Booking.com

Mavi Su Yöntemi


Ho'oponopono tekniğini uygularken, bir yandan arınmayı hızlandırmak için mavi su kullanabiliriz. Suyun hafızası vardır ve doğru niyetlerle, titreşimlerle, enerjilerle yüklenen su mucizeler gerçekleştirebilir. Doğru şekilde, konumuza uygun olarak "bilinçaltına ve bedene arındırıcı etki etmesi" için yüklenmiş olan suyu içmek bilinçaltındaki anıları, tekrar eden sorunları değiştirir ve bedenin hepsinden arınmasına ve "Tanrı'nın içeri girmesine" izin verir.
Yapılışı: 
* Temin edilebiliyorsa, mavi renkli cam bir şişe/sürahi alınır. Renkli şekilde temin edilemiyorsa alınan şeffaf cam şişe/sürahi vitray boyası vb. bir madde ile mavi renge boyanır.
* Şişenin/sürahinin su hazırlanmaya başlarken tertemiz olmasına çok dikkat edilmelidir. 
* Daha sonra içerisine temiz su doldurulur. Bu esnada mavi renge ve arınma niyetine odaklanılması hatta bu niyetin suya fısıldanması oldukça faydalı olacaktır. Örn: "Bilinçaltımdaki anıları, tekrar eden sorunları değiştirmeyi ve bedenimin hepsinden arınmasını niyet ediyorum. Mavi su ile bilinçaltım, bedenim arınıyor. Tekrar eden sorunlarım değişiyor. Kendimi saf ve harika hissediyorum". Kendi cümleleriniz ve niyetiniz daha etkili olacaktır.
* Şişenin/sürahinin ağzı metal olmayan (mantar tıpa, vb.) bir malzeme ile kapatılır.
* Bu şişe/sürahi güneş ışığının veya doğal bir ışık kaynağının (floresan vb. olmamalı) altında en az bir saat bekletilir.
* Suyun kalitesini korumak için, 1-2 gün için ne kadar gerekiyorsa tek seferde o kadar hazırlanmalıdır. Sık ama az olarak hazırlamak (örn. her gün tüketilmek üzere 1 şişe/sürahi) en iyi yöntemdir.
Kullanım Alanları: Özenle hazırlanan ve doğru niyetlerle yüklenen mavi su, öncelikle Ho'oponopono tekniği ile çalışma yaparken kullanılır. Çalışmanın öncesinde ve sonrasında arınma faaliyetine hızlandırıcı etki yapması amacıyla birer bardak içilebilir. Gün içinde doğrudan içme suyu olarak veya çay-kahve vb. içecekler hazırlanarak tüketilebilir. Yemekler bu su ile pişirilebilir. Banyo yapıldıktan veya duş alındıktan sonra beden bu su ile durulanabilir. Her sabah bu su ile yüz yıkanabilir. Elbiseler veya başka eşyalar bu suyla yıkanabilir. Kısacası, mavi su, suyu kullandığımız her yerde kullanılabilir. Kullanım esnasında arınmaya niyetlenmek ve odaklanmak hali hazırda bu özellikle yüklenmiş olan suyun etkisini artıracaktır.
alıntıdır

Hayal panosunu nasıl yapabilirsiniz?

Hayal panosunu nasıl yapabilirsiniz?



  • Öncelikle sakin ve yalnız olduğunuz bir gün tercih edin. {En iyi zamanlar hafta sonu veya akşam saatleri olabilir} Ve hayatınızda ne gibi değişikler yapmak istediğinizi hayal edin. Aklınıza gelenleri bir kağıda not almaya başlayın {Sade ve düzenli bir ev, size ilham veren şeyler, hayatınızda değiştirmek istedikleriniz, hayalinizdeki meslek, kazanmak istediğiniz üniversite vb..}
  • Sonra beyaz büyük bir karton kağıt ya da görsellerdeki gibi mantar bir panoyu önünüze koyun ve gazetelerden, dergilerden size o hayallerinizi hatırlatacak görselleri kesip panonuza yapıştırmaya başlayın. 
  • Görsellerin muhteşem ve kusursuz olmasından ziyade size ilham vermesi ve hayallerinizle ilgili duyguları, enerjinizi harekete geçiriyor olması daha önemli. 
  • Sizi motive eden cümleleri hayal panonuza eklemeyi unutmayın!
  • Panonuzu bir günde bitirmeniz gerekmiyor. Acele etmeyin. Zamanla bazı değişiklikler, eklemeler, çıkarmalar yapabilirsiniz.  
HAYAL PANOSU ile ilgili görsel sonucu
Hayal panosunun işe yaraması için bazı küçük ip uçları var.



  • Bir kere panonun sizin sürekli görebileceğiniz bir yerde olması önemli. Giysi dolabı kapağının içine ya da uyandığınızda ilk göreceğiniz yere asabilirsiniz. 
  • Dilerseniz panonuzu bilgisayarda da hazırlayabilir ve masa üstü resmi olarak ayarlayabilirsiniz {bu durumda başkalarının görme ihtimali var} Ya da gizli kalmasından yanaysanız bir dosya halinda masa üstüne yerleştirip gün içinde sürekli açıp bakabilirsiniz.
  • Panonuza bakarak her gün oradakilere sahip olduğunuzu hayal etmek Çekim Yasası'nı harekete geçirmek için çok önemli. Sanki o huzurlu, bahçeli evde yaşıyorsunuz, çok istediğiniz o ülkeye seyahat ediyorsunuz ve inanılmaz keyiflisiniz... O anlara sahip olduğunuzda hissedeceklerinizi sanki gerçekleşmiş gibi düşünün. Bunu çok içten şekilde ve inanarak yapın! Çünkü zihin çoğu zaman gerçek ve hayal arasında farkı anlayamaz. Biz neye kendimizi inandırırsak o gerçektir. {"Korktuğum başıma geldi" lafı aslında tam buraya uygun. Çoğu zaman bir şeyi o kadar çok düşünürüz ki olmasını istemediğimiz halde sanki olmuş gibi zihnimizde canlandırır, o anı defalarca yaşarız. Sonuçta istemediğimiz bir şey, korkularımız gerçeğe dönüşür ve bunun böyle olacağını hissetmiştim deriz. Halbuki Çekim Yasası ile o olayı kendimize çeken biziz. Madem korkulan, istenmeyen durumları kendimize çekebiliyoruz. Bu durumu lehimize çevirip hayal ettiğimiz güzellikleri de kendimize pekala çekebiliriz.}
  • Hayal panonuzdakilerin hemen gerçekleşmiyor olması sizi hayal kırıklığına uğratmasın. Bu bir süreç. Her gün olumlama yapmaya, panonuzdakileri yaşamaya devam edin ve lütfen 10 gün deneyip olmadı diye bırakmayın.
Bizler birer mıktanıs gibiyiz. Düşünceleri, olayları, insanları, zihnimizde tuttuğumuz görüntüleri kendimize çekeriz. Ama tüm bunlar sadece inanarak yaparsak gerçekleşir. "Çekim Yasası" her gün pek çok insan için işlemeye devam ediyor. Sırf bu yüzden hayal panosu fikri bence denemeye değer. 

İnsan neyi çok düşünürse başına gelir. 

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN..... FARKINDALIK NEDİR?

FARKINDALIK NEDİR?
Geçmişte veya gelecekte yaşamak, yaşadığımız anı ıskalamak, birçoğumuzun yaptığı bir hatadır. Güzel bir manzara karşısında otururken mutlu oluruz. Ama bu manzaraya bakarken, ertesi gün olacakları veya geçen hafta olanları düşünürsek mutluluk kaybolur.
Bazen düşüncelerimiz ve duygularımızın esiri oluruz. Düşünceler biz istemesek bile zihnimizde dolanır. Artık biz düşüncelerimiz olmuşuzdur. Onlar bizi yönetmeye başlar.
Bazen çevremizde ve içimizde olup biteni değil, kafamızda yarattığımız yargılarımızla hareket ederiz. Her şeyi analiz ederiz, yorumlamaya çalışırız. Gözümüzle değil, beynimizle bakarız. Bu yoğun anlamlandırma çabası, aslında olan biteni hissetmememize yol açar.
Yukarıda sayılanların hepsi, farkında olmamanın bir göstergesidir.
Farkındalık;
Yargısız bir şekilde
Şimdiki ana odaklanabilmek amacıyla,
Dikkatinizi toplayabilmektir (John Kabat-Zinn)
Yaşam şimdiki anda yaşanır ve yaşamak en nihayetinde bir dizi şimdiki andan oluşmuş bir dizidir. Ancak, şimdiki anda psikolojik olarak var olmak insanlar için oldukça zordur. Sıklıkla geçmişte ya da gelecekte yaşarız ve şimdiki deneyimlerimizi onlar hakkındaki değerlendirmelerimizle bulutlandırırız. Bunu yaparken de değerlendirmelerimizin deneyimlerle aynı şey olmadığını fark edemeyiz.
En temel haliyle, farkındalık şimdiki deneyimlerimizle onları kabul ederek ve yargılamadan direkt temas kurma ile ilgilidir.
Farkındalık, uyarıcıların değerlendirilmediği, sınıflandırılmadığı ve analiz  edilmediği,  kendine özgü açık ve alıcı bir bilinç formudur. Farkındalıkta anlık yaşantılara yaklaşım açıklık, kabullenme, yansızlık gibi niteliklere sahiptir. Deneyime yönlenme söz konusudur. Deneyime yönlenme tamamen yargısızdır.
Farkındalık şimdiki deneyimin bilincinde olma ve onu kabul etme anlamına gelir.  
Farkındalık “Şu anda ne yaşıyorum” sorusunu yanıtlamak için, kendi düşüncelerini, duygularını ve bedenini gözlemlenmesi yoluyla elde edilen zihinsel bir durum olarak tarif edilebilir.
Farkındalıkta dikkat yargısız bir şekilde kendine odaklanmaktadır. Düşünce, duygu ve bedensel duyumlar yargılanmadan ve anlık yaşantının olağan ve geçici parçaları olarak izlenmektedir.
Farkındalıkta, düşünce ve duygular, reddedilmemekte, yargılanmamakta, bastırılmaya ya da onlardan kaçınılmaya çalışılmamaktadır. Olumlu ya da olumsuz bütün anlık yaşantılar kabullenilmekte ve serbest bırakılmaktadır. Böylece endişe, üzüntü, kaygı, öfke gibi olumsuz yaşantılara karşı tolerans kapasitesi de artmaktadır.
Farkındalık; psikoterapi içerisinde otuz yıla yakın bir süredir,  düşünce, duygu ve beden duyumlarına belli bir şekilde odaklanmayı amaçlayan bir psikoterapi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu psikoterapi yönteminin depresyon, panik atak, fobi, obsesyon, stres gibi rahatsızlıklarda etkili olduğu araştırmalarda gösterilmiştir.
Farkındalık, terapide kendi duygu ve düşüncelerine karşı içgörü kazanmayı, dikkatin negatif ve takıntılı şekilde kendine odaklandığı düşünme biçimlerinden uzaklaşmayı sağlayan bir beceri olarak değerlendirilmektedir. 
Farkındalık, bir doğu felsefesidir. Sadece budizmde var olan bir felsefe değildir. Farkındalıkla ilgili tüm temel kitaplarda Mevlana ve onun anlayışına da yer verilmektedir. Farkındalık daha varoluşçu ve humanistik bir yöntemdir.

ŞİMDİYE ODAKLANMAK

Hepimizin başına gelmiştir. Arabayı dakikalarca sürer ancak bir süre sonra düşündüğümüzde yolun bir kısmını hiç hatırlamayız. Evden çıkarız ama çıkarken neler yaptığımızı, örneğin ocağı kapatıp kapatmadığımızı hiç hatırlamayız.
Tüm bunları sanki bir otomatik pilota bağlanmış gibi yaşarız. Bir şeyleri yaparken, gerçekte ne yaptığımızın çok farkında değilizdir. 
Otomatik pilot zihnimizi pasif hale getirir, birçok düşünce, anı, duygu ve gelecekle ilgili planlar zihnimize doluşur. Bu düşüncelerin ve duyguların çoğu o anda yapmakta olduğumuz şeyle ilgili değildir. O anda yapmakta olduğumuz şeyle ilişkili olmayan bu duygu ve düşünce akıntısının bize pek faydası da yoktur.  Zihnimize doluşan bu düşüncelerin pek çoğu ruh halimizi olumsuz yönde etkilemeye devam eder.
Depresyonda olan bir kişi, çevresinde olanlar yerine bir anda kendini olumsuz düşüncelerle uğraşırken bulur. Kaygı yaşayan veya panik atak geçiren bir kişi ise, hiç aklında yokken bir anda kendini huzursuz edecek düşüncelere daldığını fark eder. Aynı şekilde takıntıları yani obsesyonları veya stres, fobi gibi sorunları olan kişide sürekli düşünceleri ve duyguları ile uğraşmaya devam eder ve o anda nelerin olduğunun farkına varamaz.
Tüm bunlar istemeden içinde bulunduğumuz ruh halini daha da olumsuza çeker.  Endişe ve kaygı yaratan bu düşünce akıntılarında sürüklendiğimizi hissedebiliriz.
Otomatik pilottan çıkmanın yolu dikkatimizi şimdiki ana odaklamak ve şimdiki yaşantımızın farkına varmaktır.  İşte buna “Şimdiye Odaklanma” adı verilir.

KABULLENME
Kaçınmanın alternatifi kabullenmedir. Kabullenme işlevsel olmayan değişim çabalarının terk edilmesini ve aktif bir biçimde, duyguları duygular olarak hissetmeyi, düşünceleri düşünceler olarak düşünmeyi ve anıları anılar olarak hatırlamayı içerir.
 Kabullenme, teslim olma ve pes etme ile karıştırılabilir. Ancak, aslında deneyimle mücadeleden pes etmeyi içerir. Kabullenme, şimdiki andaki deneyimden kaçmak (kapanmak) yerine kişiyi deneyime doğru dönmeye (açılmaya) yönlendirir. Bu sayede kişi hoşa giden, gitmeyen ve nötr deneyimlerle birlikte olma ve onları kabul etmeyi öğrenir.
Kabullenme, rahatsızlık yaratan düşünceler, duygular ya da koşullarla başa çıkabilmenin alternatif bir yoludur. Kabullenme yoluyla, içsel yaşantıları reddetmen, bastırmak ya da onlardan kaçınmak yerine, bu yaşantılara yaklaşılmaya çalışılır.
Bir çok psikolojik rahatsızlıkta, insanlar kabullenmekte zorlandıkları düşünceler veya duygular karşı karşıya kalmaktadır. Düşünce ve duygular gibi içsel yaşantılar dışında, fiziksel hastalıklar, maddi zorluklar, iş ya da aile yaşamındaki sorunlarda kabullenmesi güç stres kaynakları haline gelebilmektedir.
 İnsanlar çoğu kez, duygular, düşünceler ve diğer stres kaynaklarının verdiği rahatsızlıktan kurtulmanın tek yolunun, onları ortadan kaldırmak olduğunu düşünür. Ne yazık ki, bu stres kaynaklarının bir çoğu insanların kendi kontrolünde olmayan koşullar nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Düşünceleri veya duyguları da yok etmek mümkün değildir. Dahası bunları bastırmaya ya da reddetmeye çalışmak, uzun vadede daha fazla zarara neden olmaktadır.
         Farkındalık, üzüntü, kaygı, endişeler, korkulardan kaçınmak yerine onlara yaklaşabilmeyi ve kabullenmeyi içerir. Kabullenmek, hoşa gitmeyen şeyleri beğenmek ya da herşeye karşı pasif bir tutum takınmak anlamına gelmez(*).John Kabat-Zinn        Kabullenmenin anlamı, rahatsızlık verselerde, hoşa gitmeyen olaylara, kişilere, durumlara ve duygulara yer açmak ve bunlarla uzlaşabilmektir

MESAFE KOYMA
Mesafe koyma, farkındalık yoluyla kazanılan becerilerden biridir. Farkındalık, kişinin duygularına  ve düşüncelerine mesafe  kazanabilmesini sağlamaktadır.
Bir çok psikolojik rahatsızlıkta, insanların duygularla ve düşüncelerine belirli bir mesafaden bakamamaları nedeniyle sorunlar yaşadıkları görülmektedir.
Örneğin, depresyondaki kişiler çoğunlukla, başarısız, suçlu ya da değersiz olduklarıyla ilgili düşüncelere kapılırlar. Panik Atak/Bozukluk, Yaygın Kaygı Bozukluğu ya da Obsesif Kompülsif Bozukluk gibi rahatsızlıkları bulunan kişiler, başlarına tehlikeli bir şey geleceğini düşünmekten kendilerini alamazlar.
Bu rahatsızlıkların ortak noktalarından birisi, insanların düşüncelerini gerçekmiş gibi kabul etmeleri ve düşünceleriyle özdeşleşmeleridir.
İnsanlar düşünceleriyle aralarına mesafe koymadıklarında düşüncelerinin gerçeği ifade ettiğine inanırlar. Oysa bu düşünceler, kişinin o andaki duygusal durumundan etkilenmektedir. Örneğin, kaygı bozukluğu bulunan birisi, kendisini hayati bir tehlikenin beklediği düşüncesini gerçekmiş gibi yaşamaktadır.
Düşünceler gibi, duyguların da aşırı şiddetli şekilde deneyimlenmesi, bir çok psikolojik rahatsızlıkta sıklıkla rastlanan bir durumdur.  Üzüntü, öfke, korku gibi insanın doğal birer parçası olan duygular büyük bir rahatsızlık kaynağı haline gelebilmektedir. Böyle durumlarda, üzüntü ya da  öfke gibi olumsuz duygular, onları deneyimleyen kişiyi kendi içlerine çekmekte ve kişi yaşantılara kapılıp gitmektedir
Farkındalık yoluyla, algılanan şeylere kapılıp gitmeden onları seyredebilme becerisi kazanılmaktadır. Farkındalık alıştırması yapan birisi, kendi düşüncelerinin, ya da duygularının akışını izleyen kişi haline gelmektedir.
Düşünce, duygu ya da bedensel duyumlar deneyimlerken aynı zaman da gözlemlenebilmektedir. Böylece, düşüncelerle ve duygularla, bunları  gözlemleyen kişi arasında bir mesafe oluşmaktadır.
YARGISIZLIK
Yargısızlık öznel deneyimlere önceden var olan bilgilere başvurmadan yaklaşma, deneyimleri sınıflandırmadan ve eleştirmeden gözlemleme anlamına gelmektedir. Acının kaynağı deneyimlerin kendileri değil, deneyimlerle kurulan, yargıların yönlendirdiği tutunma ilişkisidir. 
İnsan zihni, düşünceleri, duygularına hatta bedende hissedilen duyumları değerlendirme eğilimindedir. Düşünce ve duygulara iyi, kötü, yanlış, hoş, berbat gibi etiketlerle yaklaşır. Bu zihnin otomatik bir davranışıdır.
"Neden?" sorusu dünyayı anlamak için iyi bir yol olabilirken, duygu ve düşüncelerden oluşan iç dünyayı anlayabilmek için yetersiz bir yöntemdir. Kimi zaman bu yöntem kişinin iç dünyasını daha da karmaşıklaştırır.  Örneğin duygusal olayları "neden?" sorusu ile açıklamak gibi.
Bazı psikolojik rahatsızlıklarda, kişilerin kendi deneyimleriyle ilgili yargıları önemli bir rahatsızlık kaynağı haline gelebilir.
Örneğin, Panik Atak veya Panik Bozukluğu’nda, terleme ya da nefes darlığı gibi sıradan bedensel tepkiler,  “tehlikeli” ya da “korkutucu” gibi yargılarla değerlendirilir.
Yargılamaya verilebilecek bir başka örnek, Bulimia ya da Anoreksiya gibi yeme bozukları bulunan kişilerin kendi bedenleriyle ilgili yargılarıdır. Bu bozukluklara sahip kişiler, kendi bedenlerini, “çirkin” ya da “itici” gibi olumsuz kategorilere göre değerlendirirler.
Depresyonda ise kişi kendi yaptığı her şeyi yargılar, sorgular ve eleştirir. Tüm bu yargılarsa, beraberinde pek çok olumsuz duyguyu da getirmektedir.
Farkındalık, yargısızca gözlem yapmaktır. Kendi deneyimlerine ve çevresinde gerçekleşenlere, eleştirmeden, sınıflandırmadan, etiketlemeden ve yargılamadan bakabilme becerisidir.
Farkındalık, kişinin kendisini ‘biçim’lerden ‘yargı’lardan arındırarak ‘öz’ü fark etmesidir. Her şey göze bir ‘biçim’ ile ulaşır. Farkındalık, deneyimleri değerlendirmeden ve sınıflandırmadan  oldukları gibi görebilmeyi sağlar. 
GÖZLEM
Gözlem; yargısızca, anı hissederek her geleni kabul ederek kişinin kendini gözlemesidir. Gözlem kişinin kendisini ve çevresini sakin ve sabırlı bir şekilde, duyumsayarak, serbest bırakarak ve şimdiki anı olduğu gibi algılamasıdır.
Gözlem o anı, kendisini ve çevresini deneyimlemektir. Deneyimlemek nedir?
  • Seçim yapmadan fark etmektir.
  • "Ne gelecekse gelir" diyebilmektir.
  • Her şeyin olduğu gibi kalmasını kabullenebilmektir.
  • "Ben düşüncelerim değilim"  diye düşünebilmektir.
Gözlem aslında kişinin kendi içinde, kendisiyle ve başkalarıyla barış yapmak için attığı adımdır.
Elinizi kafanızın arkasına koyduğunuzda göremezsiniz ama elinizin orada olduğunu hissedersiniz. İşte bu duyumdur (sense). Birisi bize "nasılsın" dediğinde "iyiyim" deriz. O sırada iyi olduğumuzu nereden biliriz. İşte bu da bir duyumdur.  Farkındalık, bir düzenleme değil, nesneler arasındaki ilişkilerin farkında olma halidir.
Gözlem bir karşı çıkış değildir.Gözlem analiz değildir. Gözlem, ideolojik ve bireysel bakış açısının çarpıtması olmaksızın net olarak ve olduğu gibi görebilmektir. Gözlem, hem içseli (psikolojik yaşamı) hem dışsalı (gerçekten olan biteni) aynı anda görebilmektir.
Kişinin kendini gözlemleme becerisi birçok baş etme becerisinin kullanımını artırdığı gösterilmiştir. Örneğin, farkındalık terapisinden kaynaklanan kendini gözleme becerisinin aşırı yemek yiyenlerin doyma ipuçlarını tanımalarına yol açtığı belirtilmiştir


Başka?



Buda bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır.
Bir adam gelir ve yüzüne tükürür. Buda yüzünü siler ve adama sorar, “Başka? Başka ne söylemek istiyorsun?”
Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce “Başka?” diye sormasını beklememiştir. Böyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama Buda ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde “Başka?” diye sormuştur. Tepki vermemiştir.
Ama Buda’nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: “Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar.”
Buda konuşur: “Sessiz ol. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; ‘bu adam tanrıtanımaz, tehlikeli; insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor’ gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orda? Bir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün; bir şey söylüyorsundur. Bu adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden ‘Başka?’ diye sordum.”
Adam daha da çok şaşırır!
Ve Buda öğrencilerine der ki: “Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz.”
Şaşıran adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir buda gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir.
Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır. Ertesi sabah geri döner. Buda’nın ayaklarına kapanır.
Buda sorar: “Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun.” Buda devam eder: “Bak Ananda, bu adam yine burada, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu.”
Adam Buda’ya bakar: “Dün yaptığım şey için beni affet.”
Buda cevap verir: “Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her insan bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmi dört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim. Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun. Nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım.”

KORKMA, TİTRE! GÜLSE BİRSEL'İN BIOFEEDBACK CİHAZI İLE İLGİLİ YAZISI

gülse birsel ile ilgili görsel sonucu

KORKMA, TİTRE! Titreşimlerin, insan sağlığıyla ilgili teşhis ve tedaviye yardımcı olarak kullanılmasıyla ilgili. Saçma bir örnekle gireceğim: Kedilerin gırlarken çıkarttığı frekansın iyileştirici etkileri olduğu bilgisi malum. Bunun gibi, doğada herşeyin kendine özgü bir titreşimi var. Bu yeni yöntemde, biofeedback cihazı, vücudunuza titreşimler yolluyor. Ve titreşimlere bedeninizin verdiği cevaba duygusal ve fiziksel dengesizlikleri belirleyip, o bölgenin tedavisine yardımcı oluyor. Cihaz, NASA'da çalışmış bilim adamı, Prof. Bill Nelson tarafından geliştirilmiş. Pilot ve atletlerin performanslarından stres tedavisine, dikkat eksikliğinden hiperaktiviteye pek çok konuda kullanılıyor. Milan futbol takımı, Çin'in olimpiyat takımı, ünlü tenisçi Novak Djokoviç vs. bu yöntemin müdavimleri. Beni bu konuyla tanıştıran Su Somuncuoğlu aslında bir ses mühendisi. Romanya'da bu işin özel eğitimini almış. Olaylar şöyle gelişiyor: Başınıza, el ve ayak bileklerinize elektrodlar takılıyor. Sonra bilgisayar, vücudunuzdaki organların frekanslarını analiz edip sorun olabilecek yerleri belirliyor. Bu yöntemin tıbbi bir teşhis ve tedavinin yerine asla geçmeyeceğini söylüyor Su Somuncuoğlu. Ama "Her organın hücresinin farklı rezonans frekansları vardır. Hücrelerin titreşimi bozulduğunda bir rahatsızlık var demektir. Eğer bu hücrelere doğru titreşimleri geri gönderebilirsek, organın enzim ve hormonları doğru şekilde salgılanarak vücudun kendini iyileştirmesini hızlandırır" diyor. Araştırmacı gazetecilik yapıp denedim. Somuncuoğlu, ufak tefek sorun yaşadığım birkaç alanı (boyun kasları vs gibi) nokta atışıyla tespit etti. Ve düzeltici frekanslar yolladı. Psikolojik etki mi dersiniz bilmem ama, sorunlardan çoğu yok oldu. Alternatif tıbba dudak büken benim gibi biri için ilginç bir deneyim... Gülse Birsel,hürriyet gazetesi

Motivasyon ve Başarı İçin 20 Taktik


Motivasyon, mutlu ve başarılı olmak için hayati önem taşır. Aşağıdaki ipuçları, kendi kendinizi motive etmenize ve bunu sürdürebilmenize yardımcı olacaktır.
Bunlar, pratik ve sonuca yönelik tavsiyelerdir. Uygulamadığınız sürece, genel kültürden öteye geçmeyeceklerdir.
1—Hikayenizi Yazın
Temiz bir kâğıda bir iki paragraf olacak şekilde arzu ettiğiniz geleceğin hikâyesini yazın. Gelecekte yapmakta olduğunuz şeyi, yaşadığınız yeri ve sahip olduklarınızı yazın. Bu sizi, hem şimdi hem de gelecekte motive edecektir.
2—Geleceği Gözünüzde canlandırın
Canlandırın Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olarak görmek istiyorsanız, onu yaparken canlandırın. Sağlıklı bir şekilde koşuyorsunuz, bahçenizdeki çiçekler ile ilgileniyorsunuz ya da çalışıyorsunuz. Örneğin, hayaliniz küçük bir işyeri açmaksa, kendinizi açılış gününde, müşterileriniz ve çalışanlarınız ile selamlaşırken hayal edin. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz.
3—Geçmişi Gözünüzde Canlandırın
Geçmişi gözünüzde canlandırdığınızda, daha önce nerede olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı ve nerelerde hata yaptığınızı anlarsınız. Bu sizin doğru yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Bir şoförü düşünün, yalnızca önüne baksa ve dikiz aynasından yararlanmasa nelere maruz kalabilir. Zaman zaman geçmişe bakmak, en az şoförün dikiz aynasına bakması kadar yararlıdır.
4—Büyük Düşünün
Geleceğiniz ile ilgili büyük düşünmekten korkmayın. Bu, kısa süreli başarısızlıklarınıza katlanmanızı kolaylaştıracaktır. Engeller, sizi durduramayacaktır. Çünkü sizin gözleriniz büyük hedefe kilitlenmiş olacaktır. Uzun bir zamandan sonra sevdiğinize kavuşacağınızı düşünün, onu tren garından almaya giderken, bardaktan boşanırcasına yağan, sizi sırılsıklam eden yağmur, rahatsız eder mi?
5—Kendinizi Eğitin
Hedef ya da hayaliniz ile ilgili her şeyi öğrenin, okuyun, konuşun, dinleyin ve deneyin. Eğer bir yazar olmak istiyorsanız, ders alın, kitaplar okuyun, yazın, diğer yazarlar ile konuşun, atölye çalışmalarına katılın.
6—Kendinize Bir Model Bulun
Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir. Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa ünlü bir lideri, sanatçıyı ya da bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkında tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz
7—Başarı Hikayelerini Okuyun
Etrafınızdaki insanların başarı hikâyelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikâyeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikâyelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için raflarda heyecanla bekliyorlar.
8—Motive Edici Filmler İzleyin
Sizi motive eden filmlerin listesini yapın ve küçük bir arşiv oluşturun. Örneğin; Forrest Gump filmini izlemek pek çok kişiyi motive edebilir. Biliyorsunuz bu filmde, IQ’su normal insanlardan çok daha düşük bir kişi, büyük başarılara imza atıyordu.
9—Motive Edici Alıntıları Okuyun
Gerek internette, gerekse kitaplarda size ilham verecek ve motive edecek binlerce alıntı bulunuyor. İnternette dolaşın ve aranın çiçeklerden bal topladığı gibi bilgileri toplayın. Bunlar işinize çok yaracaktır, çünkü hepimizin hayatı yorumlama şeklimiz farklıdır. Hayata farklı açılardan bakmanızı sağlayacak hikâyeler bile çok işinizi görecektir.
10—Sürekli Öğrenin
En önemli ders bu. Etrafınızdaki dünya hakkında sürekli öğrenmeye devam edin ve asla durmayın. Sizi ilgilendiren şeyler hakkında okuyun, dinleyin ve öğrenin. Mesela, sorulan bir soruya “bilmiyorum” demenin tadını çıkarın, sonra hemen öğrenin. Meraklı olun. Biliyorsunuz, merak ilmin hocasıdır. Hedefler olmadan, hayatınızda kalıcı değişiklikler yapmanız oldukça zordur. Aşağıdaki ipuçlarını kullanarak etkili ve verimli hedefler belirleyebilirsiniz.
11—Hedeflerle Çalışın
Hedefler ile ilgili en önemli ipucu bu. Hedeflerle çalış! Hedefler, hayatınızın tüm alanlarındaki gelişiminiz için önemlidir, eğer hedefsiz çalışırsanız, gelişiminizde güçlükler ile karşılaşırsınız. İstediğinizi elde etmek için, işinizi şansa bırakmanız hiç de iyi bir yol değildir. Earl Wilson’un güzel bir sözü var. Diyor ki : “Başarı mı? Başarı tamamen şansa bağlıdır. İnanmazsanız başarısız insanlara sorun!” Hedeflerle çalışın, onlar size başarıyı ve yanında meyvesi olan mutluluğu getireceklerdir.
12—Beyin Fırtınası Yapın
Temiz bir kâğıt ve kalem alın. Uygun bir ortama geçin. Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, telefondan uzak. Sonra, düşünün, düşünün ve tekrar düşünün. Aklınıza gelen her düşünceyi yazın. Parasal hedefler, kişisel hedefler, İlişkisel hedefler, sağlığınız ile ilgili olanlar vs. Tüm fikirleri yazın. Bitirdiğinizde, üzerinde çalışmak için gereğin fazla hedefiniz olacak. Bunlar arasından sizin için önemli olanları seçin.
13—Büyük Hedefler Seçin
Hedeflerinizin etkili olabilmesi için, ulaşılabilir-zor olmalıdır. Eğer hedefiniz başarılması kolay ise, motivasyonunuz düşer. Hedefleriniz ulaşılabilir olmalı, ancak aynı zamanda sizin mevcut yetenek ve becerilerinizi geliştirmenizi gerektirecek kadar da zor o
Motivasyon, mutlu ve başarılı olmak için hayati önem taşır. Aşağıdaki ipuçları, kendi kendinizi motive etmenize ve bunu sürdürebilmenize yardımcı olacaktır.

Bunlar, pratik ve sonuca yönelik tavsiyelerdir. Uygulamadığınız sürece, genel kültürden öteye geçmeyeceklerdir.

1—Hikayenizi Yazın
 Temiz bir kâğıda bir iki paragraf olacak şekilde arzu ettiğiniz geleceğin hikâyesini yazın. Gelecekte yapmakta olduğunuz şeyi, yaşadığınız yeri ve sahip olduklarınızı yazın. Bu sizi, hem şimdi hem de gelecekte motive edecektir.

2—Geleceği Gözünüzde
 Canlandırın Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olarak görmek istiyorsanız, onu yaparken canlandırın. Sağlıklı bir şekilde koşuyorsunuz, bahçenizdeki çiçekler ile ilgileniyorsunuz ya da çalışıyorsunuz. Örneğin, hayaliniz küçük bir işyeri açmaksa, kendinizi açılış gününde, müşterileriniz ve çalışanlarınız ile selamlaşırken hayal edin. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz.

3—Geçmişi Gözünüzde Canlandırın
 Geçmişi gözünüzde canlandırdığınızda, daha önce nerede olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı ve nerelerde hata yaptığınızı anlarsınız. Bu sizin doğru yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Bir şoförü düşünün, yalnızca önüne baksa ve dikiz aynasından yararlanmasa nelere maruz kalabilir. Zaman zaman geçmişe bakmak, en az şoförün dikiz aynasına bakması kadar yararlıdır.

4—Büyük Düşünün
 Geleceğiniz ile ilgili büyük düşünmekten korkmayın. Bu, kısa süreli başarısızlıklarınıza katlanmanızı kolaylaştıracaktır. Engeller, sizi durduramayacaktır. Çünkü sizin gözleriniz büyük hedefe kilitlenmiş olacaktır. Uzun bir zamandan sonra sevdiğinize kavuşacağınızı düşünün, onu tren garından almaya giderken, bardaktan boşanırcasına yağan, sizi sırılsıklam eden yağmur, rahatsız eder mi?
5—Kendinizi Eğitin
 Hedef ya da hayaliniz ile ilgili her şeyi öğrenin, okuyun, konuşun, dinleyin ve deneyin. Eğer bir yazar olmak istiyorsanız, ders alın, kitaplar okuyun, yazın, diğer yazarlar ile konuşun, atölye çalışmalarına katılın.

6—Kendinize Bir Model Bulun
 Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir. Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa ünlü bir lideri, sanatçıyı ya da bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkında tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz

7—Başarı Hikayelerini Okuyun
 Etrafınızdaki insanların başarı hikâyelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikâyeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikâyelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için raflarda heyecanla bekliyorlar.

8—Motive Edici Filmler İzleyin
 Sizi motive eden filmlerin listesini yapın ve küçük bir arşiv oluşturun. Örneğin; Forrest Gump filmini izlemek pek çok kişiyi motive edebilir. Biliyorsunuz bu filmde, IQ’su normal insanlardan çok daha düşük bir kişi, büyük başarılara imza atıyordu.

9—Motive Edici Alıntıları Okuyun
 Gerek internette, gerekse kitaplarda size ilham verecek ve motive edecek binlerce alıntı bulunuyor. İnternette dolaşın ve aranın çiçeklerden bal topladığı gibi bilgileri toplayın. Bunlar işinize çok yaracaktır, çünkü hepimizin hayatı yorumlama şeklimiz farklıdır. Hayata farklı açılardan bakmanızı sağlayacak hikâyeler bile çok işinizi görecektir.motivasyon

10—Sürekli Öğrenin
 En önemli ders bu. Etrafınızdaki dünya hakkında sürekli öğrenmeye devam edin ve asla durmayın. Sizi ilgilendiren şeyler hakkında okuyun, dinleyin ve öğrenin. Mesela, sorulan bir soruya “bilmiyorum” demenin tadını çıkarın, sonra hemen öğrenin. Meraklı olun. Biliyorsunuz, merak ilmin hocasıdır. Hedefler olmadan, hayatınızda kalıcı değişiklikler yapmanız oldukça zordur. Aşağıdaki ipuçlarını kullanarak etkili ve verimli hedefler belirleyebilirsiniz.

11—Hedeflerle Çalışın
 Hedefler ile ilgili en önemli ipucu bu. Hedeflerle çalış! Hedefler, hayatınızın tüm alanlarındaki gelişiminiz için önemlidir, eğer hedefsiz çalışırsanız, gelişiminizde güçlükler ile karşılaşırsınız. İstediğinizi elde etmek için, işinizi şansa bırakmanız hiç de iyi bir yol değildir. Earl Wilson’un güzel bir sözü var. Diyor ki : “Başarı mı? Başarı tamamen şansa bağlıdır. İnanmazsanız başarısız insanlara sorun!” Hedeflerle çalışın, onlar size başarıyı ve yanında meyvesi olan mutluluğu getireceklerdir.

12—Beyin Fırtınası Yapın
 Temiz bir kâğıt ve kalem alın. Uygun bir ortama geçin. Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, telefondan uzak. Sonra, düşünün, düşünün ve tekrar düşünün. Aklınıza gelen her düşünceyi yazın. Parasal hedefler, kişisel hedefler, İlişkisel hedefler, sağlığınız ile ilgili olanlar vs. Tüm fikirleri yazın. Bitirdiğinizde, üzerinde çalışmak için gereğin fazla hedefiniz olacak. Bunlar arasından sizin için önemli olanları seçin.

13—Büyük Hedefler Seçin
 Hedeflerinizin etkili olabilmesi için, ulaşılabilir-zor olmalıdır. Eğer hedefiniz başarılması kolay ise, motivasyonunuz düşer. Hedefleriniz ulaşılabilir olmalı, ancak aynı zamanda sizin mevcut yetenek ve becerilerinizi geliştirmenizi gerektirecek kadar da zor olmalıdır.

14—Kendinizi Ödüllendirin
 Kendiniz için ödüller belirleyin. Hedefinize ulaştığınızda ya da küçük de olsa bir adım attığınızda kendinizi ödüllendirin ve bunu kutlayın. Çok çalıştınız ve bunu hak ettiniz. Ailenizle dışarıda yemek yiyin, kısa bir seyahate çıkın ya da sizi mutlu edecek başka şeyler yapın.

15—Doğru Kelimeleri Kullanın
 Günlük konuşmalarınızda, ‘Bunu başarabilirim’ ya da ‘Bir çözüm buluruz’ gibi olumlu cümleler kullanmaya dikkat edin. Kurduğunuz, cümlelerin sizin psikolojiniz ve davranışlarınız üzerinde son derece önemli etkileri olduğunu unutmayın.

16—Ara Vermesini Bilin
 Şimdi dışarıya çıkın ve açık havada kısa bir yürüyüş yapın. Sıkıntı duyduğunuz durumlarda, ara vermesini bilin. Bu sizin olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayacaktır. Mesela, eşinizle problem mi yaşadınız ya da amiriniz sizi demoralize edecek şeyler mi söyledi, ani tepkilerden kaçının, bir ara verin, etraflıca düşünün ve öyle harekete geçin.

17—Harekete Geçmeden Önce İki Kere Düşünün
 Harekete geçmeden önce, nedeniyle birlikte hareketiniz hakkında düşünün. Eğer bir çalışanınız, sizi de etkileyebilecek bir yanlış yaptıysa, hemen bağırıp çağırmayın. En iyi karşılık (yanıt) üzerinde düşünün. Bunu iki kere yaptıktan sonra harekete geçin.İki kez dinleyip, bir kez konuşmamız için, iki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu unutmayın.

18—Tepki & Yanıt (React vs. Respond)
 Bu iki kelime, mutlu, istekli, pozitif insan ile üzgün, bitkin ve negatif insan arasındaki farktır. Hayatınızda sizi direkt ya da dolaylı olarak etkileyecek şeyler olduğunda, buna yanıt verin. Yani, üzerinde düşünün, çözüme odaklanın. Eğer tepki verirseniz, nedenleri atlamış ve o andaki duruma odaklanmış olursunuz. Sonuçta, daha fazla sıkıntı ve hayal kırıklığı dışında elinize bir şey geçmez. Tepki değil, yanıt verin.

19—Sahip Olduğunuz Şeylerin Değerini Bilin
 Etrafınıza bakın ve sahip olduğunuz şeylerin değerlerinin farkına varın. Arkadaşlarınız, aileniz, kariyeriniz, eviniz ya da başka herhangi bir şey. Bu bile başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. Kötü şeylerin hayatımıza nasıl girdiğinin önemi yok, biz sahip şeyler için şükretmeliyiz.

20—Her Zaman Mutlu Olmak Zorunda Değilsiniz
 Bazen, kendinizi kötü hissetmenizin hiçbir kötü yanı yok. Her zaman, dışadönük, heyecanlı, enerji dolu olmak zorunda değilsiniz. Bir şeylerin yolunda gitmediği, kendinizi iyi hissetmediğiniz günler olacaktır. Dert etmeyin, problemler geçer.lmalıdır.

14—Kendinizi Ödüllendirin
Kendiniz için ödüller belirleyin. Hedefinize ulaştığınızda ya da küçük de olsa bir adım attığınızda kendinizi ödüllendirin ve bunu kutlayın. Çok çalıştınız ve bunu hak ettiniz. Ailenizle dışarıda yemek yiyin, kısa bir seyahate çıkın ya da sizi mutlu edecek başka şeyler yapın.

15—Doğru Kelimeleri Kullanın
Günlük konuşmalarınızda, ‘Bunu başarabilirim’ ya da ‘Bir çözüm buluruz’ gibi olumlu cümleler kullanmaya dikkat edin. Kurduğunuz, cümlelerin sizin psikolojiniz ve davranışlarınız üzerinde son derece önemli etkileri olduğunu unutmayın.

16—Ara Vermesini Bilin
Şimdi dışarıya çıkın ve açık havada kısa bir yürüyüş yapın. Sıkıntı duyduğunuz durumlarda, ara vermesini bilin. Bu sizin olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayacaktır. Mesela, eşinizle problem mi yaşadınız ya da amiriniz sizi demoralize edecek şeyler mi söyledi, ani tepkilerden kaçının, bir ara verin, etraflıca düşünün ve öyle harekete geçin.

17—Harekete Geçmeden Önce İki Kere Düşünün
Harekete geçmeden önce, nedeniyle birlikte hareketiniz hakkında düşünün. Eğer bir çalışanınız, sizi de etkileyebilecek bir yanlış yaptıysa, hemen bağırıp çağırmayın. En iyi karşılık (yanıt) üzerinde düşünün. Bunu iki kere yaptıktan sonra harekete geçin.İki kez dinleyip, bir kez konuşmamız için, iki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu unutmayın.

18—Tepki & Yanıt (React vs. Respond)
Bu iki kelime, mutlu, istekli, pozitif insan ile üzgün, bitkin ve negatif insan arasındaki farktır. Hayatınızda sizi direkt ya da dolaylı olarak etkileyecek şeyler olduğunda, buna yanıt verin. Yani, üzerinde düşünün, çözüme odaklanın. Eğer tepki verirseniz, nedenleri atlamış ve o andaki duruma odaklanmış olursunuz. Sonuçta, daha fazla sıkıntı ve hayal kırıklığı dışında elinize bir şey geçmez. Tepki değil, yanıt verin.

19—Sahip Olduğunuz Şeylerin Değerini Bilin
Etrafınıza bakın ve sahip olduğunuz şeylerin değerlerinin farkına varın. Arkadaşlarınız, aileniz, kariyeriniz, eviniz ya da başka herhangi bir şey. Bu bile başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. Kötü şeylerin hayatımıza nasıl girdiğinin önemi yok, biz sahip şeyler için şükretmeliyiz.

20—Her Zaman Mutlu Olmak Zorunda Değilsiniz
Bazen, kendinizi kötü hissetmenizin hiçbir kötü yanı yok. Her zaman, dışadönük, heyecanlı, enerji dolu olmak zorunda değilsiniz. Bir şeylerin yolunda gitmediği, kendinizi iyi hissetmediğiniz günler olacaktır. Dert etmeyin, problemler geçer.

motivasyon ile ilgili görsel sonucu