Booking.com

Niçin pireyi deve yaparız?

negatif insanlar ile ilgili görsel sonucu

Çünkü ego pirelerle iyi hissetmez, rahat edemez;o develeri ister.İnsanlar hiçbir şey yokken problem yaratıp durur. Binlerce insanla problemleri hakkında konuşmuşumdur ve henüz gerçek bir sorunla karşılaşmadım! Tüm sorunlar uyduruk; onları sen yaratıyorsun çünkü sorunlar olmadan kendini boş hissediyorsun.Ego sadece mücadele ettiğinde,savaştığında var olabilir, unutma.Ve sorun ne kadar büyükse,meydan okuma ne kadar büyükse, egon da o kadar yükselir, yükseğe havalanır."Tamam, develer olmayabilir ama pireler vardır." Hayır pireler dahi yok;bunlar senin yaratımların. Önce hiçbir şey yokken pireleri yaratıyorsun, sonra da pirelerden develeri yaratıyorsun
Hiçbir sorunun yok; sadece bu kadarı anlaşılmak zorundadır.Tam şu anda tüm sorunları bırakabilirsin çünkü onlar senin yaratımların.Sen çok büyük bir sorun yaratıcısın sadece bunu anla ve birden problemlerin yok olacak.Şayet bu oyundan bıkmadıysan devam edebilirsin ama neden olduğunu sorma. Biliyorsun.Neden basit .Ego boşlukta var olamaz, o bir şeyle savaşmaya ihtiyaç duyar.Ne zaman bir çatışma varsa gerginlik yükselir ve ego varolur; çatışma yoksa gerginlik kalkar ve ego yok olur.Ego bir nesne değildir,bir gerginliktir.Şayet senin kendi problemlerin yetmezse, insanlık hakkında ve dünya hakkında ve gelecek hakkında sosyalizm,komünizm ve tüm bu çöplükler hakkında düşünmeye başlarsın. Sanki bütün dünya senin tavsiyelerine mahkûmmuş gibi onun üzerinde düşünmeye başlarsın.Egonun bazı problemlere ihtiyacı vardır.Bunu anlarsan,bu kavrayışın kendisinin içinde tekrardan develer pireye dönüşür ve sonra da pireler yok olur. Ansızın bir boşluk, her tarafta saf bir boşluk vardır Birden yaşamaya başlayacaksın.Yiyeceksin, uyuyacaksın, seveceksin, sohbet edeceksin, şarkı söyleyeceksin, dans edeceksin;yapılacak başka ne var ki?Tam şu anı yaşamaya başla ve daha çok yaşadıkça daha az sorun olduğunu göreceksin. Çünkü artık senin boşluğun çiçek açıyor ve yaşıyor,buna gerek yok. Yaşamadığında aynı enerji acılaşır.Bir çiçek haline gelecek olan enerji tıkanır. Ve tomurcuklanmasına izin verilmediğinde kalpteki bir diken halini alır.O aynı enerjidir.Şayet insanlar biraz daha çok dans edebilir, biraz daha çok çılgınlaşabilirse enerji daha iyi akacaktır ve onların sorunları yavaş, yavaş kaybolacaktır.Yaşa, dans et, uyu her şeyi mümkün olduğunca tam olarak yap. Ve tekrar ve tekrar hatırla: "Ne zaman kendini herhangi bir sorun yaratırken yakalarsan kendini hemen onun içinden sıyır. Bir kez sorunun içine girdiğinde bir çözüme ihtiyaç olacak. Ve bir çözüm bulsan dahi, bu çözümün içinden bin bir tane başka sorun çıkacaktır yeniden. Bir kez ilk adımı kaçırdığında yeniden tuzağa düştün.Daha çok enerji kullan, o zaman taze enerjiler akıyor olacak. Sen sadece bir cimri olma. Onları bugün kullan; bırak bugün tam olsun; yarın kendi başının çaresine bakar, yarın hakkında endişeye kapılma. Kaygı, problem, endişe, bunların hepsi sadece bir tek şeyi;doğru bir biçimde yaşamadığını, hayatının henüz bir kutlama, bir dans, bir şenlik olmadığını gösteriyor.O yüzden de tüm bu sorunlar...Yaşarsan ego yok olur.Hayat ego nedir bilmez, o sadece yaşamayı, yaşamayı, yaşamayı bilir.


OSHO

Kuantum sıçrama nasıl yapılır?

gözlerini kapatmak ile ilgili görsel sonucu
Kuantum sıçraması yapmanın 21 adımlık bir uygulaması var ancak ilk 5 adım en önemli uygulamaları içermektedir.
Kendinizi geliştirmeye hazırmısınız. Kuantum sıcraması yapmak istiyormusunuz. Öyleyse elinize kağıt ve kalem alın ve kendinize sorun: "Ben nasıl bir yaşam içerisinde olursam gerçekten kendimi mutlu hissederim"
Çünkü insanın yaşamındaki en büyük hedefi mutlu olmaktır. Çekim yasasıda mutlu olmak üzerine kuruludur. Çünkü mutlu olduğunuzda istediğiniz her şey size çok rahat bir şekilde akmaya başlayacaktır. Eğer mutlu değilseniz istediğiniz hiç bir şey olmayacaktır.
Hazırsanız kuantum sıcramasının ilk 5 adımı ile ilgili çalışmaya başlayalım.
1.Adım: Gözünüzü kapatın ve deyin ki ben nasıl bir yaşam istiyorum. Burada tüm kural “olsun”
“Beni seven bana değer bir eşim, evim veya işim olsun.” Tabi burada sizin için önemli olan özelliklerle niyetinizi detaylandırabilirsiniz.
“Ferah aydınlık huzurlu bir evim olsun” gibi..
Ne istediğinizi bilen bir zihin sizi istediğiniz yere götürür.
Bazen şöyle yapıyoruz. İşte çok güzel bir evim olsun dubleks vesaire.. ardından nereden bulacağım ki!
Ne oldu iptal ettiniz. Kendi kendinize olmayacağına karar verdiniz. Kafanıza olumsuz bir düşünce bile geldiğinde onu sevgiyle uzaklaştırın. “ben bunu istiyorum” diyin.
2.Adım: Bu hayatı gerçekleştirdiğinizde neler hissedeceğinizi yazıyorsunuz. {Yine gözlerinizi kapatın. Sıklıkla gözlerinizi kapatın diyorum çünkü dışarıda algılarımızdan dolayı isteğimize ulaşamıyoruz.}
Bu arada gözlerinizi kapattığınızda mutlu olmak istiyorum demeyin. Mutluluk bir durumun adıdır! Mutluluk bir his değildir. Bir insan başarılı bir iş çıkardığında kendini değerli hisseder bu yüzden mutluluk durumuna ulaşır.
O yüzden gözlerinizi kapattığınızda mutluluk demeyin sadece; Sizi mutluluk durumuna ulaştıracak halleri yazın.
Yani kendimi böyle bir yaşam içerisinde;
Güçlü hissederim,
Güvende hissederim,
Değerli hissederim,
Sağlıklı hissederim,
Keyifli hissederim,
Duygularımız bunlar.
Her düşüncemiz gerçekleşmiyor içerisinde sadece duygu olan düşünceler gerçekleşir. Bunu şöyle düşünün bir araba içerisinde yakıt olmadan gider mi, gitmez. O zaman ne yapmak lazım düşünceyi bir araba gibi düşünün, bu düşüncenin harekete geçmesi için ona mutlaka bir duygu verilmesi lazım. Bu nedenle korktuğumuz başımıza gelir sözünü sıklıkla duyarız. Çünkü korku güçlü bir duygu frekansıdır ve düşünceleri gerçekleştirir. O zaman ne yapıcaz korkuyu değil, yerine coşku, arzuyu hedeflerimiz gerçekleştiğinde duyacağımız duyguları yerine koyacağız.
3.Adım: Bu arzu ettiğiniz hayat olabilirliliği olan bir şey mi bunu kendinize sormalısınız. Çok fazla uçmıycaz. Olasılığın biraz üzerine çıkacağız.
Eğer olabilir gelmiyorsa neden olduğunu yazın. İlk etapta daha olabilecek bir şey niyet edin. Zihin kas gibidir nasıl ki bir sporcu idman yaparak arzu ettiği performansa ulaşırsa zihinde aynı şekilde çalışacak.
4.Adım: Hak etme. Bazı insanlar bu durumda kendi kendine ket vuruyor!
İşte sevgiyi hak etmediğini, parayı hak etmediğini… bunlar geçmişte yaşadığı deneyimlerle orantılı.
Belki geçmişte birilerini üzdükleri için sevilmeyi hak etmediğini düşünüyor. Paranın kötü bir şey, kirli olduğuna inanıyor.
Yine gözlerinizi kapatın ve "ben bunu hak ediyor muyum?" diye düşünün, değilse bile "mış" gibi yapın.
5.Adım: Karar maddesi. Ben arzu ettiğim bu hayatı gerçekleştirmeye karar verdim!
Ben tüm varlığımla bu hayatı gerçekleştirmeye karar veriyorum.
Ve altına da imzanızı atın......
İmza paraf şeklinde olmasın. Mutlaka açık adınızı yazın dilerseniz soyadınızda. Yukarı doğru atıyorsunuz. Altını çizmiyor, üstünü kapatmıyor ve üzerine karalayarak kendinizi sabote etmiyorsunuz!
Bunu neden yapıyoruz?
Bizim bilinçaltımızın dili bedenin diliyle, konuşmalarımızda kullandığımız sözcüklerde birde imzamızda ortaya çıkıyor.
Ardından başka bir hedef kartı alın üzerine 6 ay sonra neler oldu, neler gerçekleşti bunu yazın... Bu defa "oldu" diliyle yazıyoruz!
21 gün boyunca her sabah uyandığınızda yataktan kalkmadan beyniniz alfa dediğimiz modayken kayıt aldığı modda, hedef kartınıza yazmış olduğunuzu okuyorsunuz ve mutlaka gülümseyerek yataktan kalkıyorsunuz.
Akşamleyin yatağınıza girdiğinizde ise; gerekli olumlamalarınız varsa onları yoksa biraz evvel hedef kartında olan yaşam planınızda "oldu" diliyle oluşturmuş olduğunuz arzu ettiğiniz hayatı zihninizde canlandırmaya başlıyorsunuz.
Yatağa uzanıyor, gözlerinizi kapatıyorsunuz... Neden gözlerimizi kapıyoruz? Çünkü beyin o esnada Alfa dediğimiz dalga boyuna iniyor. Bu dalga boyu bizi bilinçli zihinden bilinçaltı zihine geçiren, geçiş alanı yapan bir frekans.
Bu frekans esnasında zihinde yapılan tüm canlandırmalar ve yapılan tüm telkinler nöronlar tarafından kayıta alınır!
Bunu her gece yaptığınızda o nöronlar arasında ilişkilendirme örülmeye başlıyor. Yani varlılığına olabilirliliğine inanmaya dönüşüyor. "Mış" gibi yaptığımız çalışma bir süre sonra evet, ben bunu yapabilirim, ben bunu hak ediyoruma dönüşüyor. Her ne kadar egomuz bizi vaz geçirmeye çalışsada vazgeçmeyelim lütfen.
21 günlük çalışma çok önemli. Neden?
Çünkü 21 günün sonunda beyin hücreleri bölünmeye başlıyor. 1 nöron 2'ye... 2 nöron 4'e.... 4 nörona 16'ya bölünerek. kardeş hücreler ortaya çıkacak. Yani bu ne demek, hücrelere verilen bilgi çoğalacak...
Bundan sonrasında bir hafta nadasa bırakıyorsunuz. O esnada bazı değişimlerin olduğunu görüyorsunuz. Ancak kesin sonucu ancak 3 aylık sürecin sonunda göreceksiniz.
Sonra ikinci 21 günlük periyoda gireceksiniz. Ve sekiz gün nadas dönemi. Son olarak bir 21 günlük periyotla 3 aylık süreci tamamlayacaksınız.
3 Aylık sürecin sebebi, nörobioloji çalışmalar şunu gösteriyor. Bir düşünce sisteminin değişmesi ya da yeni bir düşünce sisteminin oluşabilmesi için olması gereken olmazsa olmaz süreçtir.
Bu yüzden kesin sonucu ancak 3 aylık sürecin sonunda görebilirsiniz.

21 GÜN KURALI

21 gün kuralı ile ilgili görsel sonucu


Sadece irade kullanarak alışkanlık değiştirme çabaları ancak kısa bir süre işe yarar. Sonra eski alışkanlıklara geri dönülür. Çünkü bilinç ile bilinçaltı çatıştığında kazanan daima bilinçaltıdır. Örneğin, siz bilinçli olarak sigarayı bırakmak isteyebilirsiniz ama bilinçaltınızda sigarayla ilgili olumlu bir kayıt olduğu sürece iradenizi kullanarak sigarayı bir süre bıraksanız bile bir müddet sonra yine başlarsınız. Bilinçli zihin dakikada dokuz düşünceyi bilinçli olarak algılayabilir; ama bilinçaltı bir dakikada 2.3 milyon bilgi parçacığını prosesten geçirir.
Olumlu ve olumsuz alışkanlıkların, yaşam deneyimlerinin, inançların belleği bilinçaltındadır.
Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz. Kötü alışkanlıkları yok etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten daha zordur. Yeni bir alışkanlığı yerleştirmek için 21 gün boyunca hiç ara vermeden tekrar gerekir. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer. Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsunuz değil mi?
Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza belirli bir olgunlaşma süresi tanımanız gerekir; bunu kuluçka dönemi olarak düşünün. Unutmamanız gereken, bu 21 günlük kuluçka dönemini hiç sekteye uğratmadan tamamlamanız gerektiğidir.

YAŞLILIKDAN VE YAŞLANMAKDAN KORKMAMAK LAZIM...

EĞLENCELİ YAŞLI ile ilgili görsel sonucu

ABD'li ünlü komedyon George Carlin'in ilginç önerileri var:

1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy...

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara yaklaşmayın.

3. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik. Beyniniz atıl kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da, Alzheimer'dir.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun ve var gücünüzle gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aileniz, kedi, köpek, kuş,balık, müzik, bitkiler... 
Ne olursa. Eviniz, sığınağınız olsun! Tadını çıkarın!...

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse, üstüne titreyin. Bozuksa,düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız, yardım isteyin.

9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi veyabancı ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusunakapılmayın.

10. Sevdiğiniz insanlara, onları sevdiğinizi söyleyin. Her fırsatta
sevdiğinizi hissettirin.

11. Hiç unutmayın ki yaşam, aldığınız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür...

Hayatımızda Bolluk ve Bereketi Nasıl Arttırabiliriz!


para resimleri ile ilgili görsel sonucu
Para kirlidir !

Zengin insanlar parayı helal olmayan yollardan kazanırlar !

Çok param olursa başıma kötü bir şey gelir !

Bu ve buna benzer negatif inançları size gelecek olan bolluk ve bereket enerjisini engelleyen güçlü duygulardır. Bu inançlarınızdan kurtulun.

Paranın bir amaç değil, bir araç olduğunu her zaman hatırlayın.

Düşüncelerinize sınırlar koymayın. Çoğunlukla evrenden - yaradandan – büyük bir şey istersek, vermez zannederiz. Bu yüzden maddi ve bazen de manevi anlamda büyük istekler bizi korkutur.

Hiç düşündünüz mü, günlük yaşantınızda suyu veya ekmeği elde ederken zorlandığınız oldu mu hiç?

Hiç bir günün sabahında uyandığınızda, ben bugün ekmek ve su bulamayacağım, açlıktan ve susuzluktan öleceğim diye düşündünüz mü?

Düşünmediniz değil mi?

Evet, çünkü bilinçaltınız ekmek ve suyun kolayca elde edilebilecek yiyecekler olduğunu bilir, bu yüzden bu konuda bir sınır yoktur ve siz de, ömrünüz boyunca ekmek ve suya ulaşma konusunda bir sıkıntı çekmezsiniz.

Ancak iyi bir iş, güzel bir ev ve son model bir araba istemeye gelince işler değişir !

Neden değişir?

Çünkü bilinçaltınız bunun imkânsız olduğuna ikna olmuştur baştan beri! (Onu siz ikna etmişsinizdir!)

Bilinçaltınızda o evi ve arabayı alacağınıza dair ufacık bir inanç geliştirmemişsinizdir. Bu yüzden bunları edinemeyeceğine dair inancınız sonsuzdur!

İstedikleri gibi maddi imkânlara, eve ve son model arabalara sahip olanlar ise, bu isteklerini alacaklarına gerçekten inanmış kişilerdir.

Bir söz vardır, bilinçaltınız bir şeyin olacağına inanırsa onu gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Ama olmayacağına inanırsa, bu sefer gerçekleştirmemek için elinden gelen her şeyi yapacaktır!

O zaman şu sonucu çıkartabiliriz, doğru istemeyi, istemekten korkmamayı öğrenelim.

Evrende herkes için sınırsız bir bolluk bereket vardır. Bilinçaltı ikna edildiğinde ve doğru istendiğinde elde edilemeyecek hiç bir şey yoktur.

Yeter ki isteyin, büyük düşünün ve hiçbir zaman isteklerinize sınır koymayın!

Diğer önemli bir konu da, isteklerimize koşul koymamız.

Gece gündüz çalışırsam, zengin olabilirim !

Bir tane evim, arabam olsun bana yeter, mutlu olurum!

Emekli olayım, o zaman rahat olurum!

İstediğim işe ancak askerden sonra girebilirim... v.s.

Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Açıkça görebildiniz mi, ne kadar sınırlı ve koşullara dayalı düşünceler olduğunu?

Bu sınırlı ve koşullu düşüncelerin harfiyen evren size verecektir. Varlıklı olabilmeniz için gece gündüz hiç durmadan çalışmanız gerektiğine inanan bilinçaltınız, bunu size yaşatacaktır.

Huzura, refaha kavuşmak için emekliliğinizi beklemek zorunda kalacaksınız!

Bu şartlar ve koşullu isteklere sahip olmadığınızda evrenin sınırsız bolluk ve bereketine kapılarımızı sonuna kadar açarız.

Bolluk ve bereket için yer açmak da önemli başka bir kuraldır.

Evinizdeki, ofisinizdeki, yaşadığınız mekânlardaki, dolapta, mutfakta tüm eskimiş ve kullanmadığınız ne varsa kolilere koyup ihtiyacı olanlara verin. Neyi verdiyseniz, elinizden çıkarttıysanız, bir süre sonra yenilenmiş şekilde size geri dönecektir.

Çünkü siz boş alan yarattınız yeninin gelmesi için. Yeninin sizle buluşması için eskiyi göndermeniz gerek.

Düzenli ve tertipli olmak, bolluk ve bereket enerjisinin hayatımıza hızlı bir şekilde akmasına neden olur. Varlıklı insanlarla ilgili yapılan bir araştırmada, bu kişilerin çok düzenli, tertipli oldukları ortaya çıkmış. Tesadüf olabilir mi bu?

Bolluk ve bereket enerjisi, düzeni, intizamı, temizliği ve tertibi sever çünkü. Bolluk ve bereket enerjisini çekmek için, hayatımızda temiz ve düzenli alanlar yaratmak gerekir.

Düzensiz pis, tozlu ortamlar negatif enerjiler barındırır, bu da negatif, kirli enerjileri taşır hayatımıza

En kısa zamanda çekmecelerinizi düzenleyin, tozluysa tozlarını alın, dolaplarınızı, yaşadığınız mekânları daha düzenli ve tertipli hale getirin. Böylelikle yaşadığınız mekânlarda daha tertipli, temiz enerjiler barındırın ki, pozitif enerjilerle buluşun.

Bolluk ve bereket bilincini geliştirirken, faturalarınıza, kiranıza, ödemelerinize yöneltmeyin dikkatinizi. Zira elinizden çıkan parayı ne kadar çok düşünürseniz, o kadar fazla para çıkar elinizden.

Dikkatinizi daima kazançlarınız üzerinde yoğunlaştırın ki, size geri dönenler kazançlarınız olsun.

Hayatınızdan “param yok” sözünü ebediyen çıkartın. Evrene gönderdiğiniz mesajlar daima kazanca ve varlığa dair olsun.

Son olarak niyet enerjisinin gücünden bahsetmek istiyorum sizlere.

Özellikle sabah uyandığınızda güne güzel niyetlerle başlayın. Sıkıntınız bolluk, bereket konusunda ise, güzel ve pozitif niyetlerinizi evrene gönderiz. Niyet enerjisi kişiye çok hızlı geri döner. İslamiyet’te de niyetin çok büyük bir önemi vardır. Niyet ettim abdest almaya, niyet ettim oruç tutmaya, niyet ettim namaz kılmaya dememizin sebebi budur.

Şimdi hemen bolluk ve bereket enerjilerinizle buluşmaya gönülden ve sesli olarak niyet edin.

Karşınızda set oluşturan ego bazlı, tüm korkularınızı hemen şimdi, şu anda dönüştürmeye niyet edin.

ALINTI

Paranızı maddi şeyler için değil, deneyimler için harcayın!

İlgili resim

Hepimiz deli gibi çalışıyoruz ve düzenli ödemelerimizden sonra elinizde fazla para kalmıyor. İşte bu nedenle sınırlı olan paramızı bilimin de söylediği gibi bizi mutlu edecek şeyler için harcamalıyız.

Maddi şeyler paradoksu

Cornell Üniversitesinde psikoloji profesörü olarak çalışan Thomas Gilovich tarafından yürütülen 20 yıllık çalışma sonucunda güçlü ve net sonuçlara ulaşıldı: Maddi şeyler neticesinde yaşadığımız mutluluk hızlı bir şekilde tükeniyor. Bunun üç önemli nedeni var:

1- Maddi şeylere hemen alışıyoruz. Özgün ve heyecan verici görünen maddi şeyler hızlı bir şekilde norm haline geliyorlar.

2- Çıtayı yükseltmeye devam ediyoruz. Yeni satın almalar yeni beklentilere neden oluyor. İster istemez bu yeni şeylere de alışıyoruz ve daha iyisini aramaya başlıyoruz.

3- Maddi şeyler doğaları gereği karşılaştırmaları artırıyorlar. Yeni bir araba alıyoruz ve arkadaşımız daha iyisini alana kadar heyecan duyuyoruz – ve birileri her zaman daha iyisini alıyor.

Gilovich şunları söylüyor: “Mutluluğun en büyük düşmanlarından biri adaptasyon. Mutlu olmak için bir şeyler alıyoruz ve başarılı oluyoruz. Bu yeni şeyler önce bizi heyecanlandırıyorlar ancak daha sonra onlara da alışıyoruz.”

Maddi şeyler satın alarak elde ettiğimiz mutluluğun sonsuza kadar devam edeceğini sanıyoruz. Gördüğümüz, duyduğumuz ve dokunduğumuz bir şeye yatırım yapmak mantıklı geliyor. Ancak bu doğru değil.

Deneyimlerin gücü

Gilovich ve diğer araştırmacılar deneyimlerin sağladığı mutluluğun daha uzun ömürlü olduğunu buldular. İşte nedeni:

Deneyimler kişiliğimizin bir parçasıdır. Gördüğümüz her şeyin, yaptığımız şeylerin ve bulunduğumuz yerlerin toplamından oluşuyoruz. Apple Watch almak kim olduğunuzu değiştirmez ancak baştan sona yürüyerek Ağrı Dağının zirvesine ulaşmanız sizi değiştirecektir.

Gilovich şunları söylüyor: ” Bizim için deneyimlerimiz maddi şeylerden daha önemli. Maddi eşyalarınızı gerçekten seviyor olabilirsiniz. Kişiliğinizin bunlarla bağlantılı olduğunu bile düşünüyor olabilirsiniz ancak bununla birlikte durum bunun tam tersidir. Deneyimleriniz sizin parçanızdır. Hepimiz deneyimlerinizin toplamından oluşuyoruz. ”

Karşılaştırmalar çok önemli değildir. Maddi şeyleri karşılaştırdığımız gibi deneyimlerimizi karşılaştırmıyoruz. Yapılan bir Harvard çalışmasında insanlara akranlarınızınkinden daha düşük olan yüksek bir maaş mı almak istersiniz yoksa akranlarınızınkinden daha yüksek olan düşük bir maaş mı almak istersiniz diye sorulmuş ve çoğu emin olamamış. Ancak aynı kişilere tatil süresinin uzunluğu sorulduğunda, çoğu insan akranlarınkinden kısa olsa bile uzun süreli tatili tercih etmiş. Herhangi iki deneyimin nispi değerinin niceliğini belirlemek zordur.

Beklenti önemlidir. Gilovich beklentiyi de incelemiş ve deneyim beklentisinin heyecana ve eğlenceye neden olduğunu ve maddi bir şeye sahip olma beklentisinin de sabırsızlığa neden olduğunu bulmuş. Deneyimler, planlamanın ilk dakikalarından itibaren heyecana neden olurlar. Anılarımızı her zaman sevgiyle anarız.

Deneyimler geçicidir ( bu iyi bir şey ). Düşündüğünüz kadar havalı olmayan bir şey satın aldınız mı? Aldıktan sonra hayal kırıklığına uğradınız mı? Alıcılar, satın alma beklentilerini karşılamasa bile şöyle söylerler: ” Tabii ki çok havalı ancak verdiğim paraya değmezmiş.” Deneyimlerimiz için böyle söylemeyiz. Hepsini bir araya getirirsek

Deneyimlerin bizi daha çok mutlu ettiğine inanan sadece Gilovich ve meslektaşları değil. University of British Columbia’dan Dr. Elizabeth Dunn’da aynı konuyla ilgili çalışmalar yapıyor ve maddi şeylerin sabun köpüğü gibi kısa sürede söndüğünü ve geçici mutluluğa neden olduğunu söylüyor. Başka bir ifadeyle, bu tür mutluluğun hızlı bir şekilde buharlaştığını ve sonrasında daha fazlasını istediğimizi söylüyor.

BİTİRMEK VE İKİNCİ EVLİLİKLER DAHA MI ZOR?

İlgili resim
Evlilik ortalama olarak tüm toplumlarda desteklenen ve sağlıklı olduğu Kabul edilen bir sistemdir. Böyle olunca da insanlar sürekli evlenmeye,yürütmediklerinde boşanmaya boşandıktan sonra da tekrar evlenmeye çalışırlar.

Yapılan evliliğin ne kadar doğru olduğu, Evlilik kurumuna değil, iki tarafın uyumuna ve paylaşımına bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Çünkü bilindiğinin aksine evlilik iki küreği olan bir teknedir. Eğer eşiniz ile kürekleri çekemiyorsanız, tekneyi değil aranızdaki uyumusuzluğu ele almalısınız. Bu anlamda Evlilik kurumunu eleştirenleri çok fazla görmekteyken, eleştirenlerin kendileri ile ilgili evlilik algılarında yetersizlik olduğunu da gördüğümü söylemeden geçemem.
Mesela Evlilik aşkı öldürür mü? Aslında evlilik aşkı öldürmez. Evliler, aşkı öldürür. Sonuçta uzun yıllardır devam eden flörtlerde aşk diri mi sanki? Hayır. Ya da aşkı Evlilik öldürüyorsa, flört edenler neden ayrılıyor?. Aşk her şekilde ölür. Evli olsanız da olmasanız da siz,partneriniz veya her ikiniz aşkı öldürmeye yeterli bir güce sahipsiniz.
Yapılan evliliklerde zamanla aşk renk değiştirerek ve uyum ve paylaşıma bağlı olarak sevgiye dönüşür. Ama özellikle söylüyorum : uyum ve paylaşım ile sevgiye dönüşür. Aksi taktirde aşk biter ve sevgiye dönüşmezse duygusuz bir evlilik ya da ayrılık kaçınılmaz sonuçtur. Eğer aşk sevgiye dönüşürse zaten duygu kanalı sürekli aktif olacağı için Evlilik sürekli beslenir. Evliliği besleyen uyum ve ,sevgidir. Sevgiyi besleyen ise ilgidir.
Tam tersi durumlarda ise ayrılma kaçınılmaz olmaktadır. Uyumsuz bir çiftsiniz, sevgi bitmiş, sürekli gerginlik ve kavga. Ayrıca mantıken iki taraf da bitmesi gerektiğini düşünüyorsa geriye sadece mecburiyetler ve bağımlılıklar kalmıştır.
Evliliğin bitme sürecinde , kadın bitene kadar çabalar ve taziye tutar. Erkek ise bittikten sonra ( kaybedeceğini anladığında) taziye ve mücadeleye başlar. Ama kapılar kapanmışsa çabalar çoğu zaman sadece süreyi uzatır sonucu değiştirmez. Çünkü kolay kolay kimse birden boşanmak istemez. Yaşanmışlıklar ve yıllarca verilen çabalar, kişiyi/kişileri o noktaya getirmiştir. Dışardan algılandığı gibi son zamanlarda oluşan bir durum değildir.
Biten evliliklerden sonra ise bizim önerdiğimiz ;aklı kalbi ve bedeni nadasa bırakmaktır. 6 aydan az olmakmak üzere 18 aya kadar bir nadas süresi gerekir. Hem eski evliliğin otopsisini yapmak, hem kendini gözden geçirmek hem eski evlilikten kalan uzantılardan, gerginlikten güvensizlikten arınmak için bu sure mutlak gereklidir.
Eğer sağlıklı bir süreç geçirmişseniz, muhtemelen yeni ilişki için aceleci olmadan,eskisinin tersini aramadan, sadece bir niteliği yüceltmeden arayışa girersiniz. Mesela nadas yapmayan kişilerde : eski eşi öfkeli ise, yenisi için ilk şart “sakin olmalı” kuralıdır. Kişi sakinlik şartına o kadar odaklanır ki diğer özelliklerini gözden kaçırır. Sonrasında sakin olanla evlenir ama onun da mesela sorumsuz veya benil yanından dolayı boşanabilir. Yani tek özelliğe odaklanmamalıyız. Ayrıca bir şeyin tersi de doğru insan değildir.
Ikinci evliliklerde süreç ,birinci evliliklere gore daha zordur. Neden ?
Uzantılar artmıştır ( 1.evlilikten gelen çocuk,eski eş, boşanmış etiketi,eski eşin akrabaları,eski evlilikten kalan hatıralar veya eşyalar vs)
Beklenti yüksektir. ( bu sefer kesinlikle hata yapmamamlıyım,daha çok mutlu olmalıyım)
Kanıtlama ve kendini temize çıkarma ( Eğer iklinci evliliğimde mutlu olursam, 1.evlilikte hataların ihalesi eski eşime kalır)
Birinci evlilikten gelen çocukların yarattığı geniş ve karmaşık ilişki ağları
Kıskançlık ( eski eşe, çocuğa eski evlilikten kalan arkadaş ve ilişkilere yönelik)
Birinci evlilikten gelen eşe veya çocuğa karşı suçluluk duyguları.Ayrılan eşe ve çocuğuna suçluluk duygusu nedeniyle fazla zaman ayırma,boşanmamış gibi hissetirmeye çalışma
Eski eş ve çocukla görüşme ve iletişimde sınır sorunu
Birinci evlilikten gelen tahammülsüzlük ve yıpranmılşlık
Taraflardan birinin ilk evliliğin olmasının getirdiği her şeyi sıfırdan yaşama isteği
Üvey anne/baba sorunu
Üvey Ebeveyn ile yaşamak istemeyip evden kaçan çocuklar
Yeni çocuk yapma.
Taraflardan birinin ailesinin boşanmış eş adayını istememesi
Nafaka ve varsa tazminat sorunu
İkinci evliliklerde eş seçimi tercihinin yanlış yapılması halinde sorunlar daha fazla yaşanır. Çünkü alt yapısındaki sorunlara bir de klasik uyum ve iletişim sorunları eklenirse ilişki daha fazla çıkmaza girer.
Artılar ise: Tecrübenin verdiği bilinç ile sorunları önceden fark etme, sorun esnasında uzatmama, çözüm odaklı tartışma, daha iyi cinsellik,tecrübeli anne-babalık,birinci evlilik sonrası paylaşım sonunda elde edilen ekonomik kazanç vb gibi.
İkinci evliliklerde en önemli konu birinci evliliklerin katkılarıyla baş edebilme konusudur. Eğer eşler birbirlerini oldukları gibi Kabul eder ve birbirlerine destek verirlerse ortalama 2 yıl gibi bir sürede sistem oturmaya başlar.Önemli olan süreci doğru planlamak ve sabırla doğru yöntemleri devam ettirmektir. Bu süreçte aile danışmanı desteği aksayan konularda devreye sokulmalıdır.
ÖNERİLER
İkinci evliliklerde ,iki tarafın geçmiş evlilikleri, çocukları mutlak olarak baştan kabul edilmelidir.
Eşler, birbirinin ebeveyn rolüne müdahale etmemelidir.
Eşler birbirini “ya ben ya çocuğun” seçeneğini dayatmamalıdır. Doğru olan her ikisinin olmalısıdır.
Eşlerin eski eşleri ile ortak çocukları dışında paylaşımları olmamalıdır. ( beraber yemek yeme, tatile gitme aynı evde kalma vs gibi)
Eski eş ile arkadaş kalmaya çalışılmamalıdır. Başarılsaydı boşanma olmazdı.
Eşler, birbirinin bir önceki evliliğinden olan çocuklarıyla yarışması ve değer kıyaslaması yapmaması gerekir.
Önceki evliliğinden kalan eşya, kıyafet vb. şeyler, yeni evliliğe aktarılmamalıdır.
Eşler, eski eşleri ile görüşürlerse bunu eşine söylemelidir.
Her zaman şeffaf olunmalıdır.

SERHAT YABANCI
Yazar / Evlilik-İlişki Terapisti

Doğru Olanı Yapmaktan Vazgeçmeyen Mutlu İnsanların 10 Özelliği


Bazı insanlar doğru bir insan olmanın basitçe her koşulda doğru şeyi yapmak olduğunu, bazıları ise kimsenin haberi olmadan yapılan doğru davranışların gerçekten doğru bir insan olmanın şartı olduğunu düşünür. Nitekim gerçekten doğru olmayı hayatının felsefesi haline getirmiş bir insan bunu sadece öyle görünmek için yapmaz. Doğrulukla bütünleşmiş bir hayat yaşamaya çalışan biri sadece doğru olduğunu düşündüğü için kararlarını o yönde şekillendirir. Düşmanını düştüğünde yerinden kaldırabilecek iç görüye sahip bu insanların zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu düşünebilirsiniz. Aslında bu güçlü bir kişiliğin göstergesidir. Doğrulukla bezenmiş bir kişilik, sadece kendisi için doğru olanı yapmaz ve çevresindekileri de düşünür. Eğer doğru olanı yapmayı bir an bile hayatınızdan eksik etmiyorsanız, bu özelliklere sahipsinizdir.

1- Özgün bir kişiliğe sahiptirler.


Özgün olmak insanın kendisi olması demektir. İnsanın olabileceği en mükemmel halidir. Özgün insanlar başkalarından daha iyi olmayı amaç edinmezler. Alçak gönüllüdürler ve iletişim kurması kolay bireylerdir. Özgün oldukları için kimseyi kıskanmaz aksine onların mutluluğuyla mutlu olurlar.


2- Zamanın kıymetini bilirler ve diğer insanların zamanını çalmazlar.

Her şeyin en doğrusunu yapmaya çalışan bu bireyler, diğer insanların hayatları için de en iyisini düşünürler. Zamanın ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu bildikleri için diğer insanları bekletmezler. Onlar için iyi bir şey yaptığınızda teşekkür etmeden geçmezler, küçük bir şey olsa bile. Bunu yaparlar çünkü insanların zaman ve uğraşlarına saygı gösterirler.

3- Çevresindekileri övmekten çekinmezler.


Başkasının ışığını çalmaya çalışmazlar. Eğer birinde hoş olan bir şeyi fark ederlerse, mutlaka bunu dile getirirler. İnsanları kolay kolay yargılamazlar çünkü kimsenin mükemmel olmadığının farkındadırlar.

4- Alçakgönüllüdürler.

Doğruluktan sapmayan insanlarda görülen bir diğer özellik de alçakgönüllü olmalarıdır. Yaptıkları bir yanlış varsa bunu inkar etmezler veya başkasını suçlamazlar. Yanlışlarıyla da kendilerini kabul eder ve severler. Hiçkimse her zaman doğru şeyi yapamaz. Fakat bu insanlar doğru olanı yapmaya gayret eder. Yardım ederek çoğalırlar. Ne olursa olsun başkalarına yardım etmekten bir an olsun geri durmazlar.

5- Özür dilemeyi bilirler.

Bazı bireyler özür dilemenin onları eksilteceğini düşünür. Bundan yüksünürler. Doğru bir insan olmak aslında olgun olmaktır. Olgun, kendini yetiştirebilmiş bir birey özür dilemenin kendisinden bir şey alıp götürmeyeceğini bilir. Hatasının farkına vardığına özür dilemesi gerekiyorsa bunu yapacaktır.

6- Sürekli kendilerini suçlamazlar.

Karşısındaki insanın hatasını fark ettiğinde kendisini suçlamaya devam etmez. Farkındalığa sahip olmayan kişiler karşısındakinin hatasının olup olmadığını anlamakta zorlanabilir. Kafanız karışıyor ve hatanın kendinizde mi yoksa karşınızdaki kişide mi olduğunu bilmiyorsanız, sakince oturup kendi hatalarınızı ve karşınızdaki kişinin hatalarını dürüst bir şekilde düşünün. Yetişkin olduğumuzda yapmakta en çok zorlandığımız şey sakin kalmak. Sakin kaldığınızda tüm sorunlarınızı soğuk kanlı bir şekilde halledebilirsiniz.

7- İnsanların söylediklerini ciddiye alırlar.

Doğru olanı yapmaya çalışan bir insanı ikna etmek için çok çaba sarf etmek zorunda değilsiniz. Dürüst bir insan oldukları için zaten sizin söylediklerinizi dikkate alıp, inanacaklardır. Doğruluktan ayrılmayıp bir yandan da insanların gerçek niyetini anlayabilecek iç görüye sahiplerse, kandırılmaları çok zordur. Zaten sakin bir şekilde olayları gözlemleyebildikleri için karşılarındaki insanların niyetlerini de ufak bir gözlemle anlayabilirler.

8- Aynı fikirde olmadıkları insanlarla kavga etmezler.

Aynı fikirde olmayan iki taraf illa kendilerini körü körüne savunmak zorunda değildirler. Tartışmak ve kavga etmek birbirinden çok farklı kavramlardır. Aynı fikirde olmayan iki insan genelde çatışmaya meyillidir. Fakat doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayan biri bunun gereksiz olduğunu bilir. Çünkü herkes aynı fikirde olmak zorunda değildir. İki taraf da birbirine sakin bir şekilde kendini savunup tartışabilir. Hatta bazen oturup bir fikir üzerine tartışmak insanların aralarındaki paylaşımları arttırır ve iletişimlerine olumlu katkılarda bulunur.

9- Arkadaşlıklarını çıkarları üzerine kurmazlar.

Bu insanlar sadece yararlanabilecekleri insanlarla arkadaş olmaya çalışmazlar. Günümüzde çoğu kişi sadece kendilerine olan faydalarını düşünerek arkadaş seçmeye eğilimli görünüyor. Çevremizdeki insanlardan fayda beklememiz çok doğalken, onlardan gelecek zararların da doğal olduğunu unutmamalısınız. Önceki maddelerde de dediğimiz gibi kimse mükemmel değildir.

10- Dürüsttürler.

Yalan söylemek beraberinde diğer yalanları da getirir. Çevrenizdekileri ve sizi bir kaosun ortasında bırakır. Yalan söylemek hiçbir şeyi düzeltmeyeceği gibi, problemlerin çözülmesinde de etkili olamaz. Eğer doğru bir insan olmayı amaçlıyorsanız, yalan söylemek zorunda olduğunuz bir durum geliştiyse bunu itiraf etmeyi gözden geçirmelisiniz.


ALINTI