Booking.com

SEVGİYİ GÖSTERMEK


Sevgiyi Göstermek de Önemlidir, Sadece Hissetmek Değil

Kendimiz için istediğimiz sevgiyi başkalarına da göstermemiz önemlidir. Eğer birisine değer veriyorsanız bunu göstermek ve onu mutlu etmek için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız.

Eminiz ki hayatınızın bu noktasında, birisini sevdiğinizi hissetmek ile o kişiye sevginizi göstermenin aynı şey olmadığını çok iyi biliyorsunuz.

Bazı insanlar sevgilerini nasıl göstereceklerini bilmezler; sevgiyi ve tutkuyu hissetseler bile bunu göstermek konusunda beceriksizdirler. Ya da daha da kötüsü, yanlış bir şekilde sevgilerini gösterirler.

Kendi hisleriniz her zaman günlük hayatınızda karşılığını bulmaz, duygular orada olsa bile, büyük bir boşluk ve rahatsızlık yaratır.

İster inanın ister inanmayın, bir çok çift sevgi eksikliğinden değil, bir tarafın sabrının tükenmesinden aralarına mesafe koyarlar. Bu size hiç oldu mu? Bugün bu yazımızda, buna bir göz atacağız.
Sizi seven insanlar, göstermeliler

Size şatolar vermek, kahramanlık göstermek veya günün her saniyesinde sizi sevdiklerini söylemek zorunda değiller. Bu konudaki ilginç nokta şudur: insanlar duygularını açıklamadan sevebilirler. Tam tersi de olabilir, sizi ne kadar çok sevdiklerini söylemelerine rağmen gerçekten sevmiyor da olabilirler.
Bunun anahtarı samimiyettir ve en önemlisi de insanları bir bütün ve özgün olarak algılamaktır.
Sevgiyi almak ve açıklamak duygusal sağlığımızın bir parçasıdır; aynı zamanda da fiziksel sağlığa kendine has bir etkisi de vardır.
Kimseyi sizi “ne kadar çok” sevdiğini göstermek için zorlayamazsınız. İnsanlar bazen spontane olmaya ve küçük şeylerin “birden ortaya çıkmasına” ihtiyaç duyarlar. Planlanmamış şeylerin altında yatan sihir bunların basitçe olmasıdır. Özgün hissetmenin karşılığı hoşunuza gitmenin yanı sıra size huzur da verir.

Sevgi, şefkat ve birini önemsemek çeşitli şekillerde gösterilebilir. Bütün bu yolların size anlamlı gelmesi ve yararlı olması lazımdır. Bazı insanlar kendilerinin sevgi yolunun tek yol olduğunu düşünmek gibi bir yanlışa düşerler, diğer insanın ihtiyaçlarını anlamazlar.



Bazı insanlar sarılmanın, önem vermenin veya güzel sözler söylemenin doğru olduğunu düşünmezler. Sevgilerini uyurken yanınıza gelerek, hediyeler vererek veya sadece yanınızda durarak gösterirler.

Fakat “birinin yanında olmak” yetmez. Bazen en kötü yalnızlık biri sizin yanınızdayken, sizi sevmesine rağmen bunu göstermekten aciz olan kişilerle iken hissedilen yalnızlıktır.

Hepimizin sevgiye, anlaşılmaya, yakınlığa ve tutkuya ihtiyacı vardır, bunlar sağlıklı, stabil ve mutlu bir ilişkinin temelleridir. Eğer anlayış göstermek, şefkat göstermek o ilişkide yok ise, ilişki soğumaya başlar.
Duyguların ifadesinin önemi

Bir şey isteyen insanlar genellikle istedikleri şeye ulaşmak için bir seri stratejiye başvururlar. Peki ya bu hayallere ulaşıldığı an ne olur? Esas soru ise budur.

Değerli bir ana ulaştığınızda, buna özen gösterilmesi gerekir.

Herkes bu şeylere nasıl önem vereceğini, nasıl onlara eğileceğini, bağlar kurmayı, kişisel gelişim için bir alan yaratmayı ya da ilişki içinde gelişmeyi bilmez.

Şu çok açıktır ki, insan ilişkileri hakkında herkes her şeyi bilmez, fakat mesele sevgi olunca, ihtiyaçları karşı tarafın ihtiyaçlarını giderebilmek adına bilmeniz gerekmektedir.
Eğer karşınızdaki insanların size değer vermesini istiyorsanız, diğerlerine değer vermeye başlayın.
Eğer sevdiğiniz kişiler tarafından farkedilmek istiyorsanız, öncelikle kendinizi farketmelisiniz.
Eğer sevilmek istiyorsanız, içinizdeki gerçek sevgiyi çevrenizdekilere göstermelisiniz.

Çoğu insanın gerçekten kim olduğunu bilmediğini farkettiğimizde bu mevzu daha da karmaşık bir hale gelir.

Olgun olmayan, uygun duygusal olgunluk geçirmemiş insanlar veya değerleri ya da ihtiyaçlarını açıkça belirtmemiş insanlar, kendi fark etmedikleri hatalarını başkalarından çıkartmaya yatkındırlar.

Bu nokta da problemlerin başladığı yerdir. O zaman, seven insanların bu sevgiyi nasıl göstermesi gerektiğine, çiftlerin stabil ve mutlu bir bağlılığa sahip olmak için hak ettikleri şeylere bir göz atalım.

Takdir

Partneriniz arkadaşınız, sevgiliniz ve suç ortağınız olmalıdır ve aynı zamanda sizi takdir etmeli ve size saygı duymalıdır. Ve tabii ki bunu da size göstermelidir.

Partnerimize hayran oluruz çünkü bu insan hayatımızı güzelleştirebilendir, bu da onları seçmemizin bir sebebidir.
Küçük detaylarda gösterilen samimi yakınlık

Sizi seven insanlar her gün bunu basit şekillerde göstermelilerdir. Spesifik şeylere ihtiyaçları yoktur, bunu özgürce yapabilirler. Ve siz de aynı zamanda hayatta küçük şeylerden zevk almaya bakmalısınız, bu da çok önemlidir.

Sadece varlığınızla değil, aynı zamanda önem vermenizle, doğru kelimelerle, kabullenmenin ve sahiplenmenin samimi bir görüntüsüyle orada olmalısınız. Bu hiç de zor değildir. Şefkat göstererek hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Tam tersi de olabilir. Gösterdiğiniz sevgi sizi daha da büyütür, daha dolu hissettirir, çevrenizle ve kendinizle daha bağlantılı olursunuz.

Denemek ve uygulamak buna değecektir.

ALINTI

Bağışlamak, Özgürlüğün Anahtarıdır


affetmek ile ilgili görsel sonucu

Bana gelen insanlara sık sık sorarım: “Haklı mı olmak istersin, mutlu mu?” Hepimizin kendi algılarımıza göre kimin haklı ve kimin haksız olduğu konusunda görüşlerimiz vardır. Bize yaptıkları şeyler yüzünden başkalarını cezalandırmak isteriz ama aslında hikayeyi zihnimizde tekrar tekrar döndüren kişi bizden başkası değildir. Ne var ki geçmişte biri bizi üzdüğü için kendimizi tekrar tekrar cezalandırmanın bir anlamı yoktur.

Geçmişi geride bırakmak için, bağışlayıcı olmak isteriz; hatta nasıl yapacağımızı bilmesek bile. Bağışlamak, kırgınlık duygularımızdan ve öfkemizden kurtulmak – olayların özgürce akmasına izin vermek anlamına gelir. Bir bağışlamama durumu, içimizdeki birşeyi gerçekten yok eder.

Hangi ruhsallık yolunu izlerseniz izleyin, bağışlayıcılığın daima önemli bir konu olduğunu ama özellikle hastalık durumlarında fark yarattığını görürsünüz. Hasta olduğumuzda gerçekten etrafımıza bakınmamız ve kimi bağışlamamız gerektiğini anlamamız gerekir. Genellikle, asla bağışlayamayacağımızı düşündüğümüz kişi, bağışlamamız gereken kişinin ta kendisidir. Birini bağışlamamak, o kişiye en küçük bir zarar vermez ama kendi hayatımızı cehenneme çevirebilir. Meseleler onların değil, bizimdir.

Herkesi bağışlamaya kesinlikle istekli olduğunuzu ifade edin: “Geçmişi arkamda bırakmaya istekliyim. Bana zarar vermiş olan herkesi bağışlamak istiyorum ve başkalarına vermiş olabileceğim tüm zararlar için kendimi bağışlıyorum.” Hayatınızın bir noktasında size herhangi bir şekilde zarar vermiş olabilecek birini düşünüyorsanız, o kişiyi sevgiyle kutsayın ve onu serbest bırakarak düşüncenizden kurtulun.

Bana zarar veren insanları bağışlamış olmasaydım, bugün bulunduğum yerde olamazdım. Geçmişte bana yaptıkları şeyler için bugün kendimi cezalandırmak istemiyorum. Bunun kolay olmayacağını söylemiyorum. Sadece, şimdi geçmişe bakıp şöyle diyebiliyorum: “Ah, evet, bu şey olmuştu. “ Ama artık orada yaşamıyorum. Bu, söz konusu davranışa göz yummak demek değildir.

Başka biri size zarar vermiş olabilir, haklı bir şekilde size ait olanı kimsenin alamayacağını bilin. Eğer, gerçekten size aitse, doğru zamanda size geri dönecektir. Eğer, birşey size geri dönmüyorsa, dönmemesi gerekiyor demektir. Bunu kabullenmeli ve hayatınıza devam etmelisiniz.

Özgür olmak için, kırgınlıklarınızdan, öfkenizden ve kendine acıma çukurundan kurtulmalısınız. Bu ifadeyi severim, çünkü çok doğru bir tanımlamadır. Kendine acıma çukurunuzda kaldığınız sürece, hiçbir gücü olmayan, çaresiz kişi olursunuz. Gücünüzü elde etmek için, çukurdan çıkıp ayaklarınızın üzerinde durmalı ve sorumluluk almalısınız.

Bir an için gözlerinizi kapayın ve önünüzde güzel bir su akıntısı hayal edin. Eski acı verici deneyimi, kırgınlığı, öfkeyi, acıyı, affedememeyi akıntıya bırakın. Tamamen çözülüp gözden kaybolana kadar suyla birlikte sürüklendiğini hayal edin. Bunu elinizden geldiğince sık yapın.

Şimdi iyileşme ve şefkat zamanıdır. Kendi içinize dönün ve iyileşmeyi bilen kısmınızla bağlantı kurun. Bunu kesinlikle yapabilirsiniz. Farkında olmadığınız becerilerinizi keşfetmek için yeni seviyelere yükselmeye istekli olun; sadece rahatsızlığı iyileştirmek için değil, aynı zamanda kendinizi tüm olası seviyelerde iyileştirmek, kendinizi kelimenin en derin anlamıyla bir bütün haline getirmek için. benliğinizin her parçasını ve yaşadığınız tüm acı verici deneyimleri kabullenmek, bütün bunların yaşamınızı oluşturan halının parçaları olduğunu bilmek için.

Emmanuel’s Book (Emmanuel’in Kitabı) çok sevdiğim bir eserdir. İçinde, iyi bir mesaj veren çok güzel bir kısım vardır:

Emmanuel’e şunu sorarlar:

“Acı verici şartları kırgınlık duymadan nasıl deneyimleyebiliriz?”

Emmanuel şöyle cevap verir:

“Onları ıstırap değil, dersler olarak görerek. Hayata güvenin, dostlarım. Hayat sizi yoldan ne kadar uzaklaştırıyormuş gibi görünse de, bu yolculuk gereklidir. Gerçeğin nerede yattığını ve bozukluğunuzun o bölgenin neresinde olduğunu anlamak için geniş bir deneyim bölgesine geldiniz. Ancak böylelikle yuvanıza, ruhsal benliğinize yenilenmiş ve daha bilgeleşmiş bir şekilde dönebileceksiniz.”

Gerçekte yapmamız gereken tek şey, düşünce tarzımızı değiştirmek, kırgınlıklarımızdan kurtulmaya ve bağışlamaya istekli olmaktır.


Kaynak Kitap: “Pozitif Gücün Büyüsü” – Yazar: (Çocukluğunda büyüdüğü evde başlayan, ki genç kızlığında evden kaçtığı zaman bile devam eden) yaşadığı, affetmesi en zor ağır cinsel istismarları bile affetmeyi başarmış büyük Spiritüel Öğretmenlerden/yazarlardan ve dünyaca başarıya ulaşmış Hay House Yayıncılığın Sahibi) : Louise L. Hay

"Zenginlik çok şeye sahip olmak değil , az şeye ihtiyaç duymaktır."

AZ EŞYA GARDIROP ile ilgili görsel sonucu

Charlotte kuralı

Charlotte, Paris’te yaşayan çok güzel bir kızdır. O kadar güzeldir ki, saçları şelaleler gibi omuzlarından kollarına dökülür. Boyu upuzun, bacakları upuzundur. Bir reklam ajansında, müşteri temsilcisi olarak çalışır. İyi para kazanır. Ailesi de çok varlıklıdır hatta. Ben Charlotte’u geçen hafta Paris’te tanıdım. Bu bilgileri almanız, kuralı sorgulamamanız açısından önemli.
Paris’te, bir arkadaşım beni Charlotte’un evine davet etti. Bilirsiniz, insanlar birbirlerinin hayatını merak eder, fark etmeden ve ettirmeden incelerler. Hatta benim en sevdiğim şeylerden biri, sokakta, perdeleri sonuna kadar açık evlere ve orada yaşananlara şahit olmaktır. İnsanın içi, insanlığa ısınır. Dersin ki, “Oh…. Üç aşağı beş yukarı aynı şeyler işte!” Ben de, böyle gözlerle incelemeye başladım biraz önce tanıdığım bu güzel Fransız kızın hayatını. Herkesin evinden yola çıkıp, kendisine varmak mümkün.
Fakat bu evde bir tuhaflık vardı. Her şeyden çok az vardı bu evde.. Gerektiği kadar. Mesela, bir şampuan bir sabun. Minnacık bir dolap. İçinde birkaç elbise kazak. Altı yedi ayakkabı. İki dvd. Beş cd. Ipod. Dört bardak, birkaç tabak. Birkaç mum. En fazla on tane kitap. Hiç ruj yok! Çantasındaymış. Zaten lipstick o da… Hayatta bazen, şaşakalırsın ya. Başa dönersin ya. Bir yerde bir hesaba, olmazsa olmaz diye eklediğin bir kalem birdenbire, tek bir örnekle, kendini siler ya. Öyle oldu bana. Gözlerindeki silik eyeliner dışında, süsü de yok bu kızın. Peki bu kız nasıl böyle kız oldu? Nasıl böyle sade kaldı? Kadın oldu? Dışarıda bu kadar az şeyle, içi çok oldu?
Anlayamadım. Çözemedim. Sadelik.. Beni şaşırtan şey, modellik yapacak kadar güzel ve havalı, aynı zamanda varlıklı bir kızın bu hayat seçimi. Olağanüstü… Kendi hayatım, arı kovanı gibi başımda vızıldamaya başladı. Paris sokaklarında beni takip edip durdu bu arılar. Tek çöp bir şey alamadım. Hep sordum: buna gerçekten ihtiyacım var mı? Buna benzer, aynı işi gören bir şeyim var mı?… Koca koca alışveriş
merkezleri, bizi kandırmak için birbirleriyle iddiaya girmiş ahtapotlar gibi gelmeye başladı. Kaçtım, kaçtım, saklandım.
Sahip olduklarımın, yarısından fazlasına ihtiyacım yoktu. Hayatı ağırlaştıran şey, seçim çokluğu. Az şey kadar güzeli yok. Gereği yok. Sonumuz belli.
Banyoda bütün ürünler, dopdolu şişelerle birbirlerini köpürtürken, hiç giymediğimiz kazaklar lüzumsuzca dizilmiş t-shirt’lere dolapta el şakası yaparken, hiç açılmamış kitaplar kendi kendilerine konuşurken… Biz orada olmayacağız. Üstelik onlar da, boşu boşuna bizden başka kimsenin olmamış olacak.
Anladınız değil mi Charlotte kuralını?
Sözü geçenlerde yakın bir arkadaşımdan duyduğum ve çok sevdiğim bir sözle bitireyim.
Zenginlik çok şeye sahip olmak değil , az şeye ihtiyaç duymaktır.


Nil Karaibrahimgil

( SEVGİNİN GÜCÜ ) BABANIN KIZINA MEKTUBU





ALBERT EINSTEIN, KIZINDAN BU MEKTUBU TOPLUM SÖZLERİNİ KABUL ETMEYE HAZIR OLUNCAYA KADAR SAKLAMASINI İSTEDİ.

1980’lerin sonunda ünlü dahinin kızı Lieserl Albert Einstein tarafından yazılan 1400 mektubu Hebrew Üniversitesine bağışladı, içeriklerini onun ölümünden yirmi yıl sonrasına kadar yayınlamamalarını istedi. Bu mektup onlardan biri, Lieserl Einstein’a yazılmış.

“Görelilik teorisini önerdiğim zaman, beni çok az insan anladı ve insanlığa aktarılmak için şimdi bildireceğim şey de dünyada yanlış anlama ve önyargı ile karşılaşacak.

Gerekli olduğu sürece mektupları korumanı istiyorum, yıllar, on yıllar boyu, toplum aşağıda açıklayacağım şeyi kabul etmek için yeterince ilerleyinceye kadar.

Son derece güçlü bir kuvvet var ki, şimdiye kadar bilim bunun için resmi bir açıklama bulmadı. Bu, tüm diğerlerini dahil eden ve yöneten bir kuvvettir ve hatta evrende işleyen tüm fenomenlerin arkasındadır ve bizim tarafımızdan henüz tanımlanmamıştır. Bu evrensel kuvvet SEVGİdir.

Bilim insanları evrenin birleşik teorisini aradıkları zaman, en güçlü görünmeyen kuvveti unuttular. Sevgi, onu alanı ve vereni aydınlatan Işıktır. Sevgi yerçekimidir, çünkü bazı insanların diğerlerine çekildiklerini hissetmelerini sağlar. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduğumuz en iyi şeyi çoğaltır ve insanlığın kendi kör bencilliğinde yok olmamasını sağlar. Sevgi gözler önüne serilir ve her şeyi ortaya çıkarır. Sevgi için yaşarız ve ölürüz. Sevgi Tanrıdır ve Tanrı Sevgidir.

Bu kuvvet her şeyi açıklar ve hayata anlam verir. Bu belki sevgiden korktuğumuz için, çok uzun zamandır görmezden geldiğimiz değişkendir, çünkü insanın isteğiyle harekete geçirmeyi öğrenmediği evrendeki tek enerji sevgidir.

Sevgiye görünürlük sağlamak için, en ünlü denklemimde basit bir düzeltme yaptım. Eğer E =mc² yerine, dünyayı iyileştiren enerjinin ışık hızının karesi ile çarpılan sevgi vasıtasıyla elde edilebildiğini kabul edersek, sevginin var olan en güçlü kuvvet olduğu sonucuna ulaşırız, çünkü sevginin sınırları yoktur.

İnsanlığın bize karşı dönen, evrenin diğer güçlerini kullanmaktaki ve kontrol etmekteki başarısızlığından sonra, kendimizi başka türde enerjiyle beslememiz acil bir durumdur.

Türlerimizin hayatta kalmasını istiyorsak, hayatta anlam bulacaksak, dünyayı ve dünyada yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi sadece tek yanıttır.

Belki, gezegeni harap eden nefreti, bencilliği ve açgözlülüğü tamamıyla yok edecek kadar güçlü bir alet, sevgi bombası yapmaya hazır değiliz.

Ama, her birey kendi içinde enerjisi salıverilmeyi bekleyen küçük, ama güçlü bir sevgi üreteci taşır.

Sevgili Lieserl, bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman, sevginin her şeyi fethettiğini, her şeyi aşabildiğini onaylamak zorunda olacağız, çünkü sevgi yaşamın özüdür.

Senin için tüm yaşamım boyunca kalbimde sessizce çarpan şeyi ifade edemediğim için derinden pişmanlık duyuyorum. Belki özür dilemek için çok geç, ama zaman göreli olduğundan, seni sevdiğimi söylemeliyim, nıhai yanıta ulaştığım için sana teşekkür ederim.”

Baban,


Albert Einstein

BUGÜN MELEK OLUN


MELEK ile ilgili görsel sonucu
Bugün Melek olun.


Bugün, başka birinin yaşamındaki

Melek olun. Basit bir şey de olabilir, belki küçücük bir jest, belki bir arkadaşa, belki hiç tanımadığınız birine..

Bugün, yaşamınızda ilerledikçe

Bakının çevrenize, bakın küçük bir şey var mı diğerleri için yapabileceğiniz, küçük bir armağan, onlara verebileceğiniz… İyi bir şey söylemek için fırsat kollayın, dikkatlice dinlemek için, sevecen bir tavır için… Birinin yaşamını güzelleştirmek için yollar arayın. Ağır yükleri hafifletmek için yollar…

Gününüzü, aralıksız olarak dünyayı daha iyi bir yer yapmak için harcayın, bakın kendi yükleriniz nasıl ölçüsüz hafifleyecek. Şükran dolu gülümseme, müteşekkir bir yabancıdan gelen bir sürpriz, bunlar sizi yükseltecek ve kaygılarınızdan uzaklaştıracak.

Gücünüzü diğerlerinin yaşamına neşe ve sevinç getirmek üzere kullanın. Basit bir sevgi ve şefkat gösterisi adına…

Melek olun.

Barış içinde yaşayalım, ağlamadan. Neşemiz, durmadan dokunduğumuz yaşamları çevrelesin. Ve melek kanatları şefkatle çarparken, sevgimiz dünyayı sarsın.



DİKKAAAAT ! 15 ŞUBAT GÜNEŞ TUTULMASI VE BURÇLARA ETKİSİ





Burçlar Açısından 15 Şubat 2018 Tutulması

(Vedik Astrolojiye göre Yükselen veya Ay burcunuza göre okumanızı Öneririm)

15 Şubat Güneş Tutulması bireysel hayatlarımızda sabit burçlar açısından başta Kova olmak üzere yeni bir döngünün başlayacağına işaret etmekte. Sabit burçlar; Kova, Boğa, Aslan ve Akrep burçlarıdır.

Sabit Burçlar Ve Tutulma Etkileri:

Akrep Burçları ani gelişmeler ve tamamlamalar içinde olacağı bir süreci deneyimleyecek. Ev ve aile konuları gayri menkul alanları, ilişkiler ve kariyer alanlarında yeni bir dönemin eşiğindeler. Mars Vedik Astrolojiye göre halen burcunuzda ilerliyor ve sizi hızlı gelişmeler içinden geçirmekte. Hareketli döneminiz Mart ortasına kadar devam edecek.

Boğa Burçları başta kariyer olmak üzere, evlilik başlangıçları ve sonlandırmaları gibi uç noktalarda ilişki deneyimlerine açıklar. İlişkilerle ilgili önemli bir karar aşamasında iseler sonuç almak, ilerlemek söz konusu. Kariyer ve işle ilgili tutulma günlerine dikkat etmeleri ve fevri kararlar almadan esnek olmaları önemli olacak. Uzun bir süredir beklettikleri aslında ilerlemeleri gereken bir konu veya durumda haklarını almaları, hak ettiklerine ulaşmaları da yine söz konusu.

Aslan Burçları, ilişkiler ortaklı alanları, iş ortaklıkları, iş görüşmeleri, sözleşme ve anlaşmalar, teklifler adına hızlı bir dönem yaşayacaklar. Ani ve beklenmedik teklifler almaları, iş veya projelerde birden gelişen olaylar veya durumlar içinde kendilerini bulmaları söz konusu. Benzer şekilde ilişkiler ve evlilikle ilgili kararlar, faaliyetler veya başlangıçlar, sonlanmalar gibi durumları bu süreçte sıklıkla deneyimleyeceksiniz.

Kova Burçları, bu tutulmanın assolisti sizsiniz. Tutulma hayatınızda majör değişimleri ani şekilde getirebilir. Hayatınızın bir değil, bir çok alanında güçlü değişimler sizi bekliyor. Uzun bir süredir devam eden döngünün sonuna geldiniz ve bu yeni dönem bırakmanız gerekenleri bırakıp, kendi gücünüzü yeniden fark etmenizi sağlayacak. Ev değişimleri, iş alanlarında ani gelişmeler, ilişkilerde bir süredir fark ettiğiniz konuları hayata geçirme isteğinizin artması söz konusu. Siz tutulma etkilerini 10 Şubattan itibaren 10 Martta kadar daha vurgulu hissedeceksiniz.

Öncü Burçların Tutulma Etkileri ise şöyle ;

Öncü Burçlar Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak’tır. Bu burçlar tutulmanın daha çok yaz döngüsündeki tekrarından etkilenecekler.

Koç Burcu, hedeflerinizi yeniden gözden geçirme süreci geçireceksiniz. Hedeflediğiniz yapmak istedikleriniz adına aniden harekete geçme, karar verme ve başlatma etkileriniz var. Hızlı gelişmeler yaşayacaksınız. Arkadaşlarınız, sosyal çevreniz adına etkin bir tutulma olacak. Yeni bir çevre, yeni sosyal alanlar, yer veya iş değiştirme, sosyal çevreyi yeniden revize etme, hayatınızda size yük olanları çıkarma söz konusu. Aile büyükleri adına da hassas bir süreç olabilir.

Yengeç Burcu, değişim etkileriniz başlıyor. Değişim ve dönüşüm alanınızda gerçekleşecek olan tutulma sizi yeni dinamiklere, ortamlara geçişe zorlayabilir. Alışkanlıklarınızdan, düzenli yaptıklarınızda vazgeçme veya bırakma etkileriniz hayli yoğun. Başkalarından beklediğiniz kazançlar aile veya eş kaynaklı parasal beklentileriniz adına hızlı gelişmeler olabilir. Bir süredir beklettiğiniz bir operasyon veya ameliyatla ilgili de hızlı gelişmeler yaşanabilir
.

Terazi Burcu, İlişkiler, aşk hayatınız, duygusal konularda yepyeni bir süreç başlıyor. Uzun yıllardır devam eden bu alandaki tıkanıklıklar, ilerleyememe durumları sizi düğümlerin çözüldüğü yeni bir döngü ile bir araya getirecek. Duygusal borçların ödendiği ve ilişkilerde yeni bir perdenin aralandığı bir dönem adım atıyorsunuz. Evli iseniz çocuk veya çocuklarla ilgili hızlı gelişmeler, kararlar söz konusu.

Oğlak Burcu, maddi konular, finansal alanlar, değerleriniz, değer verdikleriniz adına önemli gelişmeleri size sunacak bir dönem söz konusu. Maddi konularda yeni bir döneme girdiğiniz, kazançlarınız değişirken, uzun yıllardır bekleyen duran işlerinizde açılma ve yenilenme dönemi. Ruhsal olarak değerleriniz ve değer verdiklerinizin değiştiği, kendinizi farklı duygusal tepkiler içinde bulacağınız bir süreç olacak.

Değişken burçlar ise Balık, İkizler, Başak ve Yay burçlarıdır…

Balık Burçları, iç dengeleri, sezgisel alanları, hayatlarından çıkarmaları, bırakmaları gerekenleri anlayıp fark edecekleri bir süreç yaşayacaklar. Tutulma özellikle yaz dönemine kadar olan süreçte Balık burçlarını duygusal alanlarda hassasiyetler verebilir. Özellikle yükselen veya ay burçları Balık olanlar bırakmak, vazgeçmekle ilgili öğrenmeleri gerekenleri önlerindeki altı aylık dönemde daha iyi fark edin öğrenecekler. Diğer yandan düşmanlar, gizli konular önünüze gelecek yakın zamanda. Fark etmediklerinize uyanma döneminden geçiyorsunuz.

İkizler Burçları, hayat felsefeniz, yaşama bakış açınızda uzun bir süre önce başlayan döngü bu sene taşların yerine oturmasıyla fark edişlerinizi arttırıyor. Kadersel düzlemde önemli bir tamamlama yılı vaat etmekte size bu tutulma. 2018 uzun soluklu bir döngüyü kapatıp, yeni bir döneme geçmektesiniz. Eğitim, yurtdışı veya çocuklarla ilgili konularda hayatınızda tamamlanma ve fark etme süreci size kendini hissettirecek. Aile ve ev alanlarınızla ilgili de radikal kararlar gelebilir veya bir süredir düşündüğünüz bir değişimi başlatabilirsiniz.

Başak Burçları, çalışma ve mesleki konular, kariyerle ilgili alanlarda tutulma sizi hareketli zamanlardan geçirecek. Ailenizde dayılar veya teyzelerle ilgili önemli gelişmeler olabilir. Sağlığınıza dikkat etmeniz gereken bir süreçten geçiyorsunuz. Yaz aylarına kadar olan dönemde sağlığınıza önem vermelisiniz. Ani değişimlerden geçebilir, özellikle iş ve meslek alanlarınızda farklı bir konuya, işe başlayabilirsiniz. İş, kariyer ve aile büyükleriyle ilgili konulara odaklanacağınız bir dönemi tutulma etkileri başlatacak.

Yay Burçları, girişimleriniz, atacağınız adımlar adına hızlı gelişmeler içine gireceksiniz. Radikal, sürpriz kararlar, adımlar, yeni başlangıçlar hayatınızda öne çıkacak. İlişkiler, ortaklı konular, partneriniz veya eşinizle ilgili gelişmeler yine bu dönem sizi yoğun şekilde meşgul edebilir. Tutulma etkileri kariyer, iş ve yakın çevreniz, bilhassa kardeşlerinizle ilgili konularda gelişmelere sizin de ortak olacağınız, yakın çevrenizle ilişkilerde yoğunluğun artacağı bir sürece işaret etmekte.

ALINTI


DAVID ICKE - NASIL UYANIRIZ?

İlgili resim


Eğer medyadan duyduklarınıza tepki duymanıza rağmen kendiniz araştırmıyor ve kendinize bunu yapacak saygıyı duymuyorsanız, o zaman hep uykuda kalacaksınız demektir. Farkındalığın başka aşamalarına geçemeyecek, dünyayı aslında olduğu haliyle anlayamayacak, bir keman gibi çalınacaksanız. Neler olduğuna dair hiçbirşeyden haberiniz yoksa, o zaman yeni doğmuş bebek kadar acizsiniz demektir. Bu nedenle bu konuda en önemli nokta ‘bilgi edinmek’tir.

Bir bilgiden haberdar olduğunuz veya birisi bir bilgi verdiği zaman “Bu doğru değil, çünkü aslı budur” diyebildiğiniz, medyanın sakladığı gerçekleri görebildiğiniz zaman, üstü örtülen hikayelere karnınız tok demektir. Şimdi bu, Internet’te çok sık oluyor ve gün geçtikçe daha çok insan oyunun nasıl oynandığı konusundan haberdar oluyor.




Dolayısıyla ‘uyanış’ın çok cepheli seviyeleri var. Bu bir seviye... Daha sonra ise, benlik duygunuzu, görünüşteki kadın veya erkek, şu ya da bu din, şu ya da bu milliyet, ırk, hayat hikayesi her neyse o benlik duygusundan kurtarmanız lazım. Biz bunlar değiliz, bunlar sadece deneyimlemekte olduğumuz birşey. Bir de üstelik deneyimimize isim veriyoruz. Joe Blogs, Ethel v.s.


Fransız filozof Pierre
Teilhard de Chardin
(1881-1955) şöyle demiş:
“Bizler, ruhsal deneyimler
yaşayan insanlar değil,

insan deneyimi yaşayan
ruhsal varlıklarız”


Hepimiz biliyoruz ki, dünyada karaları bölen tek bir deniz var, ama biz ona hep farklı isimler veriyoruz. Hint Okyanusu, Güney Çin Denizi, orada Atlantik Okyanusu v.s. gibi. Oysa hepsi aynı su. İşte Joe Bloggs ve Ethel Smith da aynı deniz suyuna verilen farklı isimler gibi. Filistinliler, İsralliler, Ruslar, Güney Afrikalılar, Amerikalılar, Afrikalı Amerikalılar, bunların hepsi aynı ‘Bilinç’ denizinin farkındalıkları, aynı ‘bilinç’ten geliyor.





Eğer kendinizi; deneyiminiz, adınız, işiniz, ülkeniz, ırkınız, dininiz olarak görmez de, farklı bir deneyim yaşamakta olan farklı bir varlık olarak görürseniz, hayatınızda çok farklı şeyler olmaya başlar. Önce kendi gücünüz artar, artık “zavallı aciz ben” olmaktan çıkar, o deneyimi yaşamakta olan ‘güç’ olursunuz.


Ayrıca bu; Filistinliler İsraillilere karşı, Ruslar Ukraynalılara karşı, bu din, şu dine karşı, bu politik parti, şu politik partiye karşı gibi çatışma, böl ve yönet kavramlarından da kurtulmaya başlarsınız, çünkü bunların hepsinin birer illüzyon olduğunun farkındalığına ulaşırsınız. Bunların hepsi, ‘böl ve yönet’ denilen, insanları birbirinden koparan ve onların hep aynı ‘bütün’ün farkındalığı oldukları halde, kendi doğalarını kavramadıkları için kendileriyle savaş halinde olmalarına neden olan “sistem”in dayatmalarıdır. Bu seviyede o insanlara “5 duyu insanları” deriz.





Kısaca ‘uyanış’ın çok sayıda farklı şekli vardır, ama birisi çıkıp da ‘ben uyandım’ derse, bu sadece kendisini yanıltmak olur. Yunanlı filozof Sokrat’ın dediği gibi “Bilgelik, ne kadar az şey bildiğimizi bilmektir”. Eğer ‘bilinç’inizi, bildiklerinizi, bileceklerinizin çok küçük bir parçası olduğunu bilmeye açarsanız, o zaman hep öğrenir, hep farkındalığınızı geliştirirsiniz, çünkü o işlemin olmasına izin verirsiniz.


‘Bilmem gereken herşey bu din kitabının kapaklarının arasında” veya “bilmem gereken herşey bu bilim dergisinin kapaklarının arasında” derseniz, o zaman bir çekmecenin içindesiniz demektir. Hayatınızın sonuna kadar orada kalırsınız. Bu, herşeyi bildiğinizi düşünmek gibi bir küstahlığı bırakıp, yerine alçak gönüllülüğü koyduğunuz, sonra da bildiğimiz herşeyin, bilinecek olanın küçüçük bir kısmı olduğu düşüncesini benimsemeye başladığınız zamana kadar sürüp gider...

Algılamamız neyse biz o’yuz... Neyi algılıyor ve neye niyet ediyorsak, kişisel realitemizi o tayin ediyor. Tam anlamıyla kendi bilincimizin bir yansımasıyız. – Zen Gardner

alıntıdır

KENDİNE İYİLİK YAPSAN NE OLUR ?


İYİMSER ile ilgili görsel sonucu

Kötümser tarafınız sizi ele geçiriyorsa bu yedi ipucunu okuyun.

Kötümser olmak kolaydır ve zaman zaman çekici bile görünebilir. Fiziksel vücudumuz için zinde olmak ve hareketsiz kalmak nasıl iki karşıt durumsa, ruhumuz için de iyimser ve kötümser olmak benzer bir karşıtlığa denk gelir. Yani kötümserlik, ruhun, içinde bulunduğu strese veya umutsuzluğa karşı verdiği tembellik kararıdır.
Kimse kötümser olmak istemez ama çoğu zor durumda, mutlu ve umutlu bir karşılık verecek enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz. İyimser olmak için akılda tutulabilecek 7 ipucu şunlardır:

1- Kötümserlik bulaşıcıdır.
Bu tavrı kapmak istemiyorsanız etrafınızı iyimser bakış açılarıyla çevrelemek ilk alabileceğiniz önlemdir. Negatif insanlardan uzaklaşın, özellikle de kötümserlik yokuşundan aşağı yuvarlanabileceğinizi düşündüğünüz zamanlarda. Pozitif insanlarla çevrelenince, başınıza gelen çoğu şeyin ve içinde bulunduğunuz, belki yorucu görünen çoğu durumun olumlu yanlarını görmeye ve iyimser tarafınızı beslemeye başlayacaksınız.
Çevreden bahsetmişken, size kendinizi kötü hissettiren kişilere karşı mesafe koymak da kötümserliğe iyi gelecektir. Sadece pesimistler değil, sizi dinlemeyen ve sürekli sizden onu dinlemesini isteyen; size sürekli eleştirel yaklaşan veya hep ulaşamayacağınız beklentilerle sizi yargılayan kişiler insanları kötü bir ruh haline sokabilir. Kendini kötü hissetmek, her şey hakkında kötü hissetmenin başlangıcıdır.

2- Aşırı düşünmekten vazgeçin.
Bir şeyi fazla kurcalamak, bırakın kötü şeyleri, iyi şeyler hakkında bile olumsuz hissetmeye yol açabilir. Böyle bir yaklaşımla mutlu olaylardan duyduğunuz haz kısa sürer ve mutlu olma eşiğiniz de gitgide yükselir. Bu mutsuz bir hayata yol açacaktır.
Problemler karşınıza çıktığında problemi değil çözümü düşün. Zihniniz bir seferde bir şeye odaklanacağından otomatik olarak problemi düşünmekten vazgeçmiş olacaksınız. Çözüme ayırdığınız zaman karşısında problem güçsüzleşecek ve bir stres unsuru olmaktan çıkacaktır.

3- Adım atın.
Bir şeyleri değiştireceğinizi söyleyip durmaktan vazgeçin ve o şeyi değiştirmek için harekete geçin. Tıpkı aşırı düşünmek gibi, bir şeyi çok planlamak da o fikrin eskimesine, tatmin vermemesine ve büyük resmi görmekten vazgeçip küçük ayrıntılarda boğulmanıza sebep olur. Ertelemek yerine fikrinizi veya kararınızı gerçekleştirmek için bir adım atın. Çabanıza karşı alacağınız en ufak bir meyve bile hevesinizi körükleyecek ve pozitif bir tutum sergilemeye devam ederseniz bu, yuvarlanan bir kartopu gibi büyüyecektir.
Değiştiremeyeceğiniz şeyler içinse tavrınızı değiştirmek önemlidir. Sonuç olarak bir şeyi değiştirmek veya ona karşı tutunulan tavrı değiştirmek aynı kapıya çıkacaktır. İlk durumda sorun olan durum yok olur, ikincideyse o durum sorun olmaktan çıkar.

4- İlham verici cümleler kullanın.
Kötümser bakış açınızı değiştirmek konusunda kararlı bile olsanız bunu unuttuğunuz anlar olabilir. Bu durumlara hazırlıklı olmak için not kağıtlarına "her şey mümkündür”, "olumlu şeyler düşünmeyi seçiyorum” gibi veya size kendinizi iyi hissetiren, içinizdeki gücü hatırlatan cümleler yazın. Bunları gün içinde sık sık karşınıza çıkacak yerlerde bulundurun.
Bu uygulama, iyimserliğe giden yolun ilerisinde işinize yarayacağı gibi başlarında da faydalı olabilir. Beyniniz sürekli tekrarlanan bazı şeyleri benimser ve onlara uygun çalışmaya başlar. Sıklıkla gördüğünüz bu pozitif düşünceleri bir zaman sonra ister istemez zihniniz de kabullenecektir.

5- Geleceğiniz geçmişiniz gibi olmak zorunda değildir.
Geçmişte mutsuzluk ya da başarısızlık yaşamanız, hayatınızı sürekli hayal kırıklığıyla geçireceğiniz anlamına gelmez. Hatta bunları gelecek için alınmış dersler olarak görmek gerekir. Tecrübe etmeden bir şeyler için yüzde yüz hazırlıklı olmak mümkün değildir. Sadece başımıza gelmiş olan şeylerden çıkardığımız dersler bize hayatın getirebileceği problemlere karşı doğru çözümler bulmayı öğretecektir.
Geçmişin sıkıntıları ya ufak tefektir ya da zaman geçtikçe ufak tefek olarak kalırlar. Bunları potansiyel hastalıklara karşı yapılmış aşılar olarak görmek, zihinsel sistemimizi potansiyel bir saldırıya karşı güçlendireceğini bilmek pozitif bir yaklaşım edinmeye yardımcı olur.

6- Özgüven gösterin.
Eğer özgüveni yüksek biri gibi davranırsanız, beyniniz zamanla bu duruma ayak uyduracaktır. Özgüven çoğu iş ilişkisinde ve romantik ilişkide eksikliğiyle büyük sorunlara yol açabilir. Kariyerinde yerinde saymak, kendini gösterememek veya ikili ilişkilerde kıskançlık, aşırı ilgi gibi durumlar özgüven eksikliğine dayanan problemlerdir ve kesinlikle kötümserliğe sebep olabilirler. Özgüven edinmek kişinin hayat kalitesini yükseltmek için atabileceği ilk adımlardan biridir ve bunun en kolay yolu ilk safhada "mış gibi” yapmaktır.
Özgüvenli insanlar daha dik durur, daha büyük adımlar atar ve daha hızlı yürürler. Bunlar edinebileceğiniz ilk fiziksel alışkanlıklardır. Açık ve kendinden emin konuşmak da birebir ilişkilerde özgüvenli olduğunuzu gösterir.

7- Pozitif bir tonda konuşun veya gülümseyin.
Beyninizin bedeninizin yaptıklarını takip edeceğini söylemiştik. Bunu hızlıca kanıtlamak için bu uygulamayı deneyin. Canınız sıkkınken veya stresliyken biriyle konuşmanız gerektiğinde pozitif bir ses tonu kullanın. Gülümseyerek konuşun veya en asık suratlı halinizdeyken bir kere içten bir şekilde kocaman gülümseyin. Kötü hissiyatınız hızla zayıflayacak ve gülme halini devam ettirmek için kendini ayarlamaya çalışacaktır.
Eğer bunu sırf kötümserliği yenmek için değil her zaman yaparsanız sürekli olarak pozitif ruh halinizi korumanız mümkündür.


ALINTI

11:11 Gibi Eş Sayıları Sık Görüyorsanız Dikkat Edin! Hayatınızı Değiştirebilir

Türkçeleştirilmiş haliyle eşzamanlılık gelmiş geçmiş en büyük psikiyatristlerden biri olarak kabul edilen Carl Jung’ın üzerinde çok kafa yorduğu esrarengiz bir kavramdır. Aslında buna basitçe tesadüf deyip geçebiliriz. Ancak işin aslı ve tesadüflerin verdiği his hiçte basit değildir. Bunu basit bir kaç örnekle açıklamak gerekirse örneğin bir kitap ya da gazete okurken patlama kelimesini okuduğunuz anda bir patlama sesi duymanız, ya da sevdiğiniz birini düşünürken, açık olan televizyonda alakasız bir programda onun adını duymanız, kafanızdan mırıldandığınız parçanın radyoyu açtığınızda çalmaya başlaması, bizim gündelik hayatta karşılaştığımız örneklerdir.

Carl Jung bir hastasıyla seans halindeyken kadın rüyasında gördüğü ateş böceğinden bahseder. O sırada Carl Jung odanın camına çarpan birşey farkeder. Gidip camı araladığında camın üzerinde yürüyen bir ateşböceği görür. Bu olay Carl Jung’ın başından geçen ve onu çok etkileyen bir eşzamanlılık örneğidir. Tüm bunlar gibi sürekli olarak saate baktığınızda 11:11 veya 22:22 görmenizde eşzamanlılık örnekleridir ve bazı inanışlara göre evrenle uyumunuzu ve ruhani bir uyanışı temsil etmektedir. Ancak bu olayın newage tarzı ruhani uyanış kısmına girmden önce bilimsel yönünü incelemek gerekli.




Fizikteki baskın kuramlardan biri olan izafiyet kuramı, büyük patlama ve kara delikler gibi makro evrenin açıklamalarını verir. Diger baskın kuram olan kuantum kuramı ise, atomaltı parçacıklar gibi mikro evrenin açıklamalarını verir. Ancak her iki kuram da senkronizasyon konusuna bir açıklama getiremez. En alcakgönüllü açıklama ise Albert Einstein tarafindan yapilmistir. Ona göre senkronizasyon (eşzamanlılık) tanrının bilinmez kalma seklidir.

Eşzamanlılık bazı bilim insanları tarafından üzerinde düşünülen ve ciddiye alınan bir konu olarak kalsa da, çoğu bilim insanı bu konuyu bilimsel bulmamaktadır. Çünkü eşzamanlılık kanıtlanabilirlik yönünde klasik bilimle çelişen bir yol izler. Ancak gözlemci etkisi, dalga fonksiyonunun çöküşü gibi kuantum düzeyde izi sürülen bir çok konu yine kanıtlanabilirlik yönünden bilimle çelişirler.Ama yine de oradadırlar ve modern bilim tatmin edici bir biçimde açıklayamadığı halde çalışmaktalar. Tıpkı bunlar gibi, eşzamanlılıkta milyonlarca insanın hayatında şahit olduğu ve basit tesadüflerden öte gözüken bir konu. Yani henüz kuantum düzey hakkında böylesi az bilgiye sahipken, üzerinde gözlem yapılıp, tecrübe elde edilen bir konu tamamıyla bilim dışıdır diyemeyiz.

Pek eşzamanlılık bizim ne işimize yarar?

Eşzamanlılık neredeyse bütün insanların başına gelen bir fenomendir. Ancak sizinde tecrübe ettiğiniz üzere belli insanların belki de “sizin” başınıza çok daha fazla gelmekte. Hayatında değişim yapmak isteyen, yeni bir başlangıç aşamasında kararsız olan, herhangi bir konuyla alakalı plan yapan, kendini geliştirmeye çalışan kişilerin bu tarz eşzamanlılık örnekleriyle karşılaşma oranları çok daha yüksektır.

Örneğin, şuan neden bu yazıyı okuyorsunuz? Komik bir video izleyebilir, arkadaşlarınızla sohbet edebilir ya da televizyon izleyebilirdiniz. Ancak işte buradasınız ve bu satırları okuyorsunuz. Çünkü eşzamanlılık hakkında birşeyler öğrenmesi gereken ve bunun hakkında düşünmesi gereken kişilerden biri de sizsiniz! Özellikle 11:11, 22:22 gibi sayı senkronlarını gereğinden fazla görüyorsanız, eşzamanlılık örneklerine karşı daha duyarlı olun bunun üzerinde düşünün.




Örneğin James Arthur amatör olarak şarkı söyleyen sokak müzisyeni bir gençken bir arkadaşı ona X Factor isimli şarkı yarışmasına katılması tavsiyesinde bulunmuştu. Ancak James Arthur bu konuda gönülsüzdü ve başaramayacağını düşünüyordu ve bir süre sonra bunun üzerine düşünmeyi bıraktı ve yarışmayı unuttu. Bir akşam dışarıda çalarken, bir adam onu inanılmaz bir şekilde överek çok iyi olduğunu kesinlikle “profesyonel” olması gerektiği söylemişti. Adamın üzerindeki tişörtte kocaman bir “X” baskısı vardı! Bunun üzerine X Factor yarışmasını tekrar hatırlayan James Arthur yarışmaya katılmaya karar verdi. Yarışmanın birincisi oldu…

Özellikle kendinizi geliştirmek adına bir çaba içindeyseniz ancak kendinizi üşengeç, yorgun, başaramaz hissediyorsanız, bu ve daha birçok benzeri eşzamanlılık örnekleri sizinde karşınıza çıkacaktır. Onları gözardı etmemeyi öğrenirseniz, hayatınızın gideceği noktalar hayallerinizin dahi ötesine geçecektir. Sadece daha iyi görün ve anlamlara kendinizi kapamayın. Eşzamanlılığın farkına varın…

YOGANIN GERÇEK AMACI – Gopi Krishna

yoga ile ilgili görsel sonucu

Yoga bir din değil kutsal bir gelenektir. Gopi Krishna, sözcüğün sanskritçe kökeninin “birleştirmek ya da kavuşturmak” anlamına gelen yuj (ya da yug) olduğunu belirtir. Bireysel Yoga pratikçisi, aşkın bir halde –samadhi ya da moksha halinde- kozmos ile birleşmeyi ya da ona kavuşmayı amaçlar.

Böylece yoga hem bir araçtır hem de bir amaç. Yöntemlerinin ve vurguladığı noktaların farklılığı açısından birçok çizgisi ya da biçimi vardır, ama bunların tümü, kurumsal olarak, insanı aynı kurtuluş durumuna götürür. Yoga herhangi bir kültüre, dinsel çevreye, iş ortamına, yaşam tarzına uyarlanabilir. Hindu yogiler, Hıristiyan yogiler, Budist yogiler, Taocu yogiler vardır; psikiyatri hastanelerinde, hapishanelerde, zayıflama salonlarında yoga programları uygulanmaktadır.

Sri Aurobindo’nun dediği gibi, “Tüm yaşam yogadır.” Demek istediği, aydınlanmış insanlar olmaya çalıştığınız sürece, yaşamınızda yaptığınız her şeyin bilinç büyümesini ve kendini dönüştürmeyi yaşama geçirmek için bir vesile -yogaya erişmek için bir vesile- olduğudur. Gopi Krishna otuz yaşlarındayken, bilincinde dikkate değer bir dönüşüm yaşadı. O zamandan sonra -yoga metinlerinde adı kundalini olarak geçen- fenomeni inceledi ve kundalininin, evrimi ve aydınlanmayı anlamanın anahtarı olduğunu öne sürerek, bilim adamlarının dikkatini çekmeye çalıştı. Araştırmaları, dünyanın her yanındaki kutsal geleneklerden ve kültürlerden elde edilen eski kayıtlarda, kundalini fenomeninden söz edildiğini gösterdi. Dahası, kendi kişisel deneyimlerinden dolayı, bu fenomenin biyolojik bir temele dayandığından ve bu nedenle bilimsel araştırma için kabul edilebilir olduğundan emindi. Gopi Krishna, din ve bilim alanlarına, insan dönüşümüne ilişkin yeni bir bilgi -kişilik- ötesi psikolojiye paralel olarak, -kişilik- ötesi fizyoloji diye adlandırılabilecek bir bilgi- kazandırdı.

Hindistan’ın tüm kadim yazılarında, yoga ustaları, başka sınıflardan insanlar karşısında eşsiz bir yer tutarlar. Yoga üzerine yazılanlar olağanüstü çoktur. Yalnızca bir bölümü batı dillerine çevrilmiştir ve konuyla ilgili yeterli bilginin olmayışının sonuçlarından biri de, yoganın gerçek anlamı ve öneminin henüz açıkça anlaşılmamasıdır.

Genel olarak Hindistan’daki tüm yoga dizgeleri iki kategoriye ayrılır: Raja yoga ve Hatha yoga. Sanskritçe Raja, kralı anlatır; Hatha’nın anlamı ise şiddettir. Raja yoga kendini gerçekleştirmenin krallara yaraşır ya da kolay yolunu, Hatha ise daha zorlu yolu imgeler. Her iki sistemin de temelleri Veda‘lar ve Upanişad‘lar üzerinde yükselir; ana pratikler ve disiplinler her ikisinde de ortaktır.

Hatha yogada soluk alıp verme alıştırmaları zorludur. Bu çalışmalarda, soluk alıp vermeyi geçici olarak durdurmak için akciğerlerden hava çıkmasını ya da akciğerlere hava girmesini önlemek üzere çene, diyafram, dil ve bedenin başka parçaları kimi olağandışı pozisyonlara sokulur. Bunun sinir sisteminde ve beyinde ağır etkileri olabilir ve kuşkusuz böyle bir disiplin birçok tehlike içerebilir. Hindistan’da bile, ancak ölümle yüz yüze gelmeye hazır olanlar Hatha yoganın aşırı uçtaki disiplinlerine girmeyi göze alırlar.

Bu biçimlerdeki yoganın, kendini gerçekleştirmek için biricik yol olduğu bir an için bile düşünülmemelidir. Tersine, Dünya’daki en eski yazılı dinsel metinler olan Veda’lar da yogadan pek söz edilmez. Hindistan’daki tüm felsefi dizgelerin ve ruhsal düşüncenin temel kaynağı olanUpanişadlar‘da bile, daha eski olanların ancak ikisinde ya da üçünde yogaya kısaca değinilmiştir. Hindistan’ın en popüler kutsal metni –Bhagavad Gita– ve en büyük ruhsal öğretmenlerden kimileri, hedefe erişmek için başka disiplinleri önerirler. Bunlar: nishkama karma (Tanrıya benlikten uzak hizmet); bhakti (Tanrısal güce adanma tutumu); jnana (hakiki olanın sahte olandan ayırt edilmesi üzerine akıl çalışmaları ); ve upasanadır (dünyadaki neredeyse tüm büyük dinlerde buyurulan tapınma ve öteki dinsel disiplin biçimleri).

Bununla birlikte, yoganın kendine özgü bir değeri ve önemi vardır. Yoğun bir eğitim eşliğinde, bir dizi disiplini, bir yaşam süresi içinde ruhsal aydınlanmayı olanaklı kılma amacıyla birleştirir. Hindistan’da insan ruhunun ard arda doğumlar ve ölümler yaşadığı, önceki yaşamlarda yapılanların meyvesini toplamak için bu olaylar ve üzüntüler dünyasına tekrar tekrar gelindiği söylenir. Kişi dinsel disiplin pratiğiyle neden ve etki zincirini kırıp, her-şeye-yayılan, her-şeyi-bilen Evrenin İlk Nedeni ile en son birlik haline erişinceye kadar, bu döngü sürer.

Raja yoga üzerine en güvenilir kabul edilen kitap, Patanjali’nin ikibin yıldan daha uzun süredir yüksek saygı gören yapıtı Yoga Sutraları’dır. Patanjali tarafından anlatılan yoga, sekiz adım ya da parçadan oluşur ve bu nedenle Ashtanga yoga diye bilinir- yani sekiz kollu yoga. Hatha yoganın da aynı sekiz bölümü vardır, ayrıntılarda küçük farklılıklar gösterir.

Yoganın sekiz kolu şunlardır: yama, her tür kötü düşünce ve eylemden geri durma anlamına gelir; niyama, saflık, ağırbaşlılık, hoşnutluk, kutsal metin incelemesi, Tanrıya adanma gibi günlük dinsel pratikler anlamına gelir. Üçüncüsü asana‘dır, duruş ya da bir başka deyişle, yoga pratiği için en sağlıklı ve elverişli oturma biçimi demektir. Dördüncü kol pranayama‘dır, soluğun düzenlenmesi ve denetlenmesi anlamındadır. Beşincisi pratyahara, zihnin denetimi altına getirilmesi için duyulara boyun eğdirilmesidir, ki konsantrasyon için zorunlu bir hazırlıktır. Altıncısı dharana olarak bilinir ve zihnin konsantrasyonudur. Yedinci dhayana‘dır, derin tefekkür demektir. Sekizincisi samadhi’dir, içsel gerçekliğe ilişkin esrimeli ya da kendinden geçmiş tefekkür halidir.

Böylece, yoganın kimi zaman sanıldığından daha kapsamlı ve karmaşık olduğu görülecektir. Yoga, meditasyon yaparken bedeni sağlam ve düz tutma yönteminden başka bir şey olmayan asana ya da duruş değildir. Çeşitli asanaların uygulanması sağlık için bir alıştırmadır ve çeşitli asanaları etkili biçimde uygulayan bir kişinin yoga yaptığını söylemek yanlıştır. Söylenecek doğru şey, kişinin bedenini sağlıklı ve esnek tutmak için bu alıştırmaları yaptığıdır.

Hatha yoga üzerine yazılmış kitaplarda böyle büyük bir asana çeşitliliğini şart koşmanın nedeni, acemilerin yoğun konsantrasyon sırasında saatlerce oturmak zorunda olmalarıdır. Kimi alıştırmalar bedeni uygun bir biçimde tutmak için zorunludur. Tek başına konsantrasyon, hatta asana ve pranayama ile güçlendirilmiş konsantrasyon bile yoga değildir. Hindistan’da seksen dört asana’nın tümünü yetkinlikle yerine getirebilen ve bunu tüm yaşamları boyunca sürdürebilen, ama aydınlanmaya hiçbir zaman ulaşamayan çileciler vardır. Soluk almayı günlerce durdurabilen çileciler de vardır, o kadar ki toprak altına gömülebilirler ya da günlerce ve haftalarca boğulmaksızın sıkıca kapatılıp lehimlenmiş hava geçirmez odacıklara konulabilirler. Ama böyle ağır ölçütlere karşın, çoğu kez, en küçük bir bilinç gelişmesi yaşamaksızın ya da aşkın doğaya ilişkin hiçbir öngörü kazanmaksızın, derin bir uykudan ya da baygınlıktan uyanan biri gibi uyanırlar. Buna jada-samadhi denir, anlamı bilinçsiz samadhi’dir. Kış uykusuna yatan ayı ve kurbağalarınkine benzeyen, bir tür askıya alınmış canlılık durumudur.

Hindistan’da günde yirmi dört saat meditasyon duruşlarına göre oturan çileciler de vardır. Dik otururken uyurlar ve birkaç saat sonra uyandıklarında meditasyonlarını sürdürürler. Yalın bir yaşam sürdürürler, tüm zamanlarını meditasyonla ya da guruları tarafından buyrulan mantraları ezberden okumakla geçirirler. İnsanlara özgü bilinç düzeyinin üstüne hiç çıkmaksızın ya da tanrısalı deneyimlemeksizin, uzun yıllar uygulamalarını sürdürürler.

“Yoga” sözcüğünün birleştirmek ya da kavuşturmak anlamına gelen Sanskritçe yuj kökünden türemiş olması ilginçtir. Dolayısıyla yoga, bireysel ruhun evrensel tin ya da bilinçle birleşmesini imler. Tüm otoritelere göre, tanrısalla en son birlik durumunun başarılması aşırı derecede zordur.

Batıda yoganın meditasyon tekniklerini uygulayan milyonlarca kişiden kaçı gelişmiş bir bilince erişmiştir? Kaçı çok eski zamanlardan bu yana bu kutsal girişimin başarısıyla ilişkili sayılan daha yüksek bilgeliğin sonsuz mutluluğu ve kendiliğinden akış halini kazanmıştır? Kaçı başka arayıcıları esinlendirebilmek ve yolda onlara kılavuzluk edebilmek adına, aşkınsal olana bir anlık bakış sağlayacak kendi ruhsal deneyimlerini yayımlamıştır?

Hindistan’da, son yüz yıl süresince aydınlanmış insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Eski zamanlarda, vahiye mazhar olmak, ruhsal aydınlanmanın ilk sınamasıydı. Hatta Buda da kendi deneyimlerinin gerçekliği için kanıtlar göstermek zorundaydı.

Tanrısal olanla bir an için bile ilişki kurmak muazzam bir deneyimdir. Platon, Plotinos, Dante, Wordsworth ve Tennyson gibi dünyadaki kimi en ünlü kişiler -en büyük düşünürler ve en yetenekli yazarlar- bu deneyimi yaşamışlardır. Emerson ve pek çok, ama pek çok başka ünlü erkek ve kadın birdenbire kendilerini çarpan bu eşsiz deneyimi, çoğu kez minnettar bir şaşkınlık içinde yaşamışlardır. Çoğu hiçbir ruhsal disipline girmiş değildi, hatta içlerinde Tanrıya sağlam bir inanç taşımayanları bile vardı. Beklenmedik olduğu zaman bile, deneyim yaşam üzerinde kalıcı bir iz bırakır, bu da bireyi yüceltir ve ona şeylerin doğasına yönelik içgörüler bağışlar; ama bu, peçenin ötesini hiçbir zaman göremeyenler için olanaksızdır.

Yoga, bedensel arzularla ve dünyanın albenisiyle kısıtlanmamış yanımıza bir anlık bakışı imler. Kısa bir süreliğine yenilmez ve sonsuz oluruz; bozulma, hastalık, başarısızlık ve üzüntüye bağışıklık kazanırız. Dev güneşlerin ve gezegenlerin fırtınalı evreninin, söze dökülemez bir dinginlik, huzur ve kutsama dolu olan bu sınırsız varlık alanı üzerinde bütünüyle etkisiz bir yansıma gibi göründüğü bir bilinç okyanusunda damlalardan başka bir şey değil, bir harika, bir gizem, bir bilmeceyizdir: Yaşamlarında bir zaman buna erişmiş olanlar bile mistik deneyimi başkalarının anlayabileceği bir şekilde betimleyemezler. Çünkü ruh bir başka aleme, bir başka varoluş haline, duyularımızın, zihnimizin ve aklımızın karanlıklar içinde debelendiği bir başka varlık düzlemine aittir.

Yoga, bilincin bu başkalaşımıyla, insanın yalnızca et ve kemik olmadığını, düşünen, duyumsayan, bilen bir kendilik olduğunu da imler -ama gerçek doğası geçmişin akıllı adamlarından olduğu gibi çağımızın alimlerinden de gizli olan bir kendilik. Bilinç, duyularımız ve zihnimiz için anlaşılmaz bir şeydir. Upanişadlar “Neti, neti” (bu değil, bu değil) der, çünkü bu kendilik, duyularımız tarafından algılanan ya da zihinlerimiz tarafından kavranan herhangi bir şeyle tanımlanamaz.

Kendinize “ne” ya da “kim” olduğunuzu açıklayabilir misiniz? Çevresindeki dünyanın bilincinde olan, nereden geldiği ve nereye gitmesi gerektiği sorusuna hiçbir zaman yanıt veremeyen, içinizdeki bu düşünen, bilen, duyumsayan kendiliğin doğası nedir?

Maddesel dünyada ilerleme, ruhsal uyanışa hazırlık adımıdır. Geçmişteki her uygarlıkta, üstünlük savaşlarının tozu dumanı yatıştığı zamanlar, ebedi sorular olan “Ben kimim ve bu yaratılışın ardındaki sır nedir?” halk içindeki daha zeki ve evrimleşmiş bireyleri kışkırtmaya başlamıştır.

Mısırlılar, Babilliler, Hint-Avrupalılar, Çinliler, Persler, Eski Yunanlılar ve Romalılar arasındaki bilge insanlar tarafından sağlanan yanıtlar, bugün de kayıtlar şeklinde elimizdedir. Hiç kuşkusuz yalnızca ruhun kendini keşfetmeye duyduğu bu bastırılamaz açlık, insanın zihinsel, sanatsal ve bilimsel büyümesini sağlayan şeydir. Aslında, başlangıçta tüm bilgi insandaki dinsel susuzluğun yarattığı baskılardan türedi. Kimi alimler ve bilimciler tarafından dinsel deneyimin beynin patalojik bir koşulu ya da bilinçaltından gelen bir saldırı olduğu yolunda dile getirilen görüşler kadar yanlış bir şey yoktur. Bu sorumsuz tutum insanlığın gelişiminden sorumlu çok değerli dürtüyü temelden yok eder.

Yoga bu çok ciddi sorulara, kuşkucu yadsımaların, uyuşturucu kullanımının, asanalar ya da mantraların, soluk alıp verme alıştırmalarının, ahlaksal erdemler olmaksızın yapılan meditasyonun sağlayamayacağı yanıtlar verme amacındadır. Etkili olabilmesi için yoga tüm sekiz kolu ya da dalıyla birden uygulanmalıdır. En üst deneyime can atan herkes yetkinlik için çabalamalı; işe kişiliğini geliştirmekle başlamalıdır.

“Ancak ve ancak” der Buda “bir hardal tohumu bir iğne deliğinden nasıl düşüyorsa, üzerinden şehvet, öfke, gurur ve düşmanlığın öyle düştüğü kişiye Brahman, yani ruhsal anlamda uyanmış kişi derim.”

Erişilebilir kayıtlara göre, bütün tarih boyunca hakiki deneyimi yaşamış insanların tümünün sayısı birkaç yüzden çok değildir. Bu insanlar bilgi ve sanatın tüm başka dallarındaki yetenekli ve dahi insanlardan çok daha az sayıdadır; ama bugüne dek dünyayı etkilemeyi sürdüren düşünce devrimlerini onlar yaratmışlardır. Bu nedenle ruhsal usta ya da dinsel dahi son derece ender bulunur. “Aydınlanma”, bir bilinç dönüşümü -insanın içinde, ruhun ölümsüz ve sınırsız evreni görmesini sağlayan yeni bir algı kanalının açılmasını- temsil eder.

Dünyaya kendimizi bilmek için geliriz. İçimizdeki biricik yaşam aynası, ki evreni yansıtır, hiçbir zaman kendi şaşırtıcı tözünü açığa sermez, hiçbir zaman kendi dünyasını yansıtmaz. İnsanın evriminin tümü, bizim ete bürünmüş mücevherler olduğumuzu fark etmemizi sağlamak için tasarlanmıştır; bu farkındalık dünya üzerinde doğmuş her insan için yalnızca olanaklı değil zorunludur da. Yüzyıllar alabilir, ama her insan etkinliği ve her toplumsal, politik ya da dinsel düzen, bu güçlü ruhsal tasarıda yer almaktadır.

Eğer doğru biçimde yerine getirilirse, yoga sistemi insanın ruhsal yazgısının doğasını bilim dünyasına açıklayacaktır. İnsan bu dünyanın üzüntüsünün ve sefilliğinin, yenilgisinin ve umutsuzluğunun, kaygısının ve karışıklığının üzerine yükselebilmek için kendini bilmelidir. Doğa tarafından onun içine saklanmış görkemine ve ölümsüzlüğüne, ara sıra kısacık bir bakış yakalamaktan başka hiçbir şey ona dünyadaki savaşında daha sağlam bir destek veremez.

Aslında dünyanın nesnelerinden vazgeçmek zorunlu değildir, çünkü aslında insanın kendisinin olan hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla, hiçbir şeyden vazgeçmek zorunlu değildir, ama sahiplenme duygusundan vazgeçilmelidir. Dünyanın içinde ya da dışında yaşamak pek fark yaratmaz. Dünya nesnelerine bağlanmak sefilliğin nedenidir. Bağlanmamayı imanla ve içtenlikle yaşamına geçiren kişi, karma zincirinden özgürleşmeyi hak eder.

Swarmi Rama

Düşünce Gücünün Bilinmeyen 10 Yasası





Düşünce gücü kavramını duymuşsunuzdur. Bir dönem çekim yasası olarak ve "Sır" kitabı ile hayatımıza girmişti. En bilinen kitabı %100 düşünce gücüdür.

Düşüncenin bir gücü olması tuhaf gelmemeli çünkü zaten hayatımızda tamamen etkili bir durumdadır. Biz düşünen canlılarız.

Pek dile getirilmeyen ama hayatımızı etkileyen 10 yasa nedir?

1- Hayallerini başkaları ile paylaşma.
Çok ilginç bir araştırma insanların hayallerini başkaları ile paylaştıktan bir süre sonra enerjilerinin düştüğü gözlemlenmiş. O hayale karşı istekleri azalıyormuş

2-Düşünceyi Serbest Bırakmak.
Elinde küçük bir top tuttuğunu düşün bunu hedefe fırlatman gerekiyor. Topu sıkı sıkı tutarak bu eylemi gerçekleştirebilir misin? Düşünce Gücü tam olarak böyle çalışır. Top isteğindir. Aklındaki düşüncedir ve onu serbest bıraktığında gerçekleşecek durum için adım atarsın.

3- Düşünceyi Olmuş Gibi Hissetmek.
Hisleriniz devreye girmediği müddetçe ne yazık ki düşüncelerinizi gerçekleştiremezsiniz. Çünkü duygular düşüncenin güçlenmesini ve enerjinin artmasını sağlar.

4- İşaretleri Fark Etmek.
Eğer düşünce gücü ile ilgili iseniz şunu fark etmişsinizdir. Bazı şeyler sizi bulur. Aklınızda bir soru sorduğunuzda onun cevabını alır ve doğru insanlar karşınıza çıkar mesela. İşte düşünce gücü belli işaretler ile çalışır.

5- Sıradışı Düşünmek
Sıradan bir düşünce yapısı ile büyük başarılar elde edemezsiniz. Sıradışı düşünmek demek farklı açılardan olaylara bakabilmek ve düşünce yöntemini geliştirmektir. Bize olaylara bakarken tek bir yönden bakmayı öğretirler. Her zaman tek bir cevap ve yöntem varmış gibi gelir. Ama farklı düşünmeye başladığımızda çok farklı çözümler bizi bulacaktır.

6- Özgür Düşünceye Odaklanmak
Kısıtlanmış bir sınır ile düşüncelerimizi gerçekleştiremeyiz. Bazen sınırlarımızın dışına çıkma özgürlüğünü düşüncelerimize vermeliyiz. Zihnimizi özgür kılmalıyız.

7- Bilinçaltının Gücü
Düşüncelerimizin en temel noktası, bilinçaltımızdır. Bilinçaltımız bizim en büyük yardımcımızdır. Eğer bilinçaltını doğru şekilde anlayabilirsek düşünce gücünü harekete geçirebiliriz.

8- Düşünceyi somutlaştırın.
Düşüncenizi yazıya dökün ve resmini çizin. Bir yerlere her zaman not alın ve düşüncenizi somutlaştırmak için adımlar atın.

9- Düşüncenin bir akışı vardır bunu fark edin.
Düşünce gücünü denedim ama bir sonuç alamadım diyenlerdenseniz bir akışın içinde olduğumuzun farkında değilsiniz. Hayatın ve dahası düşüncenin bir akışı vardır. Hayatta her şey sen hazır olduğunda seni bulur.

10- Gerçek güç içinizde saklıdır.
Herkes kendi içindeki gücü keşfetmeli çünkü ancak böyle başarı hepimizi bulur. Kendini bilmeyen ve tanımayan bir insan ne yazık ki düşünce gücünü harekete geçiremez.

Yüksek titreşimli Bir İnsan Olmanın 9 Yolu

İlgili resim

Yüksek titreşim yayan her şey yüksek enerjileri kendine çağırır. Yüksek titreşimli insanlar şanslılardır. Bazı insanlar otobüsü hiç bir zaman kaçırmazlar. Her işleri yolunda gider. Düşündükleri şeyler gerçekleşir. Buna ruhsal açıdan bakarsak o insanların enerji seviyeleri ve yaydıkları enerjileri yüksektir. Pek çok ünlü kişinin bu kadar ünlü olmasının bir nedeni de yüksek titreşim yaymalarıdır.

Titreşiminizi yükseltmek için yapmanız gereken 9 şey

1- Kendini sevmek ve harika bir insan olduğunu kabul etmen gerekir.

Bunu kabul etmek zor mu? Kendini sevmek... Önemsemen gereken ilk şey sensin ve sen harika bir insansın. Bunu düşünmeye başladığında titreşimin yükselecektir.

2- Kendini eşsiz olarak kabul etmen ve kendini yüceltmen gerekir.
Eşsizsin. Çünkü hepimiz tamamen birbirinden farklı yönleri olan insanlarız. Buna inanmak için parmak izine veya göz retinasına dikkatlice bak. 7 milyar insan yaşıyor ve senin parmak izin hepsinden farklı...

3- Şansına ve kaderine güvenmen gerekir.
Titreşimini yükseltmek için her gün şu olumlamayı yapmalısın. Şans yıldızım her gün yükseliyor. Kaderime güveniyorum.

4- Gülümsemen ve insanlara içindeki güzelliği hissettirmen gerekir.
Gülümsemek harikadır. Sen gülümsediğinde iç dünyan dahil tüm evren gülümser. Titreşimini arttıracak harika bir güçtür.

5- Kendine inanman ve hayallerini takip etmen gerekir.
Kendine inan ve güven... Hayallerinin peşinden koş... Çünkü o hayalleri boşuna kurmadın onlar sana verilmiş harika yol haritalarıdır.

6- Hayata aşık olman gerekir.
Hayat bir şiir ise sen onun şairisin. Onu sev ve ona tutkuyla sarıl. Hayatı sevdiğinde onu güzelleştirmek için tüm bilincin ve bilinçaltın çalışmaya başlayacaktır.


7- Evrenin enerjisine uyum sağlaman gerekir.
Evren bir rezonans ile titreşim yayar. Evrenin enerjisine odaklanmak için onu dinlemen gerekir. O tüm çevrendeki titreşimi değiştirecek harika bir güçtür. Onu dinlemek için sessizleşmeli ve 10 dakikanı kendine ayırmalısın.

8- Güzelliklere ve pozitife odaklanman gerekir.

Yüksek enerji ve titreşim pozitif enerjiden oluşur. Negatif enerji düşük bir titreşim yayar ve seni enerjisiz bırakır. Depresyondayken titreşimin çok düşüktür. Pozitif iken ise tüm dünya ile dans edersin.

9- Muhteşem bir geleceğin olduğuna inanman gerekir.
Hayatının harika olacağına dair inancını kaybettiğin gün negatif enerjiye kapılırsın. Enerjin düşer. Bunu yaptığında ise titreşimini en alt seviyeye indirirsin. Geleceğine ve güzel şeylerin geleceğine dair olan inancını yükselt. Enerjin ve titreşimin yükselsin.

Doğru Nefes Alıyorum Huzur Buluyorum...


YAŞAM SOLUĞU

Soluk, yaşamdır ve solunum, bize ihtiyacımız olan ya­şamsal enerjiyi sağlar.
Solunuma hakim olmayı bilmek, yaşamsal enerjiye ha­kim olmak demektir.Öyleyse, tüm gücümüzün soluğumuzda yer aldığını söyleyebiliriz. Yaşamımız ilk solukla başlar ve son solukla biter. Varlığımızın kalitesi, yoğunluğu, değeri bü­yüölçüde "nefes almayı bilmemize" bağlıdır. Bitki ve hay­vanlarla tek ortak yönümüz olan solunum, üzerinde hakimi­yet kurabileceğimiz tek işlevdir. Bizim ruh sağlığımızı, içgüdülerimizi yönetmemizi sağlar. Bu herkesin kişisel bir işidir, çünkü kimse bir başkası adına nefes alıp veremez. Solunum, vücudumuzun doğal işlevlerini düzenler.
Kendi solunumunun farkına varmak, "ben varım" de­mektir.

PRANAYAMA
Hindistan'daki yogiler için, pranayama veya "nefes tut­ma", yoganın temel alıştırmasıdır. Yogiler, böylece onları çevreleyen ve hayatta kalmak için bağlı oldukları yaşamsal enerjiye, pranaya hakim olmayı öğrenirler. Bu enerji, tüm "kımıldayan", "titreyen" ve varlıkların vücutlarını canlandı­ran şeyle ilişkilidir. Yogiler, soluk üzerinde hakimiyet kurma­yı öğrenirken, bu yaşamsal enerjiye onu dağıtmadan yaklaş­mayı, psikosomatik organizmalarına çok daha büyük bir ya­rar sağlamak için tercih ederler.
Solunum hareketi, yani nefes alıp vermek, çevremizde rastladığımız tüm ikili kutuplarla karşılaştırabilir: gece ve ndüz, sıcak ve soğuk, pozitif ve negatif, vb. gibi. Bu ku­tuplar, kusursuz bir denge sağlamak için vazgeçilmezdir. Bu solunum disiplinini geliştirirken, kendimize, enerjimize ha­kim olabileceğimiz bir araç uydurabilir ve böylece, doğada bizi çevreleyen tüm canlılarla ortak bir yaşam yaratabiliriz. Solunum sırasında, evrendeki "kendi" yerimizi alıyoruz. Ne­fes alıp vermeyi öğrenmek, yaşamın her anının farkına var­mak demektir. 
Sıkıntı veren bir an mı yaşıyoruz? Hemen so­lunumumuza dikkat etmeliyiz. Her zamanki halinden çok daha sık, kesik kesik olacaktır. Ortada ani bir ölüm olasılığı olabilir?Öyleyse, solunum ritmimizi tekrar düzene sokmak için (tekrar nefesimize hakim olmak için), biraz zaman ayıra­lım ve böylece organizmamıza karşımıza çıkan durumla ba­şçıkma olanağını verebilelim.
Nefes alırken, diyafram bir şırınga gibi "çekilir" ve böy­lece ciğerlerin dibinde hava değişimine yol açar. Diyafram, örttüğü organlara (karaciğer, mide, bağırsak, dalağa ve kar­nın içinde yer alan diğer organlar) devamlı bir masaj gibi çok yumuşak ve hafif bir basınç uygular. Soluk verdiğimiz zaman, diyafram önceki haline döner ve akciğerlerin en dipten başlayarak tüm havalarını boşaltmalarına yardım ed­er. Her nefes alışta karın, diyaframın baskısı altında, sonra doğal bir dalgalanma hareketi içinde ilk durumuna döner hafifçşişer. Solunum hareketi, enerji sistemimizin temiz­lenmesini sağlar. Ama maalesef aramızdan çok azı, "iyi" ne­fes alıp vermeyi bilir.
Karındaki havayı boşaltarak nefes vermeye başlayın. Derinden nefes verdiğiniz ve ciğerlerinizin havasını boşalttı­ğınız zaman, doğal bir "hava değişikliği" oluşur. Diyaframı­nız, tıpkı bir hava pompası gibi hareket eder. Karnınışişer ve doğal bir şekilde havayla dolarsınız. Bu solunum derin, yavaş ve ritmiktir.
Nasıl Solunum Yaptığını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim.
Yavaş, geniş ve derin solunum, sağlıklı ve duygularına çok iyi hakim olan bir kişiye işaret eder. Buna karşılık, hızlıkesik kesik ve yüzeysel solunum, gergin bir kişiyi belirtir. Di­ğer taraftan, endişeli biri, nefesini tutacaktır. Yaşamın bu an­lık duruşu, korkunun bir etkisidir.
Bir çok kişi, "nefes alıp vermeyi bilme" eksikliğinden en­dişe ve stres içinde yaşar veya her gün depresyona gittikçdaha fazla yaklaşır. İlerideki sayfalarda size hem kolay, hem de çok etkili, değişik solunum alıştırmaları sunuyorum. Her gün bu alıştırmaları yapın. Çok kısa bir süre içinde, psikolo­jik açıdan olduğu kadar fiziksel açıdan da bunların iyileştirici etkilerini görünce şaşıracaksınız. Evet, hazır mısınız? Sıra ci­ğerlerde, 1, 2, 3... nefes alın, verin.

Alıştırmalar
Karından solunum
Yere rahatça uzanın. Gözlerinizi kapayın ve bırakın vü­cudunuzun tüm ağırlığı yere doğru aksın, Karnınız tümüyle, sönmüş bir balon gibi boşalana kadar, yavaşça nefes verin. Nefes vermenin son noktasına geldiğinizde ve tekrar nefes almaya başlamadan, bir süre bütün kaslarınızın gevşemesi için, bu boşluğu iyice hissetmeye çalışın. Sonra, burun delik­lerinizden çok hafif bir hava geçirecek kadar yavaş nefes al­maya başlayın. Soluk almaya, ciğerleriniz tümüyle hava do­lana kadar devam edin. Hava ciğerlerinizin en üstlerine ula­şana kadar, göğsünüz havayla şişip omuzlara kadar hava ile dolana kadar devam edin. (Dikkat, bu arada omuzlarınızı kaldırmayın, bu bir basınca yol açar!)
Havanın vücudunuzu doldurduğunu hissetmek için, kü­çük bir ara verin. Ve çok yavaşça, soluk verme işlemine baş­layın ve havanın, önce omuzlarınızdan, ciğerlerin üst kımından, göğsün yan kısımlarından ve daha sonra karından, tümüyle boşaldığını hissedene kadar devam edin. Yine kü­çük bir ara verin ve soluk alma evresine geçin. Her solunum hareketine yoğunlaşın, gittikçe dalga şeklini alan ritmine dikkat edin. Alın, verin.

İkili solunum
Bu alıştırmanın amacı, sinir sistemini sakinleştirmek; ci­ğerleri temizlemek; dengeyi (pozitif-negatif) kurmaktır.
rtınız dik ve böbrekler hizasında hafifçe kıvrık, kollar ve bacaklar düz (çaprazlanmamış) olacak şekilde rahatça oturun. Sonra, bu alıştırmaya hazırlanmak için karından bir­kaç solunum yapın.
Nefes verin. Sağ başparmağınızla, sağ burun deliğinizi kapatın, sonra yavaşça ve derinden sol burnunuzla nefes alın. Ciğerler havayla dolunca, nefesinizi zorlamadan tuta­rak her iki burun deliğinizi de kapatın (sol burun deliğinizi, sağ işaret parmağıyla). Sonra sol burun deliğinizi kapalı tu­tarak, sağ burun deliğinden yavaşça nefes verin. Ardından, her iki burun deliğinizi de kapatın ve bir süre boş ciğerleri­nizle nefesinizi tutun.
Aynı alıştırmaya, nefes verdiğiniz aynı burunla (bu du­rumda, sağ burun) nefes alarak devam edin,
Bu alıştırmaya bir ritim kazandırmak için, nefes almayı, havayı tutmayı, nefes vermeyi ve ciğerleri boş tutmayı, hep dörde kadar sayarak yapmanızı öneririm.
Bu alıştırmayı, her zaman ve istediğiniz kadar uzun ya­pabilirsiniz. Özellikle günlük olaylardan bunaldığınızı hissetti­ğiniz bir devrede, çok yararlı olacaktır. Böylece, özel hayatı­nıza çekilebilecek ve sadece ikili solunumun hemen ilk bir­kaç dakikasında, tekrar sakinleşmiş ve iç huzurunuza kavuş­muş olacaksınız. Yine, "kendi" yaşamınızın yönetimindeki yerinizi alacaksınız.

Arica yöntemi
Bu yöntem, bütün vücudunuz aracılığıyla pranayı iççekmek amacındadır. Çok kolaydır ve her zaman, her yerde (hatta iki önemli toplantı arasında, dinlenme odasında bile) uygulanabilir.
Bacaklar paralel, dizler gevşek ve enerjinin iyi dolaşabil­mesi için hafifçe kıvrık, kollar serbest ve omuzlar gevşek bir şekilde, ayakta durun.
Ellerinizi birleştirin ve çok yavaşça, burundan derin bir nefes alarak, kollarınızı başınızıüstüne kaldırın. Bırakın, kollarınızın hareketini nefes almanız yönetsin.
Hafifçe ellerinizi birbirine doğru bastırın ve boynunuzun arkasında dinlenmeye bırakın. Nefes almanız bitti, ciğerleri­niz havayla dolu. Bu havayı, ciğerlerinizde olduğu kadar bü­tün göğüs boşluğundan boğazınıza kadar, karnınızda uzun bir dakika boyunca tutun.
zınızdan yavaşça nefes verirken, ellerinizi başınızıüstünden geçirin ve nefes vermenizi ellerinizi önünüzde bir­leşmiş bir halde iken bitirin. Kollar gevşek ve serbest olmalı­dır.
Bu alıştırmayı üç kez yineleyin.

Chislaine D. Martel
Ben Enerjiyim