “Bununla ilgili neler biliyorum?” demeye çalışın. Kendinizi bir arkadaşınıza, “Ben iyi dans edemem” derken bulduğunuzda bu düşünceyle ilginç, kendinize has ya da yaratıcı şekillerde hareket ettiğinizi düşünerek eğlenebilirsiniz. Dans etmenin size has haliyle yaşamak, bu hareketleri hayatınızın bir parçası yapmak nasıl olurdu? Hiçbir zaman yeterli paranız olmadığı kasetini yine başına sardığınızda kendinize şunu diyebilirsiniz: “Dur bir dakika! Şimdiye dek hayatta kalabilecek ve belli bir seviyede yaşayabilecek kadar param oldu. İyiyim ben. Durumumu istediğim zaman, daha enteresan bir şey elde edebileceksem değiştirebilirim. Şu an bana göre enteresan bir şey var mı? Ne yaratmak istiyorum” Siz kendi hikayenizin yazarısınız. Size gizemli bir şekilde bir yaşam hediye edildi ve aynı zamanda da kendi tavrınızı, ruh halinizi ve hareketlilik seviyenizi seçmekte özgürsünüz. Bu dünyada sizi gerçek siz olmaktan alıkoyabilecek güçte hiçbir kuvvet olamaz.
Nehirlerde hiç acele yoktur. Oraya, suyun kenarına gittiğinizde akış hızıyla hareket etmeye başlarsınız ve bu hız sizi bu gezegen üstündeki yaşamdan çok daha eski bir akışa bağlar. Bu hızı kabullenmek bir günlüğüne bile olsa bizi değiştirir, kendi kalp atışlarımızın sesinin ötesindeki ritimleri hatırlatır.
Jeff Rennicke
KISACA…Olumsuzluklara takılı kalmış olmak dört nedenle olur: Düşük kişisel titreşim, iradenin yanlış kullanımı, dalgalar ve döngülerle uyumlu yaşamamak ve anın içinde tam olarak mevcut olup tam bir farkındalık içinde bulunamamak.
Korktuğunuzda ve bu korkuyla sağlıksız duygu alışkanlıklarıyla savaş -ya da- kaç yöntemleriyle başa çıkmaya kalkıştığınızda kişisel vibrasyonunuz düşer. Kişisel vibrasyonunuz düştüğünde bir şeye takılıp kalmak kolaydır çünkü düşük frekanslar daha olumsuz deneyimlere neden olur. Bir dalgayı durdurmaya ya da arzu ettiğiniz gibi zorla hareket ettirmeye çalışırsanız yaşam akışınızda geri tepmeler ve deformasyonlara neden olursunuz. Bu deneyimi bir kenara bırakıp boşluk ya da olumsuz gerçekliklere konsantre olmaya çalışırsanız mevcudiyetin eksikliği deformasyonlara ve pürüzlere neden olur.
İrade gücünün doğru kullanımı zor kullanmak, kontrol etmek ya da direnmek değil şöyle olmalıdır: (1) Daha yüksek bir titreşim seçin, (2) İçinde bulunduğunuz dalga hareketine uyum sağlayarak “akışla” birlikte hareket edin, (3) O an her ne oluyorsa, “onunla kalmayı, onunla birlikte olmayı”, ruhunuzun bilgeliği ortaya çıkabilsin diye her durumda daha fazla mevcut olabilmeyi seçin… Ruhunuzu bloke eden düşünceleri ve kişiliğinize uygun olmayan ödünç alınmış düşünce katmanlarını yok ederek mücevher ışığınızın hayatınıza ve bedeninize dolması için daha temiz bir alan açabilirsiniz. Bunu yapmak için kuvvete ya da zor kullanmaya hiç ihtiyaç yoktur -frekansınız kendi araç gerecine bırakıldığında doğal olarak kendiliğinden yükselir. Kendinizi olumsuz titreşimlerden arındırmanız bugün kolaydır çünkü bedeninizdeki ve dünyadaki ivme kazanan frekans uzun süre takılıp kalmayı zorlaştırır ve korkulardan arınmak hemen anında mümkün olabilir.
Frekans
Penney Peirce