Booking.com

Niçin pireyi deve yaparız?

negatif insanlar ile ilgili görsel sonucu

Çünkü ego pirelerle iyi hissetmez, rahat edemez;o develeri ister.İnsanlar hiçbir şey yokken problem yaratıp durur. Binlerce insanla problemleri hakkında konuşmuşumdur ve henüz gerçek bir sorunla karşılaşmadım! Tüm sorunlar uyduruk; onları sen yaratıyorsun çünkü sorunlar olmadan kendini boş hissediyorsun.Ego sadece mücadele ettiğinde,savaştığında var olabilir, unutma.Ve sorun ne kadar büyükse,meydan okuma ne kadar büyükse, egon da o kadar yükselir, yükseğe havalanır."Tamam, develer olmayabilir ama pireler vardır." Hayır pireler dahi yok;bunlar senin yaratımların. Önce hiçbir şey yokken pireleri yaratıyorsun, sonra da pirelerden develeri yaratıyorsun
Hiçbir sorunun yok; sadece bu kadarı anlaşılmak zorundadır.Tam şu anda tüm sorunları bırakabilirsin çünkü onlar senin yaratımların.Sen çok büyük bir sorun yaratıcısın sadece bunu anla ve birden problemlerin yok olacak.Şayet bu oyundan bıkmadıysan devam edebilirsin ama neden olduğunu sorma. Biliyorsun.Neden basit .Ego boşlukta var olamaz, o bir şeyle savaşmaya ihtiyaç duyar.Ne zaman bir çatışma varsa gerginlik yükselir ve ego varolur; çatışma yoksa gerginlik kalkar ve ego yok olur.Ego bir nesne değildir,bir gerginliktir.Şayet senin kendi problemlerin yetmezse, insanlık hakkında ve dünya hakkında ve gelecek hakkında sosyalizm,komünizm ve tüm bu çöplükler hakkında düşünmeye başlarsın. Sanki bütün dünya senin tavsiyelerine mahkûmmuş gibi onun üzerinde düşünmeye başlarsın.Egonun bazı problemlere ihtiyacı vardır.Bunu anlarsan,bu kavrayışın kendisinin içinde tekrardan develer pireye dönüşür ve sonra da pireler yok olur. Ansızın bir boşluk, her tarafta saf bir boşluk vardır Birden yaşamaya başlayacaksın.Yiyeceksin, uyuyacaksın, seveceksin, sohbet edeceksin, şarkı söyleyeceksin, dans edeceksin;yapılacak başka ne var ki?Tam şu anı yaşamaya başla ve daha çok yaşadıkça daha az sorun olduğunu göreceksin. Çünkü artık senin boşluğun çiçek açıyor ve yaşıyor,buna gerek yok. Yaşamadığında aynı enerji acılaşır.Bir çiçek haline gelecek olan enerji tıkanır. Ve tomurcuklanmasına izin verilmediğinde kalpteki bir diken halini alır.O aynı enerjidir.Şayet insanlar biraz daha çok dans edebilir, biraz daha çok çılgınlaşabilirse enerji daha iyi akacaktır ve onların sorunları yavaş, yavaş kaybolacaktır.Yaşa, dans et, uyu her şeyi mümkün olduğunca tam olarak yap. Ve tekrar ve tekrar hatırla: "Ne zaman kendini herhangi bir sorun yaratırken yakalarsan kendini hemen onun içinden sıyır. Bir kez sorunun içine girdiğinde bir çözüme ihtiyaç olacak. Ve bir çözüm bulsan dahi, bu çözümün içinden bin bir tane başka sorun çıkacaktır yeniden. Bir kez ilk adımı kaçırdığında yeniden tuzağa düştün.Daha çok enerji kullan, o zaman taze enerjiler akıyor olacak. Sen sadece bir cimri olma. Onları bugün kullan; bırak bugün tam olsun; yarın kendi başının çaresine bakar, yarın hakkında endişeye kapılma. Kaygı, problem, endişe, bunların hepsi sadece bir tek şeyi;doğru bir biçimde yaşamadığını, hayatının henüz bir kutlama, bir dans, bir şenlik olmadığını gösteriyor.O yüzden de tüm bu sorunlar...Yaşarsan ego yok olur.Hayat ego nedir bilmez, o sadece yaşamayı, yaşamayı, yaşamayı bilir.


OSHO

Kuantum sıçrama nasıl yapılır?

gözlerini kapatmak ile ilgili görsel sonucu
Kuantum sıçraması yapmanın 21 adımlık bir uygulaması var ancak ilk 5 adım en önemli uygulamaları içermektedir.
Kendinizi geliştirmeye hazırmısınız. Kuantum sıcraması yapmak istiyormusunuz. Öyleyse elinize kağıt ve kalem alın ve kendinize sorun: "Ben nasıl bir yaşam içerisinde olursam gerçekten kendimi mutlu hissederim"
Çünkü insanın yaşamındaki en büyük hedefi mutlu olmaktır. Çekim yasasıda mutlu olmak üzerine kuruludur. Çünkü mutlu olduğunuzda istediğiniz her şey size çok rahat bir şekilde akmaya başlayacaktır. Eğer mutlu değilseniz istediğiniz hiç bir şey olmayacaktır.
Hazırsanız kuantum sıcramasının ilk 5 adımı ile ilgili çalışmaya başlayalım.
1.Adım: Gözünüzü kapatın ve deyin ki ben nasıl bir yaşam istiyorum. Burada tüm kural “olsun”
“Beni seven bana değer bir eşim, evim veya işim olsun.” Tabi burada sizin için önemli olan özelliklerle niyetinizi detaylandırabilirsiniz.
“Ferah aydınlık huzurlu bir evim olsun” gibi..
Ne istediğinizi bilen bir zihin sizi istediğiniz yere götürür.
Bazen şöyle yapıyoruz. İşte çok güzel bir evim olsun dubleks vesaire.. ardından nereden bulacağım ki!
Ne oldu iptal ettiniz. Kendi kendinize olmayacağına karar verdiniz. Kafanıza olumsuz bir düşünce bile geldiğinde onu sevgiyle uzaklaştırın. “ben bunu istiyorum” diyin.
2.Adım: Bu hayatı gerçekleştirdiğinizde neler hissedeceğinizi yazıyorsunuz. {Yine gözlerinizi kapatın. Sıklıkla gözlerinizi kapatın diyorum çünkü dışarıda algılarımızdan dolayı isteğimize ulaşamıyoruz.}
Bu arada gözlerinizi kapattığınızda mutlu olmak istiyorum demeyin. Mutluluk bir durumun adıdır! Mutluluk bir his değildir. Bir insan başarılı bir iş çıkardığında kendini değerli hisseder bu yüzden mutluluk durumuna ulaşır.
O yüzden gözlerinizi kapattığınızda mutluluk demeyin sadece; Sizi mutluluk durumuna ulaştıracak halleri yazın.
Yani kendimi böyle bir yaşam içerisinde;
Güçlü hissederim,
Güvende hissederim,
Değerli hissederim,
Sağlıklı hissederim,
Keyifli hissederim,
Duygularımız bunlar.
Her düşüncemiz gerçekleşmiyor içerisinde sadece duygu olan düşünceler gerçekleşir. Bunu şöyle düşünün bir araba içerisinde yakıt olmadan gider mi, gitmez. O zaman ne yapmak lazım düşünceyi bir araba gibi düşünün, bu düşüncenin harekete geçmesi için ona mutlaka bir duygu verilmesi lazım. Bu nedenle korktuğumuz başımıza gelir sözünü sıklıkla duyarız. Çünkü korku güçlü bir duygu frekansıdır ve düşünceleri gerçekleştirir. O zaman ne yapıcaz korkuyu değil, yerine coşku, arzuyu hedeflerimiz gerçekleştiğinde duyacağımız duyguları yerine koyacağız.
3.Adım: Bu arzu ettiğiniz hayat olabilirliliği olan bir şey mi bunu kendinize sormalısınız. Çok fazla uçmıycaz. Olasılığın biraz üzerine çıkacağız.
Eğer olabilir gelmiyorsa neden olduğunu yazın. İlk etapta daha olabilecek bir şey niyet edin. Zihin kas gibidir nasıl ki bir sporcu idman yaparak arzu ettiği performansa ulaşırsa zihinde aynı şekilde çalışacak.
4.Adım: Hak etme. Bazı insanlar bu durumda kendi kendine ket vuruyor!
İşte sevgiyi hak etmediğini, parayı hak etmediğini… bunlar geçmişte yaşadığı deneyimlerle orantılı.
Belki geçmişte birilerini üzdükleri için sevilmeyi hak etmediğini düşünüyor. Paranın kötü bir şey, kirli olduğuna inanıyor.
Yine gözlerinizi kapatın ve "ben bunu hak ediyor muyum?" diye düşünün, değilse bile "mış" gibi yapın.
5.Adım: Karar maddesi. Ben arzu ettiğim bu hayatı gerçekleştirmeye karar verdim!
Ben tüm varlığımla bu hayatı gerçekleştirmeye karar veriyorum.
Ve altına da imzanızı atın......
İmza paraf şeklinde olmasın. Mutlaka açık adınızı yazın dilerseniz soyadınızda. Yukarı doğru atıyorsunuz. Altını çizmiyor, üstünü kapatmıyor ve üzerine karalayarak kendinizi sabote etmiyorsunuz!
Bunu neden yapıyoruz?
Bizim bilinçaltımızın dili bedenin diliyle, konuşmalarımızda kullandığımız sözcüklerde birde imzamızda ortaya çıkıyor.
Ardından başka bir hedef kartı alın üzerine 6 ay sonra neler oldu, neler gerçekleşti bunu yazın... Bu defa "oldu" diliyle yazıyoruz!
21 gün boyunca her sabah uyandığınızda yataktan kalkmadan beyniniz alfa dediğimiz modayken kayıt aldığı modda, hedef kartınıza yazmış olduğunuzu okuyorsunuz ve mutlaka gülümseyerek yataktan kalkıyorsunuz.
Akşamleyin yatağınıza girdiğinizde ise; gerekli olumlamalarınız varsa onları yoksa biraz evvel hedef kartında olan yaşam planınızda "oldu" diliyle oluşturmuş olduğunuz arzu ettiğiniz hayatı zihninizde canlandırmaya başlıyorsunuz.
Yatağa uzanıyor, gözlerinizi kapatıyorsunuz... Neden gözlerimizi kapıyoruz? Çünkü beyin o esnada Alfa dediğimiz dalga boyuna iniyor. Bu dalga boyu bizi bilinçli zihinden bilinçaltı zihine geçiren, geçiş alanı yapan bir frekans.
Bu frekans esnasında zihinde yapılan tüm canlandırmalar ve yapılan tüm telkinler nöronlar tarafından kayıta alınır!
Bunu her gece yaptığınızda o nöronlar arasında ilişkilendirme örülmeye başlıyor. Yani varlılığına olabilirliliğine inanmaya dönüşüyor. "Mış" gibi yaptığımız çalışma bir süre sonra evet, ben bunu yapabilirim, ben bunu hak ediyoruma dönüşüyor. Her ne kadar egomuz bizi vaz geçirmeye çalışsada vazgeçmeyelim lütfen.
21 günlük çalışma çok önemli. Neden?
Çünkü 21 günün sonunda beyin hücreleri bölünmeye başlıyor. 1 nöron 2'ye... 2 nöron 4'e.... 4 nörona 16'ya bölünerek. kardeş hücreler ortaya çıkacak. Yani bu ne demek, hücrelere verilen bilgi çoğalacak...
Bundan sonrasında bir hafta nadasa bırakıyorsunuz. O esnada bazı değişimlerin olduğunu görüyorsunuz. Ancak kesin sonucu ancak 3 aylık sürecin sonunda göreceksiniz.
Sonra ikinci 21 günlük periyoda gireceksiniz. Ve sekiz gün nadas dönemi. Son olarak bir 21 günlük periyotla 3 aylık süreci tamamlayacaksınız.
3 Aylık sürecin sebebi, nörobioloji çalışmalar şunu gösteriyor. Bir düşünce sisteminin değişmesi ya da yeni bir düşünce sisteminin oluşabilmesi için olması gereken olmazsa olmaz süreçtir.
Bu yüzden kesin sonucu ancak 3 aylık sürecin sonunda görebilirsiniz.

21 GÜN KURALI

21 gün kuralı ile ilgili görsel sonucu


Sadece irade kullanarak alışkanlık değiştirme çabaları ancak kısa bir süre işe yarar. Sonra eski alışkanlıklara geri dönülür. Çünkü bilinç ile bilinçaltı çatıştığında kazanan daima bilinçaltıdır. Örneğin, siz bilinçli olarak sigarayı bırakmak isteyebilirsiniz ama bilinçaltınızda sigarayla ilgili olumlu bir kayıt olduğu sürece iradenizi kullanarak sigarayı bir süre bıraksanız bile bir müddet sonra yine başlarsınız. Bilinçli zihin dakikada dokuz düşünceyi bilinçli olarak algılayabilir; ama bilinçaltı bir dakikada 2.3 milyon bilgi parçacığını prosesten geçirir.
Olumlu ve olumsuz alışkanlıkların, yaşam deneyimlerinin, inançların belleği bilinçaltındadır.
Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz. Kötü alışkanlıkları yok etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten daha zordur. Yeni bir alışkanlığı yerleştirmek için 21 gün boyunca hiç ara vermeden tekrar gerekir. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer. Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsunuz değil mi?
Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza belirli bir olgunlaşma süresi tanımanız gerekir; bunu kuluçka dönemi olarak düşünün. Unutmamanız gereken, bu 21 günlük kuluçka dönemini hiç sekteye uğratmadan tamamlamanız gerektiğidir.

YAŞLILIKDAN VE YAŞLANMAKDAN KORKMAMAK LAZIM...

EĞLENCELİ YAŞLI ile ilgili görsel sonucu

ABD'li ünlü komedyon George Carlin'in ilginç önerileri var:

1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy...

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara yaklaşmayın.

3. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik. Beyniniz atıl kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da, Alzheimer'dir.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun ve var gücünüzle gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aileniz, kedi, köpek, kuş,balık, müzik, bitkiler... 
Ne olursa. Eviniz, sığınağınız olsun! Tadını çıkarın!...

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse, üstüne titreyin. Bozuksa,düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız, yardım isteyin.

9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi veyabancı ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusunakapılmayın.

10. Sevdiğiniz insanlara, onları sevdiğinizi söyleyin. Her fırsatta
sevdiğinizi hissettirin.

11. Hiç unutmayın ki yaşam, aldığınız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür...

Hayatımızda Bolluk ve Bereketi Nasıl Arttırabiliriz!


para resimleri ile ilgili görsel sonucu
Para kirlidir !

Zengin insanlar parayı helal olmayan yollardan kazanırlar !

Çok param olursa başıma kötü bir şey gelir !

Bu ve buna benzer negatif inançları size gelecek olan bolluk ve bereket enerjisini engelleyen güçlü duygulardır. Bu inançlarınızdan kurtulun.

Paranın bir amaç değil, bir araç olduğunu her zaman hatırlayın.

Düşüncelerinize sınırlar koymayın. Çoğunlukla evrenden - yaradandan – büyük bir şey istersek, vermez zannederiz. Bu yüzden maddi ve bazen de manevi anlamda büyük istekler bizi korkutur.

Hiç düşündünüz mü, günlük yaşantınızda suyu veya ekmeği elde ederken zorlandığınız oldu mu hiç?

Hiç bir günün sabahında uyandığınızda, ben bugün ekmek ve su bulamayacağım, açlıktan ve susuzluktan öleceğim diye düşündünüz mü?

Düşünmediniz değil mi?

Evet, çünkü bilinçaltınız ekmek ve suyun kolayca elde edilebilecek yiyecekler olduğunu bilir, bu yüzden bu konuda bir sınır yoktur ve siz de, ömrünüz boyunca ekmek ve suya ulaşma konusunda bir sıkıntı çekmezsiniz.

Ancak iyi bir iş, güzel bir ev ve son model bir araba istemeye gelince işler değişir !

Neden değişir?

Çünkü bilinçaltınız bunun imkânsız olduğuna ikna olmuştur baştan beri! (Onu siz ikna etmişsinizdir!)

Bilinçaltınızda o evi ve arabayı alacağınıza dair ufacık bir inanç geliştirmemişsinizdir. Bu yüzden bunları edinemeyeceğine dair inancınız sonsuzdur!

İstedikleri gibi maddi imkânlara, eve ve son model arabalara sahip olanlar ise, bu isteklerini alacaklarına gerçekten inanmış kişilerdir.

Bir söz vardır, bilinçaltınız bir şeyin olacağına inanırsa onu gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Ama olmayacağına inanırsa, bu sefer gerçekleştirmemek için elinden gelen her şeyi yapacaktır!

O zaman şu sonucu çıkartabiliriz, doğru istemeyi, istemekten korkmamayı öğrenelim.

Evrende herkes için sınırsız bir bolluk bereket vardır. Bilinçaltı ikna edildiğinde ve doğru istendiğinde elde edilemeyecek hiç bir şey yoktur.

Yeter ki isteyin, büyük düşünün ve hiçbir zaman isteklerinize sınır koymayın!

Diğer önemli bir konu da, isteklerimize koşul koymamız.

Gece gündüz çalışırsam, zengin olabilirim !

Bir tane evim, arabam olsun bana yeter, mutlu olurum!

Emekli olayım, o zaman rahat olurum!

İstediğim işe ancak askerden sonra girebilirim... v.s.

Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Açıkça görebildiniz mi, ne kadar sınırlı ve koşullara dayalı düşünceler olduğunu?

Bu sınırlı ve koşullu düşüncelerin harfiyen evren size verecektir. Varlıklı olabilmeniz için gece gündüz hiç durmadan çalışmanız gerektiğine inanan bilinçaltınız, bunu size yaşatacaktır.

Huzura, refaha kavuşmak için emekliliğinizi beklemek zorunda kalacaksınız!

Bu şartlar ve koşullu isteklere sahip olmadığınızda evrenin sınırsız bolluk ve bereketine kapılarımızı sonuna kadar açarız.

Bolluk ve bereket için yer açmak da önemli başka bir kuraldır.

Evinizdeki, ofisinizdeki, yaşadığınız mekânlardaki, dolapta, mutfakta tüm eskimiş ve kullanmadığınız ne varsa kolilere koyup ihtiyacı olanlara verin. Neyi verdiyseniz, elinizden çıkarttıysanız, bir süre sonra yenilenmiş şekilde size geri dönecektir.

Çünkü siz boş alan yarattınız yeninin gelmesi için. Yeninin sizle buluşması için eskiyi göndermeniz gerek.

Düzenli ve tertipli olmak, bolluk ve bereket enerjisinin hayatımıza hızlı bir şekilde akmasına neden olur. Varlıklı insanlarla ilgili yapılan bir araştırmada, bu kişilerin çok düzenli, tertipli oldukları ortaya çıkmış. Tesadüf olabilir mi bu?

Bolluk ve bereket enerjisi, düzeni, intizamı, temizliği ve tertibi sever çünkü. Bolluk ve bereket enerjisini çekmek için, hayatımızda temiz ve düzenli alanlar yaratmak gerekir.

Düzensiz pis, tozlu ortamlar negatif enerjiler barındırır, bu da negatif, kirli enerjileri taşır hayatımıza

En kısa zamanda çekmecelerinizi düzenleyin, tozluysa tozlarını alın, dolaplarınızı, yaşadığınız mekânları daha düzenli ve tertipli hale getirin. Böylelikle yaşadığınız mekânlarda daha tertipli, temiz enerjiler barındırın ki, pozitif enerjilerle buluşun.

Bolluk ve bereket bilincini geliştirirken, faturalarınıza, kiranıza, ödemelerinize yöneltmeyin dikkatinizi. Zira elinizden çıkan parayı ne kadar çok düşünürseniz, o kadar fazla para çıkar elinizden.

Dikkatinizi daima kazançlarınız üzerinde yoğunlaştırın ki, size geri dönenler kazançlarınız olsun.

Hayatınızdan “param yok” sözünü ebediyen çıkartın. Evrene gönderdiğiniz mesajlar daima kazanca ve varlığa dair olsun.

Son olarak niyet enerjisinin gücünden bahsetmek istiyorum sizlere.

Özellikle sabah uyandığınızda güne güzel niyetlerle başlayın. Sıkıntınız bolluk, bereket konusunda ise, güzel ve pozitif niyetlerinizi evrene gönderiz. Niyet enerjisi kişiye çok hızlı geri döner. İslamiyet’te de niyetin çok büyük bir önemi vardır. Niyet ettim abdest almaya, niyet ettim oruç tutmaya, niyet ettim namaz kılmaya dememizin sebebi budur.

Şimdi hemen bolluk ve bereket enerjilerinizle buluşmaya gönülden ve sesli olarak niyet edin.

Karşınızda set oluşturan ego bazlı, tüm korkularınızı hemen şimdi, şu anda dönüştürmeye niyet edin.

ALINTI

Paranızı maddi şeyler için değil, deneyimler için harcayın!

İlgili resim

Hepimiz deli gibi çalışıyoruz ve düzenli ödemelerimizden sonra elinizde fazla para kalmıyor. İşte bu nedenle sınırlı olan paramızı bilimin de söylediği gibi bizi mutlu edecek şeyler için harcamalıyız.

Maddi şeyler paradoksu

Cornell Üniversitesinde psikoloji profesörü olarak çalışan Thomas Gilovich tarafından yürütülen 20 yıllık çalışma sonucunda güçlü ve net sonuçlara ulaşıldı: Maddi şeyler neticesinde yaşadığımız mutluluk hızlı bir şekilde tükeniyor. Bunun üç önemli nedeni var:

1- Maddi şeylere hemen alışıyoruz. Özgün ve heyecan verici görünen maddi şeyler hızlı bir şekilde norm haline geliyorlar.

2- Çıtayı yükseltmeye devam ediyoruz. Yeni satın almalar yeni beklentilere neden oluyor. İster istemez bu yeni şeylere de alışıyoruz ve daha iyisini aramaya başlıyoruz.

3- Maddi şeyler doğaları gereği karşılaştırmaları artırıyorlar. Yeni bir araba alıyoruz ve arkadaşımız daha iyisini alana kadar heyecan duyuyoruz – ve birileri her zaman daha iyisini alıyor.

Gilovich şunları söylüyor: “Mutluluğun en büyük düşmanlarından biri adaptasyon. Mutlu olmak için bir şeyler alıyoruz ve başarılı oluyoruz. Bu yeni şeyler önce bizi heyecanlandırıyorlar ancak daha sonra onlara da alışıyoruz.”

Maddi şeyler satın alarak elde ettiğimiz mutluluğun sonsuza kadar devam edeceğini sanıyoruz. Gördüğümüz, duyduğumuz ve dokunduğumuz bir şeye yatırım yapmak mantıklı geliyor. Ancak bu doğru değil.

Deneyimlerin gücü

Gilovich ve diğer araştırmacılar deneyimlerin sağladığı mutluluğun daha uzun ömürlü olduğunu buldular. İşte nedeni:

Deneyimler kişiliğimizin bir parçasıdır. Gördüğümüz her şeyin, yaptığımız şeylerin ve bulunduğumuz yerlerin toplamından oluşuyoruz. Apple Watch almak kim olduğunuzu değiştirmez ancak baştan sona yürüyerek Ağrı Dağının zirvesine ulaşmanız sizi değiştirecektir.

Gilovich şunları söylüyor: ” Bizim için deneyimlerimiz maddi şeylerden daha önemli. Maddi eşyalarınızı gerçekten seviyor olabilirsiniz. Kişiliğinizin bunlarla bağlantılı olduğunu bile düşünüyor olabilirsiniz ancak bununla birlikte durum bunun tam tersidir. Deneyimleriniz sizin parçanızdır. Hepimiz deneyimlerinizin toplamından oluşuyoruz. ”

Karşılaştırmalar çok önemli değildir. Maddi şeyleri karşılaştırdığımız gibi deneyimlerimizi karşılaştırmıyoruz. Yapılan bir Harvard çalışmasında insanlara akranlarınızınkinden daha düşük olan yüksek bir maaş mı almak istersiniz yoksa akranlarınızınkinden daha yüksek olan düşük bir maaş mı almak istersiniz diye sorulmuş ve çoğu emin olamamış. Ancak aynı kişilere tatil süresinin uzunluğu sorulduğunda, çoğu insan akranlarınkinden kısa olsa bile uzun süreli tatili tercih etmiş. Herhangi iki deneyimin nispi değerinin niceliğini belirlemek zordur.

Beklenti önemlidir. Gilovich beklentiyi de incelemiş ve deneyim beklentisinin heyecana ve eğlenceye neden olduğunu ve maddi bir şeye sahip olma beklentisinin de sabırsızlığa neden olduğunu bulmuş. Deneyimler, planlamanın ilk dakikalarından itibaren heyecana neden olurlar. Anılarımızı her zaman sevgiyle anarız.

Deneyimler geçicidir ( bu iyi bir şey ). Düşündüğünüz kadar havalı olmayan bir şey satın aldınız mı? Aldıktan sonra hayal kırıklığına uğradınız mı? Alıcılar, satın alma beklentilerini karşılamasa bile şöyle söylerler: ” Tabii ki çok havalı ancak verdiğim paraya değmezmiş.” Deneyimlerimiz için böyle söylemeyiz. Hepsini bir araya getirirsek

Deneyimlerin bizi daha çok mutlu ettiğine inanan sadece Gilovich ve meslektaşları değil. University of British Columbia’dan Dr. Elizabeth Dunn’da aynı konuyla ilgili çalışmalar yapıyor ve maddi şeylerin sabun köpüğü gibi kısa sürede söndüğünü ve geçici mutluluğa neden olduğunu söylüyor. Başka bir ifadeyle, bu tür mutluluğun hızlı bir şekilde buharlaştığını ve sonrasında daha fazlasını istediğimizi söylüyor.

BİTİRMEK VE İKİNCİ EVLİLİKLER DAHA MI ZOR?

İlgili resim
Evlilik ortalama olarak tüm toplumlarda desteklenen ve sağlıklı olduğu Kabul edilen bir sistemdir. Böyle olunca da insanlar sürekli evlenmeye,yürütmediklerinde boşanmaya boşandıktan sonra da tekrar evlenmeye çalışırlar.

Yapılan evliliğin ne kadar doğru olduğu, Evlilik kurumuna değil, iki tarafın uyumuna ve paylaşımına bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Çünkü bilindiğinin aksine evlilik iki küreği olan bir teknedir. Eğer eşiniz ile kürekleri çekemiyorsanız, tekneyi değil aranızdaki uyumusuzluğu ele almalısınız. Bu anlamda Evlilik kurumunu eleştirenleri çok fazla görmekteyken, eleştirenlerin kendileri ile ilgili evlilik algılarında yetersizlik olduğunu da gördüğümü söylemeden geçemem.
Mesela Evlilik aşkı öldürür mü? Aslında evlilik aşkı öldürmez. Evliler, aşkı öldürür. Sonuçta uzun yıllardır devam eden flörtlerde aşk diri mi sanki? Hayır. Ya da aşkı Evlilik öldürüyorsa, flört edenler neden ayrılıyor?. Aşk her şekilde ölür. Evli olsanız da olmasanız da siz,partneriniz veya her ikiniz aşkı öldürmeye yeterli bir güce sahipsiniz.
Yapılan evliliklerde zamanla aşk renk değiştirerek ve uyum ve paylaşıma bağlı olarak sevgiye dönüşür. Ama özellikle söylüyorum : uyum ve paylaşım ile sevgiye dönüşür. Aksi taktirde aşk biter ve sevgiye dönüşmezse duygusuz bir evlilik ya da ayrılık kaçınılmaz sonuçtur. Eğer aşk sevgiye dönüşürse zaten duygu kanalı sürekli aktif olacağı için Evlilik sürekli beslenir. Evliliği besleyen uyum ve ,sevgidir. Sevgiyi besleyen ise ilgidir.
Tam tersi durumlarda ise ayrılma kaçınılmaz olmaktadır. Uyumsuz bir çiftsiniz, sevgi bitmiş, sürekli gerginlik ve kavga. Ayrıca mantıken iki taraf da bitmesi gerektiğini düşünüyorsa geriye sadece mecburiyetler ve bağımlılıklar kalmıştır.
Evliliğin bitme sürecinde , kadın bitene kadar çabalar ve taziye tutar. Erkek ise bittikten sonra ( kaybedeceğini anladığında) taziye ve mücadeleye başlar. Ama kapılar kapanmışsa çabalar çoğu zaman sadece süreyi uzatır sonucu değiştirmez. Çünkü kolay kolay kimse birden boşanmak istemez. Yaşanmışlıklar ve yıllarca verilen çabalar, kişiyi/kişileri o noktaya getirmiştir. Dışardan algılandığı gibi son zamanlarda oluşan bir durum değildir.
Biten evliliklerden sonra ise bizim önerdiğimiz ;aklı kalbi ve bedeni nadasa bırakmaktır. 6 aydan az olmakmak üzere 18 aya kadar bir nadas süresi gerekir. Hem eski evliliğin otopsisini yapmak, hem kendini gözden geçirmek hem eski evlilikten kalan uzantılardan, gerginlikten güvensizlikten arınmak için bu sure mutlak gereklidir.
Eğer sağlıklı bir süreç geçirmişseniz, muhtemelen yeni ilişki için aceleci olmadan,eskisinin tersini aramadan, sadece bir niteliği yüceltmeden arayışa girersiniz. Mesela nadas yapmayan kişilerde : eski eşi öfkeli ise, yenisi için ilk şart “sakin olmalı” kuralıdır. Kişi sakinlik şartına o kadar odaklanır ki diğer özelliklerini gözden kaçırır. Sonrasında sakin olanla evlenir ama onun da mesela sorumsuz veya benil yanından dolayı boşanabilir. Yani tek özelliğe odaklanmamalıyız. Ayrıca bir şeyin tersi de doğru insan değildir.
Ikinci evliliklerde süreç ,birinci evliliklere gore daha zordur. Neden ?
Uzantılar artmıştır ( 1.evlilikten gelen çocuk,eski eş, boşanmış etiketi,eski eşin akrabaları,eski evlilikten kalan hatıralar veya eşyalar vs)
Beklenti yüksektir. ( bu sefer kesinlikle hata yapmamamlıyım,daha çok mutlu olmalıyım)
Kanıtlama ve kendini temize çıkarma ( Eğer iklinci evliliğimde mutlu olursam, 1.evlilikte hataların ihalesi eski eşime kalır)
Birinci evlilikten gelen çocukların yarattığı geniş ve karmaşık ilişki ağları
Kıskançlık ( eski eşe, çocuğa eski evlilikten kalan arkadaş ve ilişkilere yönelik)
Birinci evlilikten gelen eşe veya çocuğa karşı suçluluk duyguları.Ayrılan eşe ve çocuğuna suçluluk duygusu nedeniyle fazla zaman ayırma,boşanmamış gibi hissetirmeye çalışma
Eski eş ve çocukla görüşme ve iletişimde sınır sorunu
Birinci evlilikten gelen tahammülsüzlük ve yıpranmılşlık
Taraflardan birinin ilk evliliğin olmasının getirdiği her şeyi sıfırdan yaşama isteği
Üvey anne/baba sorunu
Üvey Ebeveyn ile yaşamak istemeyip evden kaçan çocuklar
Yeni çocuk yapma.
Taraflardan birinin ailesinin boşanmış eş adayını istememesi
Nafaka ve varsa tazminat sorunu
İkinci evliliklerde eş seçimi tercihinin yanlış yapılması halinde sorunlar daha fazla yaşanır. Çünkü alt yapısındaki sorunlara bir de klasik uyum ve iletişim sorunları eklenirse ilişki daha fazla çıkmaza girer.
Artılar ise: Tecrübenin verdiği bilinç ile sorunları önceden fark etme, sorun esnasında uzatmama, çözüm odaklı tartışma, daha iyi cinsellik,tecrübeli anne-babalık,birinci evlilik sonrası paylaşım sonunda elde edilen ekonomik kazanç vb gibi.
İkinci evliliklerde en önemli konu birinci evliliklerin katkılarıyla baş edebilme konusudur. Eğer eşler birbirlerini oldukları gibi Kabul eder ve birbirlerine destek verirlerse ortalama 2 yıl gibi bir sürede sistem oturmaya başlar.Önemli olan süreci doğru planlamak ve sabırla doğru yöntemleri devam ettirmektir. Bu süreçte aile danışmanı desteği aksayan konularda devreye sokulmalıdır.
ÖNERİLER
İkinci evliliklerde ,iki tarafın geçmiş evlilikleri, çocukları mutlak olarak baştan kabul edilmelidir.
Eşler, birbirinin ebeveyn rolüne müdahale etmemelidir.
Eşler birbirini “ya ben ya çocuğun” seçeneğini dayatmamalıdır. Doğru olan her ikisinin olmalısıdır.
Eşlerin eski eşleri ile ortak çocukları dışında paylaşımları olmamalıdır. ( beraber yemek yeme, tatile gitme aynı evde kalma vs gibi)
Eski eş ile arkadaş kalmaya çalışılmamalıdır. Başarılsaydı boşanma olmazdı.
Eşler, birbirinin bir önceki evliliğinden olan çocuklarıyla yarışması ve değer kıyaslaması yapmaması gerekir.
Önceki evliliğinden kalan eşya, kıyafet vb. şeyler, yeni evliliğe aktarılmamalıdır.
Eşler, eski eşleri ile görüşürlerse bunu eşine söylemelidir.
Her zaman şeffaf olunmalıdır.

SERHAT YABANCI
Yazar / Evlilik-İlişki Terapisti

Doğru Olanı Yapmaktan Vazgeçmeyen Mutlu İnsanların 10 Özelliği


Bazı insanlar doğru bir insan olmanın basitçe her koşulda doğru şeyi yapmak olduğunu, bazıları ise kimsenin haberi olmadan yapılan doğru davranışların gerçekten doğru bir insan olmanın şartı olduğunu düşünür. Nitekim gerçekten doğru olmayı hayatının felsefesi haline getirmiş bir insan bunu sadece öyle görünmek için yapmaz. Doğrulukla bütünleşmiş bir hayat yaşamaya çalışan biri sadece doğru olduğunu düşündüğü için kararlarını o yönde şekillendirir. Düşmanını düştüğünde yerinden kaldırabilecek iç görüye sahip bu insanların zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu düşünebilirsiniz. Aslında bu güçlü bir kişiliğin göstergesidir. Doğrulukla bezenmiş bir kişilik, sadece kendisi için doğru olanı yapmaz ve çevresindekileri de düşünür. Eğer doğru olanı yapmayı bir an bile hayatınızdan eksik etmiyorsanız, bu özelliklere sahipsinizdir.

1- Özgün bir kişiliğe sahiptirler.


Özgün olmak insanın kendisi olması demektir. İnsanın olabileceği en mükemmel halidir. Özgün insanlar başkalarından daha iyi olmayı amaç edinmezler. Alçak gönüllüdürler ve iletişim kurması kolay bireylerdir. Özgün oldukları için kimseyi kıskanmaz aksine onların mutluluğuyla mutlu olurlar.


2- Zamanın kıymetini bilirler ve diğer insanların zamanını çalmazlar.

Her şeyin en doğrusunu yapmaya çalışan bu bireyler, diğer insanların hayatları için de en iyisini düşünürler. Zamanın ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu bildikleri için diğer insanları bekletmezler. Onlar için iyi bir şey yaptığınızda teşekkür etmeden geçmezler, küçük bir şey olsa bile. Bunu yaparlar çünkü insanların zaman ve uğraşlarına saygı gösterirler.

3- Çevresindekileri övmekten çekinmezler.


Başkasının ışığını çalmaya çalışmazlar. Eğer birinde hoş olan bir şeyi fark ederlerse, mutlaka bunu dile getirirler. İnsanları kolay kolay yargılamazlar çünkü kimsenin mükemmel olmadığının farkındadırlar.

4- Alçakgönüllüdürler.

Doğruluktan sapmayan insanlarda görülen bir diğer özellik de alçakgönüllü olmalarıdır. Yaptıkları bir yanlış varsa bunu inkar etmezler veya başkasını suçlamazlar. Yanlışlarıyla da kendilerini kabul eder ve severler. Hiçkimse her zaman doğru şeyi yapamaz. Fakat bu insanlar doğru olanı yapmaya gayret eder. Yardım ederek çoğalırlar. Ne olursa olsun başkalarına yardım etmekten bir an olsun geri durmazlar.

5- Özür dilemeyi bilirler.

Bazı bireyler özür dilemenin onları eksilteceğini düşünür. Bundan yüksünürler. Doğru bir insan olmak aslında olgun olmaktır. Olgun, kendini yetiştirebilmiş bir birey özür dilemenin kendisinden bir şey alıp götürmeyeceğini bilir. Hatasının farkına vardığına özür dilemesi gerekiyorsa bunu yapacaktır.

6- Sürekli kendilerini suçlamazlar.

Karşısındaki insanın hatasını fark ettiğinde kendisini suçlamaya devam etmez. Farkındalığa sahip olmayan kişiler karşısındakinin hatasının olup olmadığını anlamakta zorlanabilir. Kafanız karışıyor ve hatanın kendinizde mi yoksa karşınızdaki kişide mi olduğunu bilmiyorsanız, sakince oturup kendi hatalarınızı ve karşınızdaki kişinin hatalarını dürüst bir şekilde düşünün. Yetişkin olduğumuzda yapmakta en çok zorlandığımız şey sakin kalmak. Sakin kaldığınızda tüm sorunlarınızı soğuk kanlı bir şekilde halledebilirsiniz.

7- İnsanların söylediklerini ciddiye alırlar.

Doğru olanı yapmaya çalışan bir insanı ikna etmek için çok çaba sarf etmek zorunda değilsiniz. Dürüst bir insan oldukları için zaten sizin söylediklerinizi dikkate alıp, inanacaklardır. Doğruluktan ayrılmayıp bir yandan da insanların gerçek niyetini anlayabilecek iç görüye sahiplerse, kandırılmaları çok zordur. Zaten sakin bir şekilde olayları gözlemleyebildikleri için karşılarındaki insanların niyetlerini de ufak bir gözlemle anlayabilirler.

8- Aynı fikirde olmadıkları insanlarla kavga etmezler.

Aynı fikirde olmayan iki taraf illa kendilerini körü körüne savunmak zorunda değildirler. Tartışmak ve kavga etmek birbirinden çok farklı kavramlardır. Aynı fikirde olmayan iki insan genelde çatışmaya meyillidir. Fakat doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayan biri bunun gereksiz olduğunu bilir. Çünkü herkes aynı fikirde olmak zorunda değildir. İki taraf da birbirine sakin bir şekilde kendini savunup tartışabilir. Hatta bazen oturup bir fikir üzerine tartışmak insanların aralarındaki paylaşımları arttırır ve iletişimlerine olumlu katkılarda bulunur.

9- Arkadaşlıklarını çıkarları üzerine kurmazlar.

Bu insanlar sadece yararlanabilecekleri insanlarla arkadaş olmaya çalışmazlar. Günümüzde çoğu kişi sadece kendilerine olan faydalarını düşünerek arkadaş seçmeye eğilimli görünüyor. Çevremizdeki insanlardan fayda beklememiz çok doğalken, onlardan gelecek zararların da doğal olduğunu unutmamalısınız. Önceki maddelerde de dediğimiz gibi kimse mükemmel değildir.

10- Dürüsttürler.

Yalan söylemek beraberinde diğer yalanları da getirir. Çevrenizdekileri ve sizi bir kaosun ortasında bırakır. Yalan söylemek hiçbir şeyi düzeltmeyeceği gibi, problemlerin çözülmesinde de etkili olamaz. Eğer doğru bir insan olmayı amaçlıyorsanız, yalan söylemek zorunda olduğunuz bir durum geliştiyse bunu itiraf etmeyi gözden geçirmelisiniz.


ALINTI

Dünyanın en büyük jürisidir; Elalem.



Dünyanın en büyük jürisidir; Elalem.

Her şeye yorum yaparlar,

Her şeye karışırlar,

Her şeye dedikodu karıştırırlar.

Kim bu bilinmeyen örgüt?

Kim mi?

Sensin.

Elalem senin zihninin tam içinde.

Neden mi?

Onlara malzeme veren sen,

Hayatını vitrine koyan sen,

Sürekli fikir alan sen,

Sürekli onaylanmayı bekleyen sen,

Yalnız kalma, sevilmeme korkusu ile onlara sürekli yaranmaya çalışan yine sen,

Müdahale ettiklerinde sınır çizemeyen,

Kararlarına karıştıklarında kafası karışan,

Sana küstüklerinde paniğe kapılan da sen.

Sürekli iyi görünmeye,

Mükemmel olmaya,

Onların ne düşündüğünü yakalamaya çalışan da sen..

Peki elalemin hiç mi suçu yok diyeceksin?

Var tabi ama onlar izin verip,sınırları açanlara bulaşır.

Onların dediklerini kim ciddiye alıyorsa,


Kimi yönledirebiliyorlarsa,

Kime istediklerini yaptırabiliyorlarsa işte orada ortaya çıkıyorlar.

Neden dahil ediyoruz yaşamımıza ?

Elalemin bizdeki karşılığı, onaylanma ihtiyacımız ve öz değerliliğimiz ile ilgili.

Onaylanma ihtiyacının altında ise ; müdahaleci ve eleştirel ebeveyn ile büyüme, mükemmeliyetçilik, dışa bağımlı değer ve mutluluk ile ilgilidir.

Bunların sonucunda ise yalnızlık korkusu ve bağımlılık geliştirme oluşmaktadır. Aslında el alem kontrolüne girme bir nevi el aleme bağımlılık geliştirmektir.

Gitmek isteyip gidememek, onlarla yapamayıp onlarsız da yapamamak gibi.

Kişi kendi yaşamını doldurdukça, kendi kararlarını aldıkça, ayrıca sorumluluğu üstlendikçe daha güçlü, daha kararlı ve daha net sınır çizebilen biri olmaktadır.

Müdahaleye alışmış, onay arayan, ebeveyni tarafından sürekli toplumun beklentisine göre yaşaması öğretilen, başkasını mutlu ederek mutlu olmaya çalışanlarda elalem kronik bir döngüdür.

Yani elalem çevremizde olup, zihnimizde sürdürdüğümüz yaşamımıza dahil ettiğimiz bir algı aslında.

Onların onayıyla beslenmekten vazgeçersen,onların sorunlarından sıyrılırsan,memnun edip değerli hissetme denklemini değiştirirsen,daha güçlü bir sınır çizebilir hatta ilişkini de sürdürebilirsin.

Onlara olan onay bağımlığını minimize edersen,kendi duygularını,öz kararlarını keşfetmeye başlarsın.

Hata yapma korkusuyla sürekli onaylatmaktan da yavaşça uzaklaş.

Sana onay verenler,senden daha güçlü ve mutlu değillerdir zaten. Olsalar neden başkasının hayatına müdahale etsinler ki?

Eleştiriye gelememe yönünü de fark et.

Bırak eleştirsinler.

Yanlışın varsa düzelt. Kendinden eminsen dik dur.

Ya kabullenirler ya da araya mesafe girer.

Her ikisi de sağlıklı..


SERHAT YABANCI

Aile-Evlilik-İlişki Danışmanı

Zaman ve Süreç Deneyiminiz Değişiyor



Bugünlerde sırf konsantrasyonumuzu korumak bile kabusa dönüşen bir iş olabilir! Bilgi Çağı’ndan çıkıp Sezgi Çağı’na giriyoruz ki, bu da gerçeği algılama biçimimizde önemli bir değişimden çok daha fazlasını getiriyor. İlk olarak dünyanın çok hızlı hareket ettiğini ve sizin daha fazla kendinizi zorlayarak ve hızlanarak dünyanın bu hızına yetişmeniz gerektiğini hissedebilirsiniz. Bir işi bitirdiğinizde on tane daha görevin sizi bekliyor olduğunu bilmek, başarılarınıza veya yaratıcılığınızı kullanarak yaptığınız işlere sevinecek zaman bulamamanıza neden olur. “Yapılacaklar” listeniz yakın gelecekteki birçok şey ile dolup taşmıştır. “Eski iyi günlerde” her şeyin ne kadar da sakin ve güzel olduğunu düşünmekten kendinizi alamazsınız. Zihniniz dinlenmek için geçmişe ve planlarınızı koordine edebilmek için geleceğe gider. Çok nadiren şimdiki zamanı yakalar ve anı yaşarsınız. Bu nedenle kendinizi baskı altında hisseder, kendi frekansınızı yakalayamaz ve sınırsız enerji rezervinizden faydalanamazsınız. Kendinizi sık sık bitkin ve tükenmiş hissedebilirsiniz. Algının eski yolunda, zaman ve süreçlere ilişkin deneyimleriniz bir görecelilik fonksiyonu yaratır; geçmişi bugüne ve bugünü geleceğe kıyaslar.

Sezgi Çağı’nda ise bunun tam tersi yaşanır -geçmiş ve gelecek genişlemiş bir şimdiki zaman tarafından yutulur ve böylece ortada görecelik ya da kıyaslanacak herhangi bir şey kalmaz. Sadece ihtiyacınız olan her şeyi barındıran daha büyük bir varlık ve dikkate doğru sizi yönelten sonsuz bir şimdiki zaman vardır. Her şey anın içindeyken ve şu an gerçekleşirken enerji ışık hızında hareket eder. Şimdiki zaman ve gelecek hareket ve sonuçları arasında hayal ettiğiniz boşluğu dolduran duraklama zamanı ortadan kaybolur. Böylece bir sorunu çözerken, kararlar alırken veya hedefler belirlerken eğer özellikle sürece dahil olan insanlar konuyu tamamen anlamış ise ve gerekli mantıksal süreç sağlanmış ise çok daha kısa zamanda sonuç alınabilir. Bir kez şimdiki zaman’ı yaşadığınızda, kendi frekansınızı oturtabilirsiniz ve yaşamınız sakinleşerek zaman neredeyse sonsuz bir hale gelir.

Kişisel gerçekliğiniz ile yüksek vizyonunuz arasında bilinçli olarak salınarak, zaman çizelgesi ve trendler hakkında doğal bir duyu geliştirebilirsiniz. Daha kapsamlı düşünen, potansiyelleri önceden fark eden ve daha fazla değişken arasındaki iç bağlantıların daha fazla farkında biri olabilirsiniz. Bir yolun diğerlerine göre önceliği olabileceğini sezebilirsiniz. Yeteneklerinizle sürece olan etkinizden mutluluk duyabilir ve dalgalanmaları, hızlanma ve yavaşlamaları yönlendirmenizden keyif alabilirsiniz.

Zaman çizelgesi, yaşayan ve kapsayan herkesin ihtiyaçlarını özgün ve değişken bir şekilde yansıtan bir olgudur.

ŞUNU DENEYİN!

Zaman Çizelgesinin Yolunu Hissedin

1. Sorumluluğunu alıp üstleneceğiniz bir proje veya süreç düşünün. Bu bir gezi, yeni bir ürün gelişimi veya hangi üniversiteye gideceğinize karar vermek gibi bir süreç olabilir. Kendi içsel merkezi frekansınıza gidin ve tüm süreci yüzeye çıkarın, ilk anından en son ulaşacağı gerçekliğe kadar kendinizle birlikte süreci boşluğa yayın. Bir yanınız artık olacakları çoktan gördü ve tecrübe etti bile, gevşeyin.

2. Sürecin enerjisini hissedin ve bedeninizin olayların akışına göre doğruluk ve endişe sinyallerini yaymasına izin verin. Tüm işlemin içinden geçerek, olabilecek her ihtimal, her noktayı tecrübe ediyorsunuz. Nerede yavaşlayıp nerede hızlanacağınızı, diğer insanların dahil olabileceği yerleri ve iş akışının nerede duraksayacağını izleyin ve test edin.

3. Zaman çizelgesi çizin, bir kağıda bir nehri resmeder gibi. Genişlemeleri, daralmaları, artış ve azalış ile hızlanabileceği yerleri ekleyin. Farklı hareket ve eylemlerin, enerjilerin farklarını belirtin. Akışın değişimine etki edebilecek şeyleri hissetmeye çalışın ve isimlendirin. “Tartışma”, “kayıp”, “pozitif enerji”, “senkronizasyon”, “iyi şans” gibi etiketler kullanın.

4. Güncelleyin, tekrar tecrübe edin, nasıl gelişmesini istediğinize göre zaman çizelgenizi tekrar tekrar yapılandırın.

SORUNLARI MEYDANA GELMEDEN FARK EDEBİLİRSİNİZ

Zihniniz durağanlık ve tanımlamalardan hoşlandığı için enerji akışındaki değişimlerin erken sinyalleri görmezden gelmek kolaydır. Düşünmenin eski yolunda buna “sorun çıkarmak” diyorduk. Bilinçli hisleri kullanarak ve görünebilirlik eşiğinde daha tetikte olarak problemleri önceden sezebilirsiniz. Hislerinize kulak verirseniz, çalışanlarınızın davranışlarına ve çevresel etmenlere dikkat ederek takip edebilirsiniz, yaklaşan olayları isabetli bir şekilde etkileyecek eylemleri önceden fark edebilirsiniz. Hayatın ve sürecin bozulmaya bağladığını, tıkanmaya ve sıkışmaları görebilirsiniz.

Yaklaşan olayların gölgeleri kendilerinden önce gelir.

Çevrenizde veya kendinizde bir enerji sorunu olduğunu düşündüğünüz, mutluluğunuzun azaldığını veya sağlığınızın bozulduğunu hissettiğinizde ve aynı miktardaki çabalarınız artık aynı verim ve sonuçları vermemeye başladığında yapmanız gereken; değişmektir!

ŞUNU DENEYİN

DEMLENEN DEĞİŞİMİ NASIL SEZERSİNİZ?

1. Dertler ve sorunlarla karşılaştığınız bir dönemi hatırlayın. Erken uyarı sinyalleri var mıydı? Eğer daha duyarlı olsaydınız, süreçte bir yön değişimi olduğunu fark edebilir miydiniz? Sorunlar yüzeye çıkmadan önce bedeninizde ve çevrenizde neler hissediyordunuz? Eğer gerçekleşmeye çalışan olayları fark edebilseydiniz nasıl tepkiler gösterebilirdiniz?
Bir sorunu fark etmek için hangi duyularınızı kullanırsınız? Bunlar vücudunuzda nereye kaydoluyor?
Bir olayın sorun haline dönüşeceğini nasıl bilebilirsiniz?
Bir problemin şu an var olduğunu veya potansiyelini, bu değişim sürecinin ne kadar sürede gerçekleşeceğini nasıl bilebilirsiniz?
“Tam doğru” bir çözüm sizi nasıl hissettirir?

2. Bugünden başlamak üzere enerji bozulmalarını ve sürecin tıkandığı anları hissetmek, vizyonunuzu kontrol etme zamanının geldiğini anlamak, ne zaman ne şekilde hareket etmeniz gerektiği ve tam bir perspektif geliştirmek için daha çok bilgiye ihtiyaç duyup duymadığınızı anlamak için pratik yapabilirsiniz.

KISACA…Titreşimsel sorun çözme ve planlamada sorunları, ruhunuza ve kaderinize tecrübe katmak adına bir duruma yönlendirilmiş sorular olarak görürsünüz. Sorunu çözmek sağlıklı bir enerji akışını tekrar düzenlemek adına ne yapılması gerektiğini görmek ve yeni bir yol bulmak için enerjinizi hareket ettirmek demektir. Kaderini bulmak, bireyler için hayattaki en büyük çözümü sağlar, çünkü ruhunuzun yaşadığı gibi yaşadığınızda, birlikteliği tecrübe eder, gelecek sorunlar ve gelecek için planları ortadan kaldırmış olursunuz. Geniş ölçekli çözümler her zaman kazandırır. Hayatın tüm biçimlerini önünüze sunar, fiziksel, duygusal, zihinsel ve spiritüel olarak birçok düzeyde etki eder.

Karmaşık durumlarda bile, karar vermek için kendi içsel frekansınızda merkezlenerek bir süreliğine vizyonunuzu kontrol etmeniz gerekir. Hayatınızın yönü değişiyor, gelişiyor olabilir. Çok fazla seçeneğiniz olduğunda seçimlerinizi tartmak için bedeninizin incelikli doğrularını çağırarak kaygı sinyallerinize dikkat etmeniz gerekir. Hedefleri planlar ve seçerken, günlük kişisel gerçekliğiniz ile daha ileri seviye hayalleriniz arasında kasıtlı olarak ve sık sık gidip gelmek önemlidir. Kaderiniz, herkesin kaderi ile ortak bir şekilde gelişir, bu nedenle planlarınız akışkan ve şu anda olmalıdır. Sezgi Çağı, zaman ve zaman çizelgesine ilişkin tecrübelerinizi değiştirir, geçmiş ve geleceğin genişletilmiş bir şimdiki zaman tarafında emilip yutulduğunu fark etmeniz, gerçekleştirme sürecini hızlandırır. Zaman çizelgeleri insanların seçimleri ve planları tarafından etkilenir ve sıklıkla kontrol edilmelidir.

AKIŞA UYUN Kİ SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN…Hayat hareket halindedir. Sizi dalgadan parçacığa, hareketten duraksamaya götüren bir eğlence trenidir. Dalga, akış ve gevşemenin neşesini getirir. Duraksama kendinizin -bireyselliğinizin, çoğulluğunuzun ve birlik olgusunun- farkına varmanızı sağlar. Dalga ve duraksama. Genişlemek ve büzülmek…Ayrık olmak ve yeniden birleşmek…Vermek ve kabul etmek…İletişime geçin ve bağınızı hissedin. Öğrenin ve bilgeliği tecrübe edin. Siz dalgasınız ve parçacıksınız ve tekrar dalgasınız ve tekrar parçacıksınız. Her seferinde, yenisiniz.

Zihni yanlış kullanmak gibi sağlıksız alışkanlık edindiniz. Bir dalgadasınız ve zihniniz “Hayat enerjidir ve ben hareketim” diyor. Sonra duraksayıp parçacık olduğunuzda, zihniniz yeniden tanımlaması gerektiğini düşünüp “Hayat katı ve ben sonlu bir bireyim” diyor. Tekrar dalga olmaya başladığınızda, zihin tanımlamasını yeniden “akışa” çevirme konusunda baskı altında kalır. Kendi alışkanlığı yüzünden inatçıdır. Sizin ve hayatın sadece tek yönlü olmasını, hayata ve kendinizin doğal parçacık-dalga sistemini tecrübe etmenize bu kadar takılmamanı ister. Zihin kendi kısıtlı bakış açısından dalga-akış durumundan parçacık-duraksama haline her geçişinde kendine “Ben hatalıyım. Bir şeyler yanlış. Bir sorunum var. Bunu beğenmedim. Bu değişimi kontrol etmeliyim” der. Korku üretir ve gereksiz sıkıntılar doğurur.

Kendinizi tecrübe etmenin en yeni halinden keyif almak yerine, sorun sahibi olmaya odaklanmak insanoğlunun en büyük çılgınlığıdır. Sorun sahibi olduğunuzu hissettiğiniz anların altında, akış da olsa duraksama da, bir sonraki, şu ankinden daha fazla keyif alınabilir bir deneyime doğru yön değiştirdiğiniz hissi vardır. Deneyime sınıflandırmadan geçin ve onunla bir iletişim kurun. Hareket edin, açıklayın, yaratın ya da duraksayın, tekrar merkezinize dönün ve takdir edin. Sonra da dış dünyanın kendisini nu enerji döngüsüne -hayalinize, filminize- doğal olarak uyum sağlamasını izleyin. Zihnin tereddütleri olmadan, dünyanın tereddütü olmaz sorunlar ve cevaplar çözülür; varoluş yok oluş ve yeniden varoluş gerçekleşir bunun yerine. Yaşamdaki şekiller gelir ve geçer ve evrimleşir.

Zihninize tanımlama yapmasına son vermeyi ve şu an deneyimi ile “bir olmayı” öğretebilirsiniz. Zihninize, döngünüzün değişimlerini nasıl fark edeceğini, her aşamanın hazlarına uyum sağlamasını, “yanlış” kavramını, deneyimi mutlulukla kucaklayarak değiştirmesini gösterin. Zihninizin kopuk ya da dirençli olduğunu her fark ettiğinizde, boş verip mevcut faza yeniden katılmasını ve hazzı aramasını sağlayın. İleride bu derin hazlar, her farkındalık içeren her değerli anınıza sevgi katmanıza izin veren birleştirici prensip olacaktır. Ruhun hazzını düzenleyici prensip olarak ele aldığınızda yanlış bir şey, sorun, cevap kalmayacaktır. Hayat kendini bilgece geliştirir. Cevaplar zihnin ruhla buluştuğu, bu buluşmalarda, sonraki en uygun şeyi seçmenin keyfini yaşattığı anlık durma noktalarıdır. Sorun yaşamayı bırakabilirsiniz. Şimdi’ye kendinizi bıraktıkça, hiçbir şeye ihtiyaç duymazsınız.


Frekans “İnsan titreşimlerinin etkisi ve anlamı”


Penney Peirce

GELECEĞİMİZİ; YAŞAM KOŞULLARIMIZ DEĞİL, VERDİĞİMİZ KARARLAR BELİRLER.

İlgili resim

Hepimizin rüyaları vardır, değil mi? Hepimiz; ailemizde, arkadaşlarımızda ya da diğer kişilerde belirgin bir yolla şu ya da bu şekilde fark yaratabilen, özel insanlar olduğumuza inanmak isteriz. Yaşamımızın herhangi bir anında, gerçekten neleri istediğimiz ve neleri hak ettiğimiz konusunda bir fikrimiz olmuştur.

Bununla birlikte çoğumuz yaşamın güçlükleriyle karşılaşınca, rüyalarımızı unuturuz. Özlemlerimizin geleceğimizi şekillendirmedeki gücünü unutarak, onları bir kenara bırakırız. Güven ve ümidimizi kaybederiz. Yaşamda herşeyi değiştirecek gücün, içimizde uyuyor olduğunu hatırlamayız. Bugünden başlayarak, bu gücü uyandırabilir ve rüyalarınızı yaşama geçirebilirsiniz.

Olumlu düşünme, şüphesiz önemli bir başlangıçtır. Elbette nelerin ne kadar yanlış olduğu yerine, nelerin nasıl çözümleneceği üzerinde durmalısınız. Ancak tek başına olumlu düşünce, yaşamımızı değiştirmek için yeterli değildir. Nasıl düşündüğünüzü, nasıl hissettiğinizi ve yaşadığınız her gün yaptığınızı değiştirmek için, bazı stratejilere ve adım adım neler yapacağınızı gösteren planlara sahip olmanız gerekir.

Yaşamınızda bazı şeyleri değiştirmek ya da geliştirmek istiyorsunuz değil mi? Değiştirmek istediğiniz şeyleri iki grupta toplayabiliriz; ya hislerimizi (daha fazla güven duymak, korkularımızı yenmek, mutlu olmak, geçmişte olanlar için kendimizi daha iyi hissetmek gibi) ya da eylemlerimizi (sigarayı, içkiyi, ertelemeyi bırakma gibi farklı şeyleri) değiştirmek isteriz. Asıl sorun; herkesin bu değişiklikleri yapmak istemesine rağmen, çok az kişinin bunların nasıl yapılacağını bilmesi ve sonsuza kadar sürdürebilmesidir. Bunun için bazı temel teknikleri kullanarak, yaşamınızın kalitesini denetlemeye ve değiştirmeye başlayabilirsiniz.

Şu anda bu sürecin sizin lehinize çalışması için gerekli olan tek şey, değişimin mümkün olduğuna inanmakla işe başlamaktır. Geçmiş önemli değildir. Geçmişte işe yaramayan hiçbir şeyin, bugün yapacaklarınızla herhangi bir şekilde ilgisi yoktur. Şu anda yapacaklarınız, geleceğinizi şekillendirecektir. Hemen şimdi kendi kendinizin dostu olmalısınız. Olanlar için kendinizi yıpratmak yerine, derhal sorunlarınızın çözümü üzerinde yoğunlaşmalısınız.

YILGINLIK HİSLERİNİZİ TERSİNE ÇEVİREBİLİRSİNİZ

Yaşamda sık sık, gerçekten kontrol edemeyeceğimiz olaylar olur. Çalıştığımız şirket küçülür ve işten çıkarılabiliriz. Eşimiz bizi terk edebilir. Aile fertlerinden biri hasta olabilir ya da ölüme çok yaklaşabilir. Bu gibi durumlarda artık yapabileceğimiz hiçbir şeyin olmadığı hissine kapılabiliriz.

Belki de bir iş bulabilmek ya da sadece kendinizi daha mutlu hissedebilmek için, bildiğiniz her şeyi denemiş olabilirsiniz. Hiçbir şey işe yaramamış gibi gözükebilir. Elimizden gelenin en iyisini yaparak, yeni bir yaklaşımı denediğimizde hala amacımıza ulaşamamışsak, genellikle bunları tekrar denemeyiz. Niçin? Çünkü hepimiz acıdan kaçmak isteriz! Hiç kimse Başarısızlığı tekrar yaşamak istemez. Hiç kimse sadece hayal kırıklığına uğramak için, bütünüyle kendisini vermez. Genellikle bu hayal kırıklığı deneyimlerinden sonra, tekrar denemekten vazgeçeriz! Böylece hiçbir şeyin işe yaramayacağına inandığımız noktaya geliriz.

Halbuki yanılıyorsunuz. Her şeyi yapabilirsiniz! Bugün, algılama ve eylemlerinizi değiştirerek yaşamınızdaki herhangi bir şeyi değiştirebilirsiniz.

Yaşamınızı tersine çevirmede ilk adım, bir şey yapamayacağınız ya da çaresiz olduğunuza ilişkin inancınızdan kurtulmaktır. Bunu nasıl yapabilirsiniz? Genellikle insanlar geçmişte denediklerini, fakat başaramadıklarını söylemektedirler. Yaşamım boyunca geçmiş geleceğiniz değildir ifadesini sık sık kullandığımı hatırlatmak isterim. Dün ne yaptığınız önemli değildir, şimdi ne yaptığınız önemlidir. Bugün yapacaklarınız üzerine yoğunlaşırsanız, her şey daha iyi olacaktır.

Mesaj basittir. Amaçlarınızın peşinde giderken, sabırla ve esneklik duygusunu kaybetmeden, yoğun ve sürekli eylemde bulunur ve çözüm yoktur duygusunu bir kenara bırakırsanız; eninde sonunda istediğinizi elde edersiniz. Derhal, küçük bile olsalar, bugün yapabileceğiniz eylemler üzerinde yoğunlaşmalısınız.

KARAR VERMEK 

Daha önce yaşamınızın herhangi bir kısmını değiştirebilecek güce sahip olduğunuzu söylemiştim. Peki, o nerededir? Onunla nasıl anlaşacağız? Hepimiz yeni sonuçlara ulaşmak için yeni eylemler yapmak zorunda olduğumuzu biliyoruz, fakat hepimiz eylemlerimize bir kararın babalık yaptığını anlamak zorundayız; kararın gücü, değişimin gücüdür. Tekrar belirtmeliyim ki, yaşamımızdaki olayları her zaman kontrol edemeyiz, fakat bu olaylarla ilgili olarak ne düşüneceğimizi, neye inanacağımızı, ne hissedeceğimizi ve ne yapacağımızı kontrol edebiliriz. Yaşamımızın her anında kendi kendimizi kabul etsek de, etmesek de; yeni seçimlerimizin, yeni eylemlerimizin ve yeni sonuçlarımızın nedeninin sadece bir ya da iki karara bağlı olduğunu hatırlamalıyız. 

SONUÇTA GELECEĞİMİZİ; YAŞAM KOŞULLARIMIZ DEĞİL, VERDİĞİMİZ KARARLAR BELİRLER.

 Anthony Robbins
 Bir Dosttan PUSULALAR

Ufak Şeyleri Dert etmeyin


endişeli insan resmi ile ilgili görsel sonucu
“Geçmişi düşünmeden, anı değerlendiren, geleceği de kazanır.”

Kafamızın sağlam olması büyük ölçüde, içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün veya bir yıl önce neler olduğu, ya da, ertesi gün neler olabileceğinin önemi yoktur. Sizin var olduğunuz yer, içinde bulunduğunuz andır. Bu her zaman böyledir.

Ne var ki, çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme sanatında ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlarımız ve geleceğe yönelik endişelerimiz yaşadığımız ana hükmettikçe, biz de kaygılarla ve ümitsizlikle dolu bir bunalıma gireriz. Bu durumdayken hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteleyerek, gelecekte “bir günün” bugünden daha iyi olacağına inanmaya çalışırız. Ne yazık ki, şimdi bize geleceğe bakmamızı söyleyen zihniyet, bunu hep tekrarlar ve o “bir gün” bir türlü gelmez. Yaşam biz başka planlar yapmakla meşgulken, çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınırlar, kimi ölür, bedenimiz giderek biçim değiştirir; bu arada hayallerimiz uçup gidiyordur. Kısacası, hayatı ıskalıyoruzdur.

Çoğu insan hayatını, sanki gelecekte kullanacağı bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa, hiç öyle değildir. Kimsenin yarın burada olacağına güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Aklımızı yaşadağımız ana verebilirsek, içimizden korkuyu atabiliriz. Bu korku gelecekte olabileceğinden kaygı duyduğumuz olaylardır… İleride parasız kalabiliriz, çocuklarımızın başı derde girer, yaşlanacak ve öleceğiz, diye duyduğumuz endişelerdir.

Korkuyla savaşmak için en iyi yol, dikkatinizi tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

Ufak Şeyleri Dert etmeyin

Dr. Richard Carlson

BOLLUĞUN BEŞ GELENEĞİ

bolluk ile ilgili görsel sonucu


Yuva sandığınızdan daha çok bolluk içerir, orada yoksunluk diye bir şey yoktur. Zıtlık illüzyonu her şeyi ayrı olarak görmenize neden olur, oysa her şey birbirine bağlıdır. Aynı illüzyon yoksunluğu da deneyimlemenize neden olur, zihniniz sınırlılığı gördüğü anda onu yaratır. Bir şeyi düşünmenizle onun tezahür etmesi arasındaki süre şimdi giderek kısalmaktadır. Oyunun başlangıcından beri sizi kısır döngü içinde tutmuş bazı illüzyonları anlatmak istiyoruz.

Bizim bolluktan anladığımız her alanda bol enerji akışıdır. Beşinci boyutta birlikte yaratma sanatının yerini bolluk içinde yaşama alır. Bu açgözlülük anlamına gelmez, çünkü bolluk ancak enerji akışının olduğu yerde vardır, açgözlülük doğal enerji akışını sekteye uğratır. Lütfen ruhsallığın bollukla ölçülmediğini anlayın, oyunun daha düşük titreşimlerinde maddeye düşkünlüğün ruhsallığın karşıtı olduğu düşünülürdü. Geçmişte insanın ruhen evrimleşebilmesi için yoksulluk yemini etmesinin gerekli olduğu sanılırdı. 

Daha düşük titreşimlerde bunun bir gerçeklik payı vardı, ama beşinci boyuta geçtiğinizden beri bu nitelikler değişmiştir. Bolluk içinde bir yaşam sürmek bulaşıcıdır!

Tasarladığınız şekliyle oyun bir alışveriş vasıtası içeriyordu. Oyunun başlangıcında, içinde bulunduğunuz sonlu formda oyunun hesabını bir biçimde tutmanın gerekli olduğunu anlamıştınız, bu karma olarak bildiğiniz şeydir. Tüm olaylar toplam karma üzerinde bir etki yaratır, onu artırır ya da azaltırlar. 

Daha yüksek titreşim düzeylerine geçtiğinizde bu hesap tutma sisteminin de titreşime uygun olarak ayarlanması gerekir. Böylece bir yaşamdan diğerine size eşlik eden uzun vadeli karma sorunları şimdi temizlenmiştir. İnsanlık olarak kaydettiğiniz ilerleme sonucunda uzun vadeli karmik bağlar ve grup karması bile artık ortadan kalkmıştır. 

Birçok kişi karmanın artık kullanımda olmadığına inanır, ama bize göre siz onu yeniden tanımladınız. Uzun vadeli karmik kontrol ortadan kalktığı halde hem olumlu hem de olumsuz tarzda dengeler yaratmak hala mümkündür. Yeni enerjide ona büyük olasılıkla sebep sonuç ilişkisi diyeceksiniz. 


Aradaki fark şimdi sonucun çok daha çabuk gelmesidir, artık sebeplere dayanan sonuçlarla karşılaşmak enkarnasyonlar almamaktadır.

Para dediğiniz şey bir enerji değildir, sadece bir enerji yansımasıdır ve anahtar da budur. Enerji daima dairesel bir devinim içinde hareket eder, ancak enerji yansımasının ille de bu şekilde hareket etmesi gerekmez, dolayısıyla alternatifler mümkündür. Parayla ilişkinizi kaydettiğiniz ilerlemenin bir ölçüsü olarak kullanmayın. Paranın yaşamınıza akışını etkileyecek şey parayla ilgili tutumunuz ya da inançlarınızdır.

Almaya gerçekten açık olduğunuzda para engellenmeden akmaya başlayacaktır. Yeni dünyanın yüksek titreşimlerinde tutku ve mutluluğunuz yönünde hareket etmeniz bolluğu otomatik olarak yaratacaktır.

Şimdi bolluk içinde yaşamanızı sağlayacak beş basit öneri sunacağız. Bu basit önerileri alışkanlık haline getirirseniz bir bolluk geleneğini benimsemiş olursunuz. 1- Enerjinizi merkezlendirin. 2- Bir boşluk yaratın (Merlin’in yasası) 3- Evrensel enerjiye karşı eylemleri kontrol edin. 4- Bolluk tutumunu benimseyin. 5- Zarafetle kabullenme sanatını uygulayın.

Birincisi, enerjinizi merkezlendirme yeteneğidir, doğal enerji akışına öykünür biçimde önceliği kendinize verme sanatıdır. Enerjinizi merkezlendirme yaşamınızın birçok alanını etkileyen önemli bir derstir, ama kolayca bencillikle karıştırılır, oysa arada fark vardır. Bencil davranan biri kendini enerji akışının önüne yerleştirir ve herkesi enerjiden yoksun bırakır.

Enerjisini merkezlendiren ise çalışmasını sürdürecek enerjiye sahip olabilmek için önce kendini enerji akışının önüne yerleştirir. Bu kavram çoğunuzun kafasını karıştırır, ancak bolluk yaratmada kritik bir öneme sahiptir. Enerji akışının önüne kendinizi yerleştirmediğiniz zaman yaratım daha başından bozulur, eğer kabınız boşsa bir başkasına yardım edemezsiniz. 

Bunu başkalarına yardım etmeyin anlamında algılamayın, söylediğimiz bu değil. Biz diyoruz ki, fedakarlık yeni dünyanın yüksek titreşimlerinde düşük titreşimlerdeki kadar işe yaramaz. Yeni dünyada fedakarlık yoluyla bir armağan verildiğinde armağan fedakarlığın ağırlığını yansıtan bir enerji ipliği taşır, dolayısıyla armağanlar ancak isteyerek, koşulsuz ve fedakarlık içermeden verilmelidir.

İkincisi, bolluğu çekecek bir boşluk (vakum) yaratmaktır, boşluk ancak paylaştığınız zaman yaratılır. Enerji ancak hareket halindeyken enerjidir, enerjinin akacağı bir yer yarattığınızda evrensel enerjinin yasaları harekete geçecek ve enerji boşluğu dolduracaktır. Yaratılan boşluk tipi yaratımın niteliğini de belirler. Kullanılabilecek iki temel boşluk tipi vardır, eterik boşluk ve fiziksel boşluk.

Eterik boşluk on kat olarak geri döner. Herhangi bir armağan vermek zaman ve uzay eterlerinde bir boşluk yaratır, bu tip boşluk on kat büyüme sürecinin başlangıcıdır. Yürekten bir armağan verdiğinizde size on kat olarak geri döner. Seve seve koşulsuz vermek daha fazlasının geri dönmesi için eterik bir boşluk açar. Lütfen paranın bir enerji formu değil, bir enerji yansıması olduğunu hatırlayın. 

Eğer armağanda koşullar ya da fedakarlık gibi herhangi bir enerji ağırlığı varsa daha az şey elde edilecektir. Bolluğunuzu çevrenizdekilerle paylaşın ya da fark yaratacağını hissettiğiniz bir amaca yardım edin, ama desteğinizle diğerlerinin yoksunluğa inanmalarına yol açmamaya gayret edin. Eğer bolluğunuzu bir başkasıyla paylaşıyorsanız onu kendi boşluğunu ve enerji akışını yaratmaktan sorumlu tutun.

Eğer verdiğiniz armağan alan kişide size bağımlılık oluşturursa geri dönen enerji daha az olacaktır.
Fiziksel bir boşluk ise fiziksel anlamda yer yaratarak oluşturulabilir ve bire bir geri dönüş sağlar. Eğer daha fazla giysi tezahür ettirecekseniz işe gardırobunuzda yer açarak başlayın. Eğer yeni bir araba tezahür ettirecekseniz garajınızı temizleyin. Fizik dünyadaki eylemleriniz etkili sonuçlara yol açacak bir boşluk yaratabilir. Yaşamınıza yeni şeylerin girmesi için yer açmanız bolluk yaratmaya yardımcı olacaktır. 

Fizik olarak yaratılan boşluğun geri dönüşü bire bir olacaktır. Merlin’in yasası bolluğun ifade edilmesinin bolluğu yarattığını söyler. Verme ucunda akışı başlatın ve onun çabucak alma ucuna yayılışını izleyin. Eğer ticari işlerinizde Başarılı olmak istiyorsanız her ticari görüşmede pazarlık edilenden biraz daha fazlasını vermenin bir yolunu bulun.

Üçüncüsü, evrensel enerjiyi onurlandırmaktır. Her şeye nüfuz eden evrensel bir enerji vardır, tüm boşluğu dolduran bir enerji. Tüm diğer enerjiler ortadan kaldırıldığında bu enerji varlığını sürdürür. O potansiyelin, sizin Tanrı dediğiniz şeyin enerjisidir. Bu enerjinin bir tek amacı vardır, zıtlık illüzyonunu yaratmak için birbirinden ayrılmış olanı tekrar birleştirip bütünlüğü sağlamak.

Beşinci boyutta evrensel enerjiye direnen her şey dirençle karşılaşacak, onu destekleyen şeylerse destek görecektir. Başka enerjinin bulunmadığı bu büyük boşlukta bütünleşme eylemini şu basit kural kolaylaştırır. Her aksiyon için eşit ve zıt bir reaksiyon vardır.

Dördüncüsü, yaptığınız her işte bolluk tutumunu benimsemektir. Mümkünse her seferinde kendinizi bolluk içinde yaşamanın sağlıklı örnekleri olan kişilerle Kuşatın. Kendinize iyi davranın, çünkü böyle yaptığınızda realitenizi bolluk realitesi olarak tanımlıyor olursunuz. 

Daha fazlasına erişmeye çalışarak ya da sahip olduklarınız için şükrederek bolluğa kavuşabileceğinizi anlayın. Daima ihtiyacınızdan daha fazlasına sahip olduğunuzu düşünün, ancak o zaman ne kadar çoğunu deneyimleyeceğinizi seçebilirsiniz. 

Zıtlar illüzyonu birbirinizden ayrı olduğunuza inanmanıza yol açmış, bu yüzden yoksunluk inancı ta başından beri oyunu kaplamıştır. Yaygın yoksunluk inancı gerçek bolluğu kavramayı, dolayısıyla deneyimlemeyi zorlaştırır. Yoksunluğun sebebi, insanın görebildiği şeyin var olan tüm şey olduğuna inanmasıdır. 

Dışınızda hiçbir şeyin bulunmadığı inancı sizi üçüncü boyuta ait yoksunluk illüzyonuna sıkı sıkıya bağlamıştır. Yeni dünyanın yüksek boyutsal düzeyleri artık yoksunluk inancını desteklemeyecektir.
Beşincisi, zarafetle kabul etme sanatıdır.

Bolluk sizi bulduğunda ancak akmasına izin verdiğiniz ölçüde size akacaktır, bu zarafetle kabul etme sanatıyla ilgilidir. Çoğunuz enerjiyi dışarı göndererek akış yaratma konusunda deneyimlisiniz, ancak enerji geri döndüğünde onu kabul etmekte zorlanırsınız. Şanslı olarak gördükleriniz genelde zarafetle kabul etme sanatında ustadırlar.

İşe iltifatları ve küçük armağanları zarafetle kabul etmeyi öğrenerek başlayın. Zarafetle kabullenme uygulaması yapın, o zaman armağanı veren kişiye geri vermiş olursunuz.

alıntı..